‘Sarı ok’; Futbolda bir kilometre taşı

‘Sarı ok’; Futbolda bir kilometre taşı

Hızı, bitmek bilmeyen enerjisi ve –ilerleyen yıllarda epey seyrelse de- sarı saçları sebebiyle “Sarı Ok” lakabıyla anılan bu futbol efsanesi, kazandığı tüm başarıların ötesinde Real Madrid’le özdeşleşmişti.

Mithat Fabian SÖZMEN

“Hiç yerinde durmazdı. Kafasını yukarıda tutarak tüm sahayı görür, dört nala koşarak savunmayı yarar, hücumu başlatırdı. Her golün başlangıcında, pozisyon anında ve sonunda orada olurdu, golün her türlüsünü attı...”

Eduardo Galeano’nun üç satırda özetlediği Alfredo Di Stefano, futbol tarihinin en görkemli kariyerlerinden birini ardında bırakarak 88 yaşında yaşamını yitirdi.

Hızı, bitmek bilmeyen enerjisi ve –ilerleyen yıllarda epey seyrelse de- sarı saçları sebebiyle “Sarı Ok” lakabıyla anılan bu futbol efsanesi, kazandığı tüm başarıların ötesinde Real Madrid’le özdeşleşmişti. 1953’te, 27 yaşında Barcelona ile Real Madrid arasındaki gerginliği bir hayli yükselten bir sürecin sonunda, Franco yönetiminin de baskısıyla başkent ekibine transfer olan Di Stefano, Real’i 21 yıl aradan sonra şampiyonluğa taşıdı. 1953/54 sezonuyla birlikte Santiago Bernabeu’nun başkanlığındaki takım 11 sezonda 8 lig şampiyonluğu ancak daha da önemlisi üst üste 5 Şampiyon Kulüpler Kupası(1956’dan 1960’a) kazandı.

Real Madrid’in İspanya ve dünya futbolundaki hegemonyası bu dönemle birlikte başladı. Bu yüzden bu başlangıçta Di Stefano’ya da Franco’ya da pay biçenlerin kendilerince haklı olduğunu söylemek lazım.

Brian Glanville’in Bobby Charlton’ın ağzından aktardığı üzere, “Topu kaleciden alıyor, beklere ne yapmaları gerektiğini söylüyor, sahanın neresinde olursa olsun topu alabileceği bir pozisyonda duruyor. Sahada olan her şeyde onun etkisini görebiliyorsunuz. Hayatımda hiç bu kadar komple bir futbolcu görmemiştim... Gözlerinizi ondan alamıyordunuz...”

‘MODERN FUTBOLUN MUCİDİ’

Evet, genç Bobby Charlton’ın 1957’de onu ilk kez izlediği maçta şahit olduklarına dayanarak anlattıkları aslında Di Stefano’yu yeterince özetliyor. Don Alfredo’nun yukarıda sayılan özellikleri pek çoklarının onu “Modern futbolun mucidi” olarak anmasına sebebiyet verdi. Di Stefano, kısa sürede futbol sahalarında görmeye başlayacağımız, sahada pek çok şeyi yapabilen, çok yönlü oyuncuların başını çekiyordu. Onun için Franco’nun bu denli ısrarcı olması anlaşılabilir.

Di Stefano’nun kariyeri başarılarla olduğu kadar tartışmalı transferlerle de doludur. Yani tek inatçı alıcısı Bernabeu ve Franco değildi. Kariyerine 19 yaşında River Plate’te başlayan Di Stefano, 5 yıl boyunca Arjantin’de Los Millionarios(River Plate) ve bir süre kiralık oynadığı Huracan’da toplam 63 gol attı.

FRANCO’NUN ELİYLE REAL’E

1949’da patlak veren futbolcu grevi sonrası, dönemin pek çok meşhur Arjantinli yıldızı gibi, o dönem FIFA’ya dahil olmayan Kolombiya ligine geçti. Tartışmalı bir şekilde Los Millionarios’tan Kolombiya’nın Millonarios’una geçen Di Stefano burada 4 yılda 3 lig şampiyonluğu kazandı ve 294 maçta 267 gol attı. Ancak Kolombiya’nın FIFA’ya tabi olması sonrası ona bir kez daha yol göründü. Bir hazırlık maçında kendisini izleyen Barcelona ve Real Madrid hemen peşine düştü. Ancak Barcelona daha öndeydi. 1953’te Katalan ekibiyle bir hazırlık maçına dahi çıktı. Sonrasında Franco’nun federasyondaki gücü ve kimi iddialara göre Barcelona’da Franco’nun talimatıyla Real Madrid ajanı olarak çalışan bazı isimlerin sabote etmesi sonucu bir anda kontrat kaosu yaşandı. İspanya Futbol Federasyonu, Barcelona’nın imzaladığı kontratı tanımadı. Sorunu çözmek için 4 yıllık bir sözleşme imzalanması ve Di Stefano’nun bir yıl Real Madrid, bir yıl Barcelona’da oynaması üzerine anlaşıldı. Ancak sezonun başlamasıyla Barcelona, Di Stefano kontratını yırtıp attı ve haklarını Real’e sattı. Muhteşem Real Madrid tarihi de böylece yazıldı. Di Stefano, toplamda 396 maçta 308 gol attı. Futbol hayatının son döneminde de Barcelona’nın rejim taraftarı kulübü Espanyol’da forma giydi.

HİÇ DÜNYA KUPASI’NDA OYNAYAMADI

Arjantin, Kolombiya ve İspanya milli takımlarında oynadı ancak hiç Dünya Kupası’nda forma giyemedi. 1950 ve 1954’te Arjantin Dünya Kupası’nda yoktu. 1956’da İspanya vatandaşlığına geçti ancak İspanya, 1958 İsveç’e katılamadı. İspanya’nın 1962 Şili’ye katılmasında önemli rol oynadı fakat bu kez de sakatlığı sebebiyle kadroda yer alamadı. Artık 35 yaşına gelmişti ve trenin kaçması kaçınılmazdı.

DEVRİMCİ ÖRGÜT KAÇIRDI

Real’deki son yılı öncesi Venezuela’da Ulusal Kurtuluş Ordusu (FALN) adlı devrimci örgüt tarafından kaçırıldı. Franco’nun idam ettiği İspanyol komünist Julian Grimau’nun adıyla gerçekleştirilen kaçırma eylemi 2 gün sürdü. 2 gün sonra sağ salim İspanya Konsolosluğu’na teslim edildi.

Di Stefano, teknik direktör olarak da önemli başarılar kazandı. Boca Juniors, River Plate ve Valencia’yı lig şampiyonluğuna taşıdı. Valencia ile 1980’de Kupa Galipleri Kupası’nı da aldı. Ancak Galeano’nun dediği gibi “Dörtnala koşturup”, “Her renkten golü bizzat atamamak” ona işkence gibi geliyordu. Bir kez daha Brian Glanville’in Guardian’daki ‘anma yazısı’ndan alıntılayacak olursak, “Gençlerle çalışma imkanının dışında olabilecek en korkunç meslek” diyordu teknik direktörlük için.
Bitirirken sözü Galeano’ya ve tribünlerin Di Stefano için yaptığı tezahürata getirelim:
“...Dikkat dikkat,
Çekilin yoldan,
Sarı ok geliyor,
O herkesten daha hızlı...”

www.evrensel.net