Kürtler ne yapacak? Kürtler ne yapmalı?

Kürtler ne yapacak? Kürtler ne yapmalı?

IŞİD’in Musul’u ele geçirdiği 10 Haziran tarihi, Irak ve Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’daki birçok devletin artık eskisi gibi olamayacağının da göstergesi.

Fehim IŞIK

IŞİD’in Musul’u ele geçirdiği 10 Haziran tarihi, Irak ve Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’daki birçok devletin artık eskisi gibi olamayacağının da göstergesi.

Son olarak Suriye üzerinden geliştirdiği Ortadoğu politikası yerle bir olan Türkiye, IŞİD’i ve Ortadoğu’daki diğer silahlı grupları besleyen Suudi Arabistan ve Katar, Maliki ve Esad yanlısı tutumuyla gelişmelerin göbeğine oturan İran başta olmak üzere, bölgedeki her devlet bu gelişmelerden etkilenecektir. Hiç kuşku yok, sınırlarını Batılı emperyalistlerin cetvelle çizdiği Kürdistanlılar da bu gelişmelerden etkilenecektir.

Kabul etmek gerekir ki Ortadoğu’da geleceği olmayan tek örgüt varsa o da IŞİD’dir.

İşte dengeleri alt üst eden de geleceği olmayan bu örgüttür.

IŞİD’İ BÜYÜTEN SURİYE KRİZİDİR

Tekrara gerek yok, kısaca değinip geçelim.
Irak el Kaidesi’nden Irak İslam Devleti’ne, oradan da Irak Şam İslam Devleti ve İslam Devleti’ne dönüşen kanlı örgütün kısa sürede bunca güçlenmesinin, Suriye ve Irak’ta Sünni bölgelerin büyük bölümünü denetime almasının temel nedenlerinden biri Suriye krizidir. 2004’te Irak’ın Diyala kentine bağlı Bakuba’yı başkent ilan ederek İslam Emirliği kuran IŞİD, ABD’nin silahlı müdahalesiyle hem başkentinden oldu, hem de giderek zayıfladı. 2011’de ABD’nin Irak’tan askerlerini çekmesi, hemen akabinde 2012 Suriye krizi, IŞİD’e adeta ilaç gibi geldi. Şunu da görmekte yarar var ki Kürt karşıtlığı üzerinden politika üreten Türkiye’nin Rojava’da IŞİD’e destek vermesi, önünü açması, Türkiye’yi yol geçen hanı gibi kullanmasına göz yumması da IŞİD’in gelişmesinin önemli nüvelerinden biridir.
IŞİD’in son bir ayda koca bir coğrafyayı denetimine almasında Musul, Selahattin, Tikrit’ten kaçarcasına çekilen Irak Başbakanı Nuri Maliki’ye bağlı ordu güçlerinin geride bıraktığı silahların da ciddi katkısı vardır. En riskli olan ise IŞİD’in kitle imha silahlarına da sahip olması ihtimalidir.

IŞİD SALDIRGANLIĞI SÜRECEK

Irak yönetiminden dışlanan, Suriye’de de Esad zulmüne alternatif arayan Sünnilerin ciddi desteğini alan IŞİD, artık Sünni bölgeleri kontrol etmekle yetinmiyor. Bu bölgelerin, yani taban desteği bulduğu kentlerin dışına çıkmak için de çabalıyor.
Daha önce birkaç kez yazmış, bazı TV tartışmalarında dikkat çekmiştim. IŞİD’in elde ettiği silah gücünün avantajını da kullanarak Rojava’ya intikamcı bir saldırı ile yöneleceği aşikardı. Hakeza, Musul ile Suriye arasında önemli bir geçiş kenti olan Êzidi kenti Şengal’e de saldıracağının ipuçları var. Irak’ı tamamen kontrol altına almak için ise Bağdat’a girmeyi, o olmazsa bile en azından Bağdat’ın banliyölerini, Yeşil Hat dışında kalan güvenliği zayıf kasaba ve köyleri denetime almayı da zorlayacaktır.
IŞİD, yanıltmadı.
En zayıf halka olarak gördüğü Rojava’nın Kobani kentine büyük bir güçle saldırmaya başladı. Bir günde 4 bin havan topu atışı yaptığı Kobani’ye bağlı YPG denetimindeki köylerin bazılarını ele geçirdi. Acımasız saldırılarını hâlâ sürdürüyor.
Rojava’ya saldıran IŞİD’in adını andığımız diğer bölgelere de saldırması hayalci senaryolar değil. Giderek güç toparlayan, önemli bir silah envanterine sahip olan IŞİD, ya saldıracak, ya bitecek.
IŞİD açısından bu işin ortası yok.
Bir tek alanda durmayacak.

KÜRTLER İÇİN FIRSAT MI HEZİMET Mİ?

Tüm bunlar olurken, Kürtler açısından değerlendirilmesi gereken öznel durumlar da var. IŞİD saldırısı sonrası Irak ordusundan boşalan ihtilaflı Kürt kentlerini Güney Kürdistanlı peşmergeler denetimlerine aldı. Kerkük, Xanekin, Mendeli, Şengal ve Musul’a bağlı Kürt kasaba ve köyleri, bir diğer deyimle Güney Kürdistan’ın yüzde 95’i artık Kürt peşmergelerinin denetiminde. Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani, peşmergenin bu kentlerden geri çekilmeyeceğini söylüyor. Bu gelişme ile birlikte Güney Kürdistan’ın bağımsızlığını ilan etmeye hazırlandığı, bunun için referandum da dahil bazı hazırlıkların yapıldığı bilgileri güneyli yetkililerin açıklamalarıyla kamuoyuna yansıdı. Birileri bunu fırsatçılık olarak değerlendirse de biliyoruz ki siyaset bir fırsat sanatıdır da. Bazen fırsatlar hiç ummadığınız anda, hatta düşmanınızın kendi eliyle karşınıza çıkar.
Saddam gibi ceberut bir diktatörün devrileceğini kimse düşünemezdi. 2 Ağustos 1990’da Kuveyt’e giren Saddam kendi sonunu da hazırladı. Saddam’ın sonunu hazırlayan etken Güneyli Kürtler ve Iraklı Şiiler için fırsat oldu.
Bugün benzer durum Kürtlerin başlattığı bağımsızlık tartışmalarında da görülüyor. Irak Anayasası’nın 140. maddesini fiili engellerle uygulamayan, Sünnileri dışladığı yetmezmiş gibi yeni bir Saddam olma hayali kuran Nuri Maliki, kendini Bağdat’a hapsederken IŞİD’e bir İslam Devleti hediye etti. Kürtler ise Kürdistan Bölgesi dışında kalan ihtilaflı bölgelerin denetimini ele aldı; birkaç ay içinde de bağımsızlık referandumu yapmaya hazırlanıyorlar.
IŞİD’in bu saldırganlığının zararını en fazla çekecek olanların aynı zamanda IŞİD’e karşı kahramanca direnen, IŞİD’i Rojava’ya sokmayan Rojavalılar olduğu görülüyor.
Türkiye Rojavalılara kapılarını kapattı; PYD’nin tüm girişimlerine rağmen IŞİD ve diğer Kürt düşmanı kesimleri desteklemekte sakınca görmezken Rojavalı Kürtleri nefessiz bırakmak için uğraştı.

KÜRTLERİN HANDİKAPI: UZLAŞMAZLIK

Güney Kürdistan yönetiminin en etkin gücü olan KDP (Kürdistan Demokrat Partisi), başından beri Rojava’da “fifti fifti” bir yönetim anlayışını savunuyordu. Bu nedenle PDK-S (Suriye Kürdistanı Demokrat Partisi) üzerinden Rojava yönetimine katılmayı zorladı. Bu yönetimi yalnız idari anlamda bir ortaklık olarak değil, askeri anlamda bir ortaklık olarak da gördü. Deyim yerindeyse 1991’lerin birçok kötü örnekle anabileceğimiz Güney Kürdistan deneyimini, Rojava’ya da taşımak istedi. PYD’nin buna karşı çıkması, ilişkileri gerdi, Kürtler arasındaki mesafeyi açtı. KDP’nin diplomatik kıskacını da aşamayan Rojava yönetimi, ABD ve AB’nin desteğini alamadı, kısmen PKK’nin askeri deneyiminden yararlanırken bir tek Kuzey Kürtlerinin manevi desteği ile baş başa kaldı.
KDP-PYD ilişkileri üzerinden şekillenen Rojava-Başur gerginliği hâlâ sürüyor.
Güney Kürdistan Rojava’daki kanton yönetimini tanımazken PYD’yi Esad üzerinden vuruyor. Rojava yönetiminin en etkin partisi PYD ise Güney’deki bağımsızlık tartışmalarına ilgisiz; bağımsızlığın Kürtlerin lehine olmayacağını söylüyorlar.
Bağımsızlık tartışmalarında Kürdistan Yurtseverler Birliğinin (KYB) de eski stratejik ortağı KDP’yi yalnız bıraktığı görülüyor. Kerkük’ü denetimine alan KYB içinden gelen sesler, ihtilaflı bölgelerin statüsünün belirleneceği referandum ile bağımsızlık için yapılması öngörülen referandumun, Kürtler uzlaşmazlıklarını aşmadığı sürece o kadar kolay yapılamayacağını gösteriyor. Güney Kürdistan’ın ikinci büyük partisi Goran Hareketi ise her tarafa çekilebilecek bir tutum ile “Halkın taleplerini önemseyeceğiz” söylemini aşan bir yaklaşım üretmiş değil henüz.
IŞİD’in Irak ve Suriye’de değiştirdiği dengeler bu durumu fırsat olarak gören Kürtlerin kendi aralarındaki ihtilafları aşamamış olmaları nedeniyle, her an faciaya dönüşebilecek bir potansiyel de içeriyor.
KYB, Kerkük’le birlikte yeniden toparladığı gücünü korumayı tasarlıyor. KDP, giderek sıkışıp kaldığı Bahdinan sınırını yeni bir bağımsızlık hamlesi ile aşmaya ve uluslararası diplomatik gücü üzerinden etkinliğini diğer parçalara da yaymaya çabalıyor. Goran Hareketi, henüz devlet yönetimine katıldığı için çözüm üretmek yerine devletin nasıl yönetileceğini anlamaya çalışıyor. Kuzeyin en güçlü partisi PKK bir yandan Rojava’ya en etkin desteği verirken, diğer yandan Güney ve Batı Kürdistan’ı, Kürdistan hükümetine bağlı peşmergelerle birlikte ortak savunmanın koşullarını zorluyor.Tüm bunlarla birlikte şunu anlıyoruz: Kürtler karışlarına çıkan tarihi fırsatı değerlendirebilirler; kendilerine ana sütü kadar helal olan bağımsız Kürdistanı da ilan edebilirler. Ama tüm bunları yapabilmeleri için uzlaşmaları gerekecek.
Uzlaşırlar mı? Kazanmak istiyorlarsa uzlaşmak zorundalar.

www.evrensel.net