Rehabilitasyona Hükümetin yaklaşımından başlanılmalı

Rehabilitasyona Hükümetin yaklaşımından başlanılmalı

Fatih Polat, AKP'nin açıkladığı 'Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı' paketini değerlendirdi.

Fatih POLAT

Tarih 31 Ağustos 2009. Hükümetin ‘Kürt açılımı’ politikasıyla ilgili görüşmelerin koordinasyonunda sorumlu ismi, dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay, birçok kurumla, toplumun çeşitli kesimleriyle bu konudaki görüşmelerinin ardından İçişleri Bakanlığı Konferans Salonu’nda düzenlediği basın toplantısında, şunları söyledi: “Demokratik açılım süreci, politik kaygılarla, politik hesaplarla, günlük politikanın dil ve üslubuyla ele alınamayacak derecede önemlidir.” Atalay, tüm bu üsluba odaklı konuşmasına rağmen, aynı konuşmada konuya giriş yaparken, “Herkes terörün bitmesini istiyor” ifadelerini kullandı.

Bilindiği gibi sürece ilişkin olarak da Hükümet önce ‘Kürt açılımı’ ifadesini kullanmış, ardından ‘Demokratik açılım süreci’ demiş, yaklaşımını da ‘terörle mücadele’ söyleminden hareket eden bir bağlamın içinde oturtmuştu.

Araya ‘KCK operasyonları’ girdi. Milletvekilleri, belediye başkanları, avukatlar ve gazetecilerin de aralarında bulunduğu binlerce kişi bu operasyonlar sonucunda tutuklandı. Bu davalarda tahliyeler yaşanmış olsa da, milletvekilliği AKP tarafından çalınmış olan Hatip Dicle’nin de aralarında bulunduğu pek çok isim hâlâ tutuklu bulunuyor.

Bugün gelinen noktada ise, Beşir Atalay’ın 5 yıl önceki ifadelerindeki yaklaşım, Meclise getirilen sürece dair yasaya daha adından başlayarak ruhunu vermiş gözüküyor: “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı”.

Konuya yaklaşım ‘terörle mücadele’ diye ifade edilince, ‘çözüm sürecine’ ilişkin çalışmaların koordinasyonunun Kamu Güvenliği Müsteşarlığı tarafından yürütüleceğinin hükme bağlanması da şaşırtıcı olmuyor.

Hükümetin 5 yıl sonra Meclise getirdiği tasarıda da sorunun adını “terör” olarak koyması, toplumdaki ön yargıları değiştirmeye değil, beslemeye hizmet eden bir yaklaşımdır.
Tasarıdaki en önemli maddelerden biri de şu: “Bu kanun kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin hukuki, idari veya cezai sorumluluğu doğmaz.”

Bu iki türlü okunabilir. Birincisi Hükümetin kendisini korumaya alma ve Oslo’dan itibaren kritik eşiklerde karşılaşılan sabote etmeye yönelik tutumlara karşı kalkan oluşturmak, ikincisi de ‘müzakere sürecini’ yasal bir statüye kavuşturma.

Kürt hareketinin süreci bir tık da olsa ileriye taşıma gayretiyle, bu adımı sürecin yasal bir statüye kavuşturulmasına yönelik bir adım olarak değerlendirmesinde yadırganacak bir yan yok. Sürecin ilerlemesi için bu türden yasal dayanaklara ihtiyaç olduğu da yaşayarak görülmüştür. Ancak burada mesele Hükümetin bunu, süreci ilerletmek açısından kullanıp kullanmayacağı. Tasarıda, hükümete “Dağdan inecek PKK’lılar için rehabilitasyon imkanı yaratma yetkisi” verilmesi gibi noktalar bu soruya verilecek yanıt açısından da bir fikir veriyor. Sorunun adı ‘Kürt sorunu’ olarak koyulmayınca, dağdan inmesi istenen PKK’li de, yasal siyasal alana değil de, rehabilitasyon sürecine davet ediliyor.

Hükümet ve ona bağlı kurumların, Kürt siyasetinin kritik özneleriyle yaptıkları görüşmelerde, tasarıdaki bu yaklaşımı, CHP ve MHP gibi partilerden gelen ve gelebilecek ‘Hükümet PKK ile Öcalan ile masaya oturuyor’ baskılarını savuşturma ihtiyacıyla gerekçelendirmesi olması muhtemeldir.

Ancak bu açıdan kritik nokta halkın bu sürece kazanılmasına yönelik açık bir üslup kullanılmasıdır. Bu noktadaki ‘üslup’ farkı basit bir retorik meselesi değil; bir yandan müzakereden söz ederken diğer yandan linçlerin bile önünü açabilen Hükümet yaklaşımını rehabilite etme meselesidir.

www.evrensel.net