Diyarbakır’ın varoşlarından İstanbul’a Mazxana

Diyarbakır’ın varoşlarından İstanbul’a Mazxana

Hüsamettin Bahçe’nin Diyarbakır’ın yoksul yüzünü çektiği fotoğraflarından oluşan ‘Mazxana’ sergisi önceki gün Beyoğlu Cezayir Restoranda açıldı. Çektiği fotoğraflar her ne kadar Diyarbakır’ı ve insanını ele alsa da yoksulluğun rengi çok tanıdık. Asya’dan Avrupa’ya uzanan

Sergisinin açılışına yurt dışında olduğu için katılamayan Bahçe, aynı çalışmalarını geçtiğimiz nisan ayında Diyarbakır’da sergilemişti. Bahçe, sergilediği fotoğraflardan bir de albüm çalışması yapmış. Sergideki fotoğraflara imzalarıyla destek veren aydınlar aç kalmayı, yoksulluğu sözcüklere dökmüşler.

Sergilerin ve albümün önemi gelirinin; Diyarbakır’da yoksullukla mücadele eden, sadaka kültürüne savaş açan Sarmaşık Derneği aracılığıyla yardıma ihtiyacı olan ailelere ulaşacak olması.

Yoksulluk her şeyiyle görünürdür fakat susturur izleyeni, konuşturmaz. Uzun, kara bir bakışla sessiz kalır ve karşısındakinin de sessiz kalmasını ister. Susalım ve bu etkileyici çalışmayı Diyarbakır’dan İstanbul’a taşıyan  ‘Sarmaşık Yoksullukla Mücadele ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği’ Genel Başkanı Dr. A.Selçuk Mızraklı’yı dinleyelim.

2 BİN 600 AİLEYİ SARAN SARMAŞIK

Sarmaşık derneğinin kuruluş sürecini ve geldiği noktayı bize anlatabilir misiniz?
Sarmaşık bir ihtiyacın sonucu ortaya çıktı. Belediye Başkanımız Osman Baydemir’in liderliğinde; demokratik, aydın, dayanışmacı insanlar tarafından oluşturuldu. 2000’li yıllarda bölgemizde yaşanan yoğun göçlerden sonra yoksulluk haritaları değişmeye başladı. Yapılan  alan çalışmalarının neticesinde belki bizim de  gördüğümüz, duyduğumuz ama bilgi ve belge olarak ortaya koyamadığımız çıplak gerçeklerle karşılaştık. Çok derin bir halka halinde pek çok insanın açlık sınırının altında yaşadığını gördük. Sarmaşık, bu ailelere bir el uzatma girişimiydi.  Bugün 2 bin 600 aileye yardım sağlayabiliyoruz. Tabii ki onların sosyal yaşamlarını değiştirecek bir bütçe değil, açlıklarını giderebilecek bir gıda destek programından bahsediyorum. Bir gıda bankamız var. Tabii ki amacımız mümkün olduğu kadar bütün bu ailelere yetişebilmek, temennimiz de böyle ailelerin kalmayacağı yarınlar görebilmek.

HER İŞÇİNİN BİR ALIN TERİ, HER ÇALIŞANIN BİR SİGARASI
 

Yoksulluk Türkiye’de ciddi bir sorun. Yardım çalışmaları ne derecede çözüm getirir?
Türkiye’de gelir dağılımı adaletsizliği çok yaygın. Kürt coğrafyasında kişi başına düşen gelir ortalaması 1500-2 bin dolarların altındayken, Marmara’ya gelindiğinde ortalamanın 10 bin doların üstüne çıktığını görebiliyorsunuz. Bizim buradaki mücadelemiz öncelikle insanların onurlarını ezdirmemelerini sağlamak. Onlara  bir destek sağlarken, onurlarını koruyabilmek. İkincisi; tokların birer lokmasının azalması onları aç bırakmaz ama o birer lokma açları toklaştırabilir. ‘Her  işçinin, bir alın teri, her çalışanın bir sigara parası’ diyerek bu işe başladık. Bu çerçevede bugün 1200’ün üzerinde  destekçi işçimiz, memurumuz, öğretmenimiz, doktorumuz var. Bu  küçük küçük birikimlerle bu çabayı büyütüyoruz.

YOKSULLUĞUN TEK BİR FOTOĞRAFINI ÇEKEMEZSİNİZ

MAZXANA fotoğraf sergisinin derneğiniz için önemi nedir?
Bölgemizin yoksulluğunun ayrı bir fotoğrafı, ayrı bir dünyası var. Yerlerinden, yurtlarından edilmiş, kendi yaşam alanlarından koparılmış insanların yoksulluğunu daha çok görürüz. Bununla beraber, fotoğraf sanatının etkileyiciliğini kullanarak bu coğrafyadaki yoksulluğu Hüsamettin Bahçe’nin gözünden bir kez daha göstermek istedik. Bu konuya bir kez daha duyarlılık oluşturmak istedik. Şüphesiz ki yoksulluğun tek bir fotoğrafını çekemezsiniz. Aydınlarımız da fotoğrafların altına imzalarıyla bize destek oldular.

Sarmaşık derneğinin çalışmalarını Diyarbakır dışında da görebilecek miyiz?
Olabilir tabii bu konuda çalışmalarımız var.

(İstanbul/EVRENSEL)


RAKEL DİNK: ‘EKMEK KAPISI OLACAĞINA SİLAH DEPOSU OLUYOR’

Milyonlarca dönüm toprak sürülüp ekmek kapısı olacağına, silah depoları olup ölüm ve dehşet saçıyor. Bu güzel insanlar, duvar dibinde, kaldırımda, çıplak ayaklarla, yoksulluğa, evsizliğe rağmen gülen yüzlerle birlikteliğin tadını yansıtıyor. Tatlı bir bebeğin yarınların kendisine ne getireceğini bilmeden güvenli kollarda böylesine mışıl mışıl uyuyabiliyor olması, insanlara huzur ve umut veriyor.


AHMET TÜRK-AYSEL TUĞLUK: ‘AÇLIK EN BÜYÜK ADALETSİZLİK’

Bu coğrafyada kadın olmak, çocuk olmak zordur. Ölümler, yoksulluk, yoksunluk, devasa acılar, yalnızlık ve umarsızlıklar, yaşananların trajik dozunu daha da artırmaktadır. Açlık, her şeyden önce en büyük adaletsizliktir. Bunca acı, yoksunluk, trajedinin insanları vicdani, ahlaki, insani ve politik sorumluluk konusunda bir arayışa, özveriye, çabaya yöneltmesi gerekirken, gelin görün ki zaaflı insanoğlu hırsını ve bencilliğini sahte ve yapay bir biçimsellikle tatmin etmeye uğraşıyor. Bu haliyle benimsenmiş tarzın sonuçlarını trajedi olarak yaşadığımızı büyük bir huzursuzlukla söyleyebiliriz. Herkesin payına bir şeyler düşüyor haliyle. Bu resim, hepimiz için iyi bir hatırlatmadır aynı zamanda.


OYA BAYDAR: ‘YOKSULLUĞUN RESMİNİ ÇİZEBİLİR MİYİZ?’

Gözlerinde korku mu var, şaşkınlık mı, utanç mı? Tek serveti çöpler olanın çöplerini de kaybedeceği korkusu, iş üzerinde yakalanmış olmanın şaşkınlığı, çöpler arasında eşelenen çöp çocuğu olmanın utancı. Gözlerinde yoksulluğun acısı değil sadece, tüm yoksunlukların kuyular kadar derin gölgesi var. Özenle ayıklanan, toplanan çöpler... Özenle yitirilen yaşamlar, yok edilen insan onuru, yaşanmamış çocukluk... “Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?” diye soruyordu Nâzım. Peki, biz yoksulluğun resmini çizebilir miyiz utanmadan?

www.evrensel.net