Ak ekmeği kara eylediler

Ak ekmeği kara eylediler

Yaşadığım yerde ne maden ocağı var ne de madenci. Madencileri; basında, sinemada, romanda, şarkılarda ve türkülerde tanıma olanağım oldu. Ne zaman madenci fotoğrafı görsem içim sevgi, şefkat ve hüzünle dolar...

Emine ALICI
Yaşadığım yerde ne maden ocağı var ne de madenci. Madencileri; basında, sinemada, romanda, şarkılarda ve türkülerde tanıma olanağım oldu. Ne zaman madenci fotoğrafı görsem içim sevgi, şefkat ve hüzünle dolar. Madenci, kömür karası içinde ışıl ışıl en güzel gülüşüyle gülse bile yüzünde hep asılı bir hüzün durur. Bu hüzünden kaçmak imkânsızdır, kıskıvrak yakalar. Bu hüzünde hayatla ölüm yan yana durur. Madenci hayatla ölüm arasındaki bu ince çizgide gel gitleri yaşar. Yeryüzü yaşamdır, yerin altı ise cehennem. Yerin onca derinliğinde, karanlığında, soğukluğunda çalışmak zordur, hem de çok zor! Buna rağmen madenci çalışmak zorundadır. Ülkeyi yönetenler, var olan iş alanlarını yok etmiş veya yeni iş alanları yaratmamıştır. Ölü evi soğukluğundaki ocağa girmeye emekçileri mecbur bırakmıştır. Madenciyle beraber tüm ailesi travma yaşar. Onları iş dönüşü korkuyla bekleyen kadınlar, analar, babalar, çocuklar yürekleri ağızlarında işten çıkış saatini beklerler. Madenci eve biraz geç kaldı mı evdekilerin yüreğini ateş sarar. Bir anda binlerce düşünce beyinlerine üşüşür, ta ki beklenen gelinceye kadar!

KARANLIK AYDINLIĞA TERCİH EDİLEBİLİR Mİ?
Türkiye’de onlarca maden kazası binlerce insanın hayatını kararttı. En son yakınlarda yaşadığımız Soma katliamında olduğu gibi sendikacılar işvereni, işverenler işçileri suçladı. İşverenler ve sendikacılar cinayete ortaklar. Can güvenliği sağlanmadan, gerekli tedbirler alınmadan metrelerce yerin altına indirilen, kara kömürü elmasa çevirirken kendi canlarından olan işçilere suçlar yüklenmeye çalışıldı, çalışılıyor. Oysa çoluk çocuğuna bir lokma ekmek götürmek için canı pahasına çalışan, bir madenci öldüğünde hemen yerine bir başka madencinin o işi almak için en yakın arkadaşlarıyla yarışa girmesinin nedeni göz ardı ediliyor. Bu insanların – çaresizlikten - sonu öyle ya da böyle ölüm kusan işi yapmalarını basit bir nedene bağlamak mümkün değil. Açlıkla, yoksulluk ve yoksunlukla karşı karşıya getirilmiş insanı devleti de, işvereni de, sendikası da istismar etmekten geri durmuyor. Bir Malatya türküsünde söylendiği gibi “Sahipsiz olanı kim olsa döver.” Kaçınız girebilir toprağın altına diri diri? Kopkoyu karanlık ışıl ışıl aydınlığa tercih edilebilir mi?

MADENCİLER YALNIZ ÖLMEZ
Madenciler ölürken yalnız ölmez. Kendi ışıklarıyla beraber aile ışıkları da söner. Geride yürek yaralı, gözü yaşlı analar babalar, genellikle genç yaşta dul kalan eşler, babasız kalan çocuklar, sevdasına doyulmayan sevgililer, nişanlılar kalıyor. Yaşayanlar için hayatta kalma mücadelesi devam eder. Madende can kaybından ölenin eşine ödenen para artırıldığından beri, madencinin karısı madencinin kardeşiyle evleniyor. Bazı madenciler de arkadaşlarının dul eşleriyle evleniyor. Yeni çocuklar doğuyor. Erkek çocuklar babalarının yazgılarını paylaşarak büyünce iniyorlar madenin karanlık dehlizine. Sermayedar doymak bilmeyen iştahla kanlarını emiyor, canlarını alıyor ve düzen insan kanı üzerinde böyle sürüp gidiyor. Sesimizi alçak tuttuğumuz sürece böyle devam edecek düzen.
Soma’da yüzlerce evin ışığı söndü, beş yüze yakın çocuk babasız kaldı. Madencilerin eşleri kendi rızaları olmadan kayınlarına eş olacaklar. Madende çalışmasını hiç istemedikleri çocuklarının, büyüyünce çaresizliğin yarattığı zorunluluktan maden ocaklarında çalıştıklarını görecekler ve kocalarını bekledikleri gibi korku ve kaygı içinde bekleyecekler. Biz seyirci kaldıkça bu bezirgân saltanat, kanımız ve canımız, canlarımız üzerinde daha da azgınlaşarak devam edecek. Bir madencinin eşi olmak, çocuğu olmak hayatın acılarını katmerleştiriyor. Kolay mı madencinin çilesini, yoksulluğunu, acılarını, yazgısını paylaşmak?  

BU ŞİİR KÖMÜR KOKAR
…..
Öyle insanlar gördüm ki
Ölüm peşlerini düşmeye korkardı
Kılları uzamış hayvanların yanı sıra
Ya kuyulara iniyorlar
Ya kuyulardan çıkıyorlardı
Kazmaları, kürekleri, lambalarıyla
Ya insanlar gibi toprağın üstünde
Ya köstebekler gibi toprağın altındaydılar
                   ….
Bu şiir kömür kokar
Bu şiirde ölüm iki kaş arasındadır
Bu şiirde insanlar
Birbirlerinin nefesiyle yaşarlar
Birbirlerinin soluğuna kulak verip çalışırlar
Bu şiirde insanlar
Vatan dışı dünya dışıdır
İlhan BERK

Yer altında ölüm madenciye çok yakındır. Madende kaza sonucu hayatını kaybetmese bile, genel kanı madencinin hayatını erken kaybetmesidir. Çünkü çalışırken akciğerine yapışan kömür tozu ciğerini eritip bitirir. Madenci yüreğinde bir çiçek gibi taşır yarasını. Yaptığı işin bir parçası olarak görür. Yerin altında çalışan insanını sahi vatanı neresidir, dünyası neresi? Yerin metrelerce altında “mutlak karanlıkta” ak ekmeğini kazınırken, rengârenk renk cümbüşü olan dünyanın bir parçası sayabilir miyiz?
 

ÇAYLAR KUYUSU          
      …..
Ben kırk sekiz madenciyi arıyorum
Zonguldak hemşehrisi, hepsi de ölü
Ana, kardeş çocuk bıraktılar geride
Yeryüzünden yüz kırk metre aşağı indiler
Bir uğultu duyuluyor, neyleyim neyli
Çıkamadılar tam kırk sekiz kişi idiler
                                     Ceyhun Atuf Kansu

YÜZ KARASI DEĞİL KÖMÜR KARASI
Güneşli bir günde
Masmavi göreceğiz Karadeniz’i
Balkaya’dan Kapuz’a kadar,
Karış karış biliriz bu şehri;
Eki’nin çiçekli bahçeleri,
Rıhtıma kömür taşıyan vagonlarıyla;
Paydos saatinde yollara dökülen,
Soluk benizli insanlarıyla,
Siyah akar Zonguldak’ın deresi
Yüz karası değil, kömür karası
Böyle kazanılır ekmek parası.
                                        Orhan Veli KANIK

KÖMÜR
Yine bir kömür
Kütürdedi sobada
Kayıp bir madencinin
Kalbi rast geldi
Atıverdi sıcacık odada
                       Sunay AKIN

www.evrensel.net