02 Haziran 2014 11:38

Gezi geleneksel kutuplaşmaya kilitlendi

Dosyamızın ikinci gününde; konumuz Gezi direnişinin yerel seçimlere etkisi ve esas olarak da önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine olası etkisi... Konuğumuz Konda Araştırma Şirketi Genel Müdürü Bekir Ağırdır...

Paylaş

DOSYA: 1. YILINDA GEZİ; NEREDE KALMIŞTIK?

Hazırlayan: Arif KOŞAR

Dosyamızın ikinci gününde; konumuz Gezi direnişinin yerel seçimlere etkisi ve esas olarak da önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine olası etkisi... Gezi direnişi; egemen siyasi  tablodaki AKP ve AKP-karşıtlığı biçimindeki toplumsal bölünmeyi aşabildi mi? Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, bu bölünmeyi aşabilecek olanaklar var mı, varsa Gezi bu açıdan nerede duruyor? Gezi direnişi; insanların siyasal tercihlerini hangi ölçülerde etkiledi? Ya da etkilemedi mi? Ya da Gezi’yi insanların oy tercihlerine indirgemek mümkün mü? Konuğumuz Konda Araştırma Şirketi Genel Müdürü Bekir Ağırdır...

Gezi direnişi deyince aslında iki profil geliyor insanın aklına. Birincisi Gezi Parkı içinde toplananlar, onların hissettikleri, düşündükleri... İkincisi de Türkiye’nin dört bir yanında milyonlar halinde sokağa çıkanlar. Bu iki profile dair neler dersiniz?
Evet, iki Gezi var. Şimdi ben Gezi derken parkın içerisindeki insanları ve parkın etrafındaki tartışmaları kastediyorum. Yani Ankara’dakileri, Eskişehir’dekileri, İstiklal Caddesi’ndekileri değil. Gezi üzerine bir takım efsaneleşmiş, ezberleşmiş şeyler var, doğru olan şeyler de var. Bu yüzden etkisini konuşacaksak önce doğru tanımlayalım. Yani ilk gün başladığında 30 kişi oraya gittiğinde asıl meramları o park olan insanlardı. Ama ilk o çadırları yakmayla; tepki dönüştü. O hoyratlığa tepki oldu. Sonra başbakan dedi ki “Yüzde 50’yi zor tutuyorum”. Başbakanın kurduğu dille bir hayat tarzı savunmasına dönüştü. Problem 7 günün içinde dinamik değiştirdi, ana çelişkisi değişti, niteliği değişti ve kalabalıkları ve etki alanı da değişti. Orada kullandığı dilden sonra iş, bizim bildiğimiz Ak Parti eksinindeki yandaşlık karşıtlık eksenine dönüştü. Ve dolayısıyla Gezi’nin üretmesi gereken gerçek ve asıl yararlanmamız gereken sonuçtan yararlanamaz hale geldik. Bu kadar büyümesi ve efsaneleşmesinin sebebi de bu kutuplaşma zemini. İlk 7 günü ayırıyorum o meseleden.

Gezi Parkı direnişine katılanların önemli bir kısmının CHP seçmeni olduğu KONDA’nın araştırmalarında görülüyor. Peki, sokağa çıkan insanlar, CHP’ye oy vermekle birlikte gerçekten CHP’li miydi?
O insanlar CHP’li oldukları için CHP’ye oy vermiyor. Ak Parti karşıtı oldukları için CHP’ye oy veriyor. CHP’nin problemi burada. Geleneksel bakışımız aktörleri tasnif etmek yönünde. İşte AKP Kürt meselesinin çözümünden yana AKP karşısında ya da asker konusu vb. Ben Türkiye’de yüzyılın birikmiş bütün toplumsal ve siyasal sorunlarının her partinin tabanında tartışılıyor olduğunu ve yarılmanın aktörler arasında değil her aktörün kendi içinde olduğu kanaatindeyim.

AKP’nin içinde nasıl bir yarılma var?
AKP tabanında da şu tartışılıyor olsa gerek. Monoblok bir küme konuşmuyoruz. Diyelim 17 Aralık süreci. Sadece dindar olmak yolsuzluğa engel değil, hukuk diye başka bir şey gerekiyor. Ya da çevre ve tüketici hakları gibi duyarlılıklar AKP tabanında da var. Hükümet ne sunarsa mutlu değil ki. Ama kimlik siyasetine sıkıştıkça bu talepler arka plana atılıyor. Kimlik öne çıkıyor. Kutuplaşma, bu sorunların tartışılmasını engelliyor ve “sonra bakarız” deniliyor. Ama artık Türkiye’nin devlet nizamı da yönetimi de sürdürülemez hale geldi. Bu kadar merkeziyetçi, bu kadar tek tipleştirici bir yöntemle devam edemez.

Sürdürülemez derken; ne kadar sürdürülemez? Siyasete yakın zamanda mı yansıyacak sizce? 3-5 sene mi?
Belki de daha yakın.

2015 seçimlerine mesela...

Evet. Belki bir tüketici probleminden de Gezi gibi bir tepki ortaya çıkacak ve aynı meseleleri tartışacağız. Bu yüzden 4 parti de yeni Anayasayı tartışarak gitmeli o seçimlere.

Bugünkü gibi bir kutuplaşmayla da en azından 2015 seçimleri de geçirilebilir...
Evet, tabi, o da bir ihtimal. Ama sorunları çözmeyerek devam edilirse, o zaman da toplum yeni bir aktörü bulduğu an hepsini tasfiye eder.


‘ANTİ-AK PARTİ DİL MUHALEFETİ SINIRLIYOR’

Gezi direnişi yerel seçimlere nasıl yansıdı? Tabi, yerel seçimlere 17 Aralık operasyonu, hükümet cemaat kopuşu, Berkin Elvan’ın ölümü gibi birçok etken daha dahil oldu ama... Bütün bunlar arasında Gezi’nin ortaya çıkardığı dinamikler ne ölçüde yerel seçimlere yansıdı?
Hayır, hiç etkili olmadı. Çünkü yerel seçimleri belirleyen şey kimlik siyasetleri oldu, kutuplaşma oldu. Siyaset konsolide oldu. Yerel dinamiklerden dolayı adayların kendi kimliklerinin de öne çıkabilme ihtimallerinden dolayı genel seçimlerden farklı tablolar oluşurdu. Çeşitlilik daha fazla olurdu. Ama bugün bakıyoruz ki; yerel seçim tablosuyla 2011 seçimlerinin tablosu aynı.

Gezi’nin ‘bakiye’si Cumhurbaşkanlığı seçimlerini etkiler mi?
Doğrudan bir etkisi olmayacak. Çünkü yine tartışma kutuplaşma üzerinden gerçekleşiyor. Eğer muhalefet bu kutuplaşma üzerinden siyaset yapmaya devam ederse; yani anti-Ak Parti bir dil veya aday aramak diye oyunu bu kurallar içinde oynamaya devam ederse; cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de hiçbir zaman belirleyici güç olma şansını yakalayamaz. Bu devam ederse Gezi’nin etkisinden söz edemeyeceğimiz açık. Muhalefetin bir umut üretmesi lazım. Düzene muhalif olmak lazım. Gezi’nin de gösterdiği budur.

Peki bu kimlik siyasi içerisinde kalındığında AKP yüzde 45 aldı, yüzde 49 aldı. Yüzde 50’nin üzerinde alır mı? Yani cumhurbaşkanı olur mu?
Olur tabi. Yerel seçimler gösteriyor ki; hala cumhurbaşkanlığı seçimlerinde baş aktör Ak Parti...

ÖNCEKİ HABER

Konuşmaktan çok yapma zamanı

SONRAKİ HABER

Alakır'da taş ocağı şirketine karşı girilen arazi ihalesi kazanıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa