Hem kadın, hem Kürt, hem sosyalist üstüne bir de vekil olmak!

Hem kadın, hem Kürt, hem sosyalist üstüne bir de vekil olmak!

Türkiye’de, kadınların karar mekanizmalarında yer alma oranları sorunludur. Bu sorunlu halin en iç burkucu yansımalarından biri, meclis boyutunda karşımıza çıkar. İç burkucudur çünkü meclisteki temsiliyet, bütün hayatımızı belirleyen, şekillendiren kararların alınmasında kadının bir etkisinin ol(a)madığını bize g

Serpil İlgün

Sadece bu tablo bile, kadına çok önem verdiğini iddia eden burjuva siyaset dilinin nasıl bir iki yüzlükle kurulduğunu göstermeye yeter. Bizim için temel kriter elbette ki mecliste kimin çıkarları için politika yapıldığıdır. Yani sistemin devamı için çalışıyorsa, 550 milletvekilin tamamının kadın olmasının özel bir değeri yok. Bizim için önemli olan, mecliste ve hayatın her alanında politikanın işçilerin, emekçilerin, işsizlerin, Kürt halkının, kadınların, gençlerin, engellilerin ve diğer ötekileştirilenlerin lehine; yani yoksulluğumuzun, ezilmişliğimizin, eşitsizliğimizin, baskılanmamızın son bulması için yapılıp yapılmadığıdır.

Pespaye haberler, saldırılar, davalar...

Halkın çıkarları için siyaset yapmanın kolay olmadığını biliyoruz. Üstüne bir de kadınsanız, bu zorluk katlanır. Katlanır çünkü hem yalan ve sömürü üzerine kurulu siyaset düzeninin bozulması istenmez, hem de kadınların onurlu duruş ve pratiklerinin siyaset alanında yaygınlık kazanması işlerine gelmez.

İşte bunun içindir ki, BDP’li 8 kadın milletvekili, burjuva siyasetçilerden ayrılan duruşları nedeniyle adeta lince tabi tutuldu. Büyük gazete ve televizyonlar aracılığı ile cinsiyetçi, ayırımcı, ırkçı saldırıya uğradılar. Kadın vekillerimizi halkın gözünde küçük düşürmek, itibarsızlaştırmak için pespayelik sınırlarını aşan haberler yapıldı. Ne çirkinlikleri kaldı, ne giyinmesini bilmemeleri ne de teröristlikleri...

Onlar sokakta barış nöbeti tuttukça, kadınlardan çevrecilere, öğrencilerden grevdeki işçilere, yani kimler sokakta ve eylemdeyse, onların arasında ve yanında olup taleplerini meclise taşıdıkça, haklarındaki hedef gösteren haberlerin sayısı arttı. Saldırılar, pespaye haber üretimleriyle sınırlı kalmadı elbette. Partileri kapatıldı, siyaset yasağı getirildi. Yetmedi, gaz bombalı, yumruklu fiziksel saldırılara uğradılar. Yetmedi davalar açıldı.

Kadın vekillerimiz bir yandan karalama kampanyalarına göğüs gerdiler, bir yandan başta Kürt sorununun çözümü olmak üzere kadın, çevre, gençlik, çalışma yaşamı gibi bütün “sorunlu” başlıklarda ortaya koydukları pratiklerle “halktan yana siyaset nasıl yapılır”ı gösterdiler.

Kara propagandanın sonu yok

Vekil arkadaşlarımız, başta AKP olmak üzere, tüm halk düşmanı siyasetçiler, gazeteci ve aydınlar tarafından “hep Kürt demekle”, “Kürtlerden başka bir şeyle ilgilenmemekle” suçlandı. Tam da burada 23. dönemde mecliste toplam 1109 araştırma önergesi verildiğini, bunun yüzde 24’ünün DTP’li vekillere ait olduğunu hatırlatmak gerek. Ayrıca DTP’li vekillerin verdikleri 1488 soru önergesi, 99 kanun teklifi ve 267 araştırma önergesinin 44’ünün ekonomi, 28’inin çevre, 20’sinin çalışma yaşamı 22’sinin faili meçhuller, 10’nun inanç-düşünce özgürlüğü-TMK ile ilgili olduğuna da “Kürt’ten başka bir şey bilmiyorlar”a küçük bir yanıt olması açısından değinmeden geçmeyelim.

Savaş, ister Edirne’de yaşayalım ister Kars’ta, hepimizin eksilmesinin, hepimizin ezilmesinin, yoksulluğu ve işsizliğinin birinci sebebidir. Bu nedenle “hep Kürt demenin” de anlaşılmaz bir yanı yoktur. “Sen Kürt değil, Türksün, dilin yok, kültürün yok” yaklaşımından bugün “Kürtler var” noktasına gelinmesi bile binlerce ölüme, faili meçhule, yüzlerce köy yakılmasına, milyonlarca insanın göçüne neden oldu. Bugün Kürtler “savaşı durdur, çocuklarımız artık ölmesin, dilimi yasaklama, kültürümü yaşamama izin ver” demeye devam ettikleri için vicdanını yitirmiş bir şiddetle karşı karşıya. Seçilmiş belediye başkanları, parti yöneticileri, çocuklar, gençler cezaevlerine dolduruluyor. En önemlisi öldürülüyor. Ölümün olduğu yerde de döpyeslerinizi giyip “liderim bugün bana bir emir verir mi” diye oturamazsınız.

Kadın vekillerimiz meclisin erkek egemen yapısının sarsılmasına büyük katkı sundular. Örneğin AKP’nin grup başkan vekillerinden biri kadın oldu. Partilerin vitrin olarak kullandıkları, ağırlıkla 8 Mart’larda ve 25 Kasım’larda kürsüye çıkan kadınlar, BDP’li kadınların bütçeden milli savunmaya, eğitimden çevreye kadar birçok konuda söz almalarıyla birlikte, kürsüye daha çok çıkar hale geldi.

Elbette eksikleri oldu. Bunu kendileri de söylüyor zaten. Peki bizler (hem kadın hareketi, hem de demokrasi güçleri olarak) bunca saldırılara maruz bırakılan vekillerimizle ne kadar dayanışma gösterdik? Doğrusu bu konuda iyi bir sınav vermediğimiz ortada. Kadın vekil arkadaşımıza, “Şuradaki eylememize gelmediniz” diye sitemlerimizi kolayca ulaştırıyoruz da, hedef alınarak üzerine gaz bombası atılması karşısında, aynı hız ve kolaylıkta dayanışma göstermede eksik ya da geç kalıyoruz. Oysa eşitlik ve özgürlük mücadelesini bizim adımıza değil, birlikte verme iddiasını samimiyetle sahiplenmenin muafiyetleri yok. Sadece mücadeleyi değil, acıyı ve sevinci de ortaklaştırmayı başarmamız bu nedenle önemlidir.

Daha güçlü, daha umutlu

Evet, 2007 seçimlerinde 22 milletvekilinin 8’i kadındı ve kadın vekillerin oranı yüzde 36’nın üzerindeydi. Bu kez Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku listelerinden 13 kadın arkadaşımız aday. Leyla Zana, 17 yıl sonra tekrar meclise girecek. 2009’da DTP’nin kapatılmasıyla milletvekilliği düşürülenAysel Tuğluk, Gültan Kışanak, Ayla Akat Ata, Emine Ayna, Sebahat Tuncel ve Pervin Buldan yeniden aday. Nursel Aydoğan, Gülseren Yıldırım, Selma Irmak, Şehbal Şenyurt, Mülkiye Birtane ve Yüksel Avşar ise ilk kez milletvekilliği için aday oldular. Son derece eşitsiz şartlarda, faşist saldırılar, gazlar, coplar altında bir seçim çalışması yürütüyorlar. Ama ne yapılırsa yapılsın, seçilmeleri engellenemeyecek. Bundan eminiz. Kadın vekillerimiz yine sesimiz, destekçimiz olmaya devam edecek. 13 Haziran’da bunu herkes görecek!

 

www.evrensel.net