Seyircisiz spor mu? Asla!

Seyircisiz spor mu? Asla!

Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz ülkelerindeki seyirci, İskandinav ülkelerindeki seyirciyle farklılık gösterir. Sıcak iklimdeki seyirci, desteklediği kulübe daha fazla aidiyet göstererek taraftar statüsüne daha yakındır fakat kuzey ülkelerinde bunu tam anlamıyla göremeyiz

Mahmut Berkay Şahin
Kocaeli Üniversitesi


Çağdaş toplumların önemli bir parçası olarak kabul edilen spor, toplumlar üzerindeki etkilerini her geçen gün arttırmasıyla beraber, toplumsal bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu olgunun oluşumunda birden fazla unsur bulunuyor. Bunları sporcular, seyirciler ve sermaye (sponsorlar, reklamlar, şirketler) olarak üçe ayırıp inceleyebiliriz.
Ben bu yazıda sporcular ve sermayeden çok, sporun güzelleştirici unsuru olan ‘seyirci’ kavramına değineceğim. Yazmak için seyirci kavramını seçmiş olmamdaki en büyük sebep benim de tutkulu bir spor seyircisi olmamdan başka bir şey değil.
Sporun herhangi bir branşında herhangi bir sporcuyu veya takımı destekliyorsanız siz de farkında olmadan sporu güzelleştiriyorsunuz demektir. Örneğin, şu an dünya üzerinde yapılan en popüler takım sporlarını gözden geçirelim. İlk olarak aklımıza tabi ki futbol gelecektir.

SEYİRCİ VE TARAFTAR

Futbol tribünlerindeki seyirciler bazen sadece bir seyirci değil aynı zamanda birer ‘taraftar’ profilindedirler. Takımını 90 dakika hiç susmadan desteklemek veya saha içinde gelişen her olaya anında tepki vermek, kaçan bir golü hep bir ağızdan aynı şekilde karşılamak hem ekran başında o maçı izleyen seyirciye hem de sahada ter döken futbolcuya zevk vermektedir.
Basketbol ve voleybol da ‘taraftar’ kavramını bazı ülkeler ve takımlar haricinde göremiyoruz. Bu branşlardaki seyirci profili; daha çok yapılan işi, verilen mücadeleyi seyretmek, olumlu ve olumsuz anlamda eleştirmek için ve en önemlisi eğlenmek için tribünlerde veya ekran başında bulunuyor. Ancak yine de bu branşlarda da salonlarda bulunan seyirci, rakip takımın oyuncusu serbest atış kullanırken onun dikkatini bozmak için elinden geleni yaparak veya kendi oyuncusu servis atacakken ona ritim tutarak sahaya etkide bulanabilir.

ÜLKEDEN ÜLKEYE,  KÜLTÜRDEN KÜLTÜRE

Seyirci kavramı ülkeden ülkeye, kültürden kültüre göre de farklılık göstermektedir. Örneğin Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz ülkelerindeki seyirci, İskandinav ülkelerindeki seyirciyle farklılık gösterir. Sıcak iklimdeki seyirci, desteklediği kulübe daha fazla aidiyet göstererek taraftar statüsüne daha yakındır fakat kuzey ülkelerinde bunu tam anlamıyla göremeyiz. Yine Ekvator çevresindeki Latin Amerika ülkelerinde spora yaklaşımın Akdeniz ülkelerindeki gibi olduğunu görürüz. Sıcak iklim insanı, işin içine rekabet girince olağan seyirci profilinden uzaklaşıp taraftarlığa hatta bazen holiganizme varan davranışlar sergileyebilmektedir. Bu durumun en iyi örneklerini kendi ülkemizde yaşanan tribün olaylarında da görebiliriz.
Sporun tüm güzellikleriyle, seyircisiyle, sporcusuyla dostça yapıldığı, tribünlerin şiddet içerikli olaylar sebebiyle boş kalmadığı ve daha fazla endüstriyelleşmeyen bir spor dünyası dile-yerek yazıyı burada noktalıyorum.


ENDÜSTRİYELLEŞME
Şimdiye değin sporcular ve seyircilerden bahsettim, biraz da spor kavramının içinde barındırdığı endüstriden, sermayeden ve bu sermayenin seyirciye etkisinden bahsetmek istiyorum. Sporun dinamiklerinden biri olan rekabet, özellikle son yıllarda gelişen spor endüstrisinin bir numaralı kaynağı durumuna geldi. Takımlara, sporculara ve kulüplere sponsor olan şirketler; doğrudan kendi ağız-larından, sporcuların menajerleri ya da kulüplerin yöneticileri tarafından rekabet ortamını kızıştıracak açıklamalarda bulunurlar. Böylece hedef kitle olan seyirci topluluklarına ürünlerinin reklamını daha iyi yapmış olurlar. İşte şirketlerin bu faaliyetleri, şiddet içeren taraftar olaylarının çıkmasına, holiganizmin yaygınlaşmasına neden olur.

www.evrensel.net