31 Mayıs 2014 10:00

Avrupa Parlamentosunda sağlı sollu denge değişimi

Avrupa gündemi sayfasında daha önce Avrupa’da aşırı sağcı, ırkçı ve emek ve yabancı düşmanı partilerinin gelişmekte olduğu işlenmişti. Geçen pazar akşamı Avrupa parlamento seçim sonuçları bu açıdan sürpriz olmadı.

Paylaş

Avrupa gündemi sayfasında daha önce Avrupa’da aşırı sağcı, ırkçı ve emek ve yabancı düşmanı partilerinin gelişmekte olduğu işlenmişti. Geçen pazar akşamı Avrupa parlamento seçim sonuçları bu açıdan sürpriz olmadı. Sandıklar açıldığında hemen hemen her ülke aşırı sağ partilerinin gelişmesiyle birlikte, bir çok ülkede geleneksel burjuva partilerini geçerek birinci geldikleri görüldü. Zira, Fransa’da Ulusal Cephe (FN) yüzde 25.6 oy ile, Danimarka’da Halkçı parti (Dansk Folkepartis) yüzde 26.7 oy ile, İngiltere’de İKİP (Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi) yüzde 27.5 oy ile birinci parti geldiler. Üstelik ilk defa açıktan nazizmi savunan adaylarda seçilmişti. Alman neonazi NPD’nin aldığı yüzde 1 oyla bir milletvekili, Yunanistan’lı neonazi parti Altın Şafak ise yüzde 9.4 oyla 3 milletvekili göndermeyi başardı. Bu partilerin ortak yanı, ırkçı, milliyetçi, yabancı düşmanlığının yanı sıra, sözde Avrupa ve küreselleşme karşıtı küçümsenemez bir kampanya yürütmüş olmalarıdır. Geleneksel burjuva partilerine güvensizliğin arttığı koşul ve ortamda belirli bir oranda destek alabildiler. Fransa ve İngiltere’den seçtiğimiz makaleler bir yandan aşırı sağcı FN ve İKİP’nin gelişmesini işlerken diğer yandan hükümet partileri ve ana muhalefet partilerinin aldığı yenilgiye ve bunun sonuçlarına dikkat çekiyor.
Ama bu seçimlerde bir çok ülkede sol veya sol koalisyonlar da güçlendiler. Örneğin Yunanistan, İspanya, Portekiz, Hollanda, İrlanda, İsveç, Danimarka ve Finlandiya gibi ülkelerde sol güçler oylarını artırabildiler. Almanya’dan çevirdiğimiz yazı bu konuyu ele alıyor.


FRANSIZ POLİTİK YAŞAMINI SARSAN BİR DEPREM

Pierre JAXEL
Le Monde

25 mayıs pazar günü gerçekleşen AB Parlamento seçimlerinde Fransız politik yaşamına dair bir sayfa döndü. Fransa’da ilk defa ulusal boyutlu bir seçimde aşırı sağ birinci geldi. 2002’de cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turana kalmasından 12 yıl sonra, Ulusal Cephe (FN), diğer partilerin çok önünde birinci sırada yer aldı. [...]
2 yıldır aynı senaryo tekrar ediyor. Her seçimde FN bir önceki karşılaştırılabilir seçime göre oyunu artırıyor. 2012 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, Marine Le Pen yüzde 17.9 almıştı, 5 yıl öncesinde aday olan babasına göre 7.5 puan daha fazla. Daha sonraki genel seçimlerde, FN yüzde 13.6 oy topladı, yani 2007 seçimlerine göre yüzde 9.3 daha fazla. Sonuncu olarak da, geçen mart belediye seçimlerinde, aşırı sağcı parti daha önce hiç görülmemiş bir başarıya imza attı: 11 belediyeyi ele geçirdi, oysaki hiç bir zaman 4’ün üzerine çıkamamıştı. Pazar günkü seçimler bu eğilimi bir defa daha artırarak teyit etti. Yüzde 25 oyla, FN 2009 Avrupa seçimlerine göre oyunu dörde katlamış ve ülkenin 7 seçim bölgesinin 5’inde birinci sırada gelmişti.
Belediye seçimlerinden sonra solun yenilgi alması beklenmiyor değildi, ama Sosyalist partisinin (SP) pazar günkü oyu bir şok yarattı. Avrupa seçimlerinin ilk gerçekleştiği 1979’dan bu yana hiç bir zaman bu kadar geri düşmemişti. [...] François Hollande’un seçilmesinden iki yıl sonra, SP’nin bulunduğu durum, François Mitterand’un ikinci 7 yıllık cumhurbaşkanlığı döneminin son yıllarından daha kötü, bu ise ne kadar erken yıprandığı konusunda ciddi ip uçları veriyor.
Seçim sonuçları genel olarak sol için kötü oldu. [...] Bu sefer Yeşiller partisi yüzde 8.91; Sol cephe yüzde 6.34 ve Nouvelle donne adlı yeni  liste ise yüzde 2.9 oy aldı. Yani toplam yüzde 33’ün altında. Seçildikten 2 yıl sonra, bu oran François Hollande açısından tehlikeli bir durum.
SP ve genel olarak sol açısından büyük bir yenilgiden bahsedilebilirse, sağcı UMP partisi açısından da durum daha iyi değildir. Martta belediye seçimleri ona yanıltıcı bir oksijen vermişti. 2012’nin sonunda yaşanan Jean-François Copé ve François Fillon arasında şeflik savaşına rağmen, iç hesaplaşmaları daha sonraya atarak, hükümeti cezalandırma oyu bu yerel seçimlerde ona yarayabilmişti. Ama bu sefer öyle olmadı. UMP yüzde 20.79 oyla FN’nin 4 puan gerisinde kaldı. 2009 seçimlerinde aldığı yüzde 27.88 oya göre 7 puan geride kaldı. Gerçek bir yenilgi. Bunun bir çok nedeni var. UMP Başkanı Jean-François Copé’nin, partisinin kasasını dostlarını zenginleştirmek için kullandığına dair suçlanması, yani Bygmalion skandalının merkezinde olmasından dolayı partide önderlik krizinin yaşanması bu nedenlerden birisidir. 2002’de kurulurken sağı ve merkezi bağrında birleştirme projesi olan UMP’de ideolojik bulanıklık ise bir başka nedendir. Merkez partileri pazar günü yalnız girmeyi kararlaştırdılar ve yüzde 9.7 oy aldılar. [...] FN ile Merkez partileri arasında sıkışan UMP partisinin yolu daha da darlaşmaya başladı. Bu parti içinde önümüzdeki günlerde bir yandan ego kavgaları, diğer yandan ise politik çizgi kavgasının yaşanması kaçınılmazdır. En kötüsü ise hiç bir sonuç vermemesi olur.

(Çeviren : Deniz Uztopal)


AVRUPALI SEÇMENDEN GÜÇ UYARISI

Financial Times
Editoryal


Beş yıllık ekonomik krizin ardından 2014 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde AB’yi ve onun siyasi değerlerini reddeden popülist partilerin zafer kazanması beklenen bir şeydi. Öyle de oldu. Milliyetçi ve küçük gruplar sadece Avrupa projesi değil, halktan kopuk ulusal hükümetlere de darbe vurdu.
Popülist dalga ürkütücü oldu. Fransa’da Le Pen’in Ulusal Cephe’si 1972’de kuruluşundan bu yana en büyük zaferini kazandı. İngiltere’de Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi UKIP üç ana partiyi geride bırakarak öne geçti. Danimarka’da aşırı sağcı Halk Partisi, Yunanistan’da radikal sol Siriza seçimlerden galip çıktı.
Bu popülist partiler açısından zafer anı olmakla birlikte sonuçlar AB’nin tümüyle reddi anlamına gelmiyor. Avrupa’ya kuşkuyla yaklaşanlar AP’de azınlık olarak kalmaya devam edecek. Avrupa’nın karşı karşıya olduğu krizin boyutu göz önünde bulundurulduğunda seçim sonuçlarını Avrupa’yı reddedenlerin darbesi olarak değerlendirmek mümkün değil.
Avrupa’da reformdan yana olan önemli ana partilerin popülistleri yenilgiye uğratması da önemli bir olgu. İtalya’da olduğu gibi. Almanya’da ise CDU oylarını azaltmakla birlikte Sosyal Demokratlarla aradaki farkı korudu ve Merkel Avrupa’nın baskın siyasi lideri konumunu sürdürüyor.
En tehlikeli durum Fransa’da yaşananlar oldu… Bu sonuç Fransa’nın Almanya yanında Avrupa entegrasyonunun geleneksel motor gücü rolü oynamasını zorlaştıracak.
Fransa’da sol ve sağın bir kısmı Hollande’ın nihayet benimsediği acı ekonomik reform programına içgüdüsel olarak karşı çıkacaktır. Bu yanlış olur. Fransa için en doğru yol ve büyümeyi canlandıracak şekilde vergi indirimine  gitmek ve harcamalarda kesinti yapmaktır. Bu popüler olmayabilir; ama bu seçim sonuçlarının ardından Hollande’ın bu planı uygulamakla kaybedeceği bir şey kalmadı.
İngiltere’de UKIP’nin zaferi David Cameron’un Muhafazakar partisini üçüncü sıraya itti. Şimdi Avrupa’ya kuşkuyla bakan Muhafazakar milletvekilleri onu ya UKIP ile seçim ittifakı yapması ya da AB’de kalıp kalmama sorunu konusundaki referandum vaadini bir an önce yerine getirmesi için zorlayacak. Ama Cameron bu baskılara karşı koymalı, partisinin uyguladığı ekonomik politikanın başarısını arttırma konusunda yoğunlaşmalıdır.
İngiltere’deki diğer partiler için de durum pek iç açıcı değil. Ed Miliband’ın İşçi Partisi genel seçimlere bir yıl kala bir muhalefet partisinin sahip olması gereken konumda değil. Koalisyon ortağı Avrupa yanlısı Liberal Demokratların ise AP milletvekillerinin çoğunu yitirmesi Parti Lideri Nick Clegg açısından kişisel bir başarısızlık aynı zamanda.
AB liderleri bu seçimlerde popülist partilerin verdiği mesaja kayıtsız kalmamalı. Doğrudur; seçim sonuçlarıyla dikkatleri üzerine çeken Ulusal Cephe ve UKIP’nin genel seçimleri kazanması söz konusu olamaz. Avrupa’daki populist partiler AP’nin işleyişini sekteye uğratacak birlikten de yoksunlar. Fakat bu sonuçlar birçok seçmenin de artan kaygılarını yansıtıyor. AB içinde çok fazla ve kontrolsüz bir göç olduğuna, Brüksel’in ulusal ekonomilerin mali ve sosyal politikaları üzerinde fazla denetim kurduğuna dair kaygılar bunlar. Şimdi bu endişelere AB’yi zayıflatmayacak bir şekilde cevap verilmesi gerekiyor.

(Çeviren: Aynur Toraman)


AP’DE SOL’UN DENGELERİ DEĞİŞTİ

Andreas Wehr
Junge Welt

Ekonomik kriz sürecinde sürekli olarak “Nerede şu Avrupa solu?” sorusu yöneltildi. Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri sonrası bu soruya “İşte burada!” cevabı verilebilir. Sadece “burada” demek de yeterli değil, Brüksel ve Strazburg’ta artık daha güçlü bir ‘SOL’ olacak... İster Syriza’nın en güçlü parti olduğu ve komünistlerin de iddialı çıkış yaptığı Yunanistan’da olsun, isterse Birleşik Sol veya Komünist Parti’nin yüzde 10’un üzerinde oy aldığı İspanya ve Portekiz’de olsun ‘sol’ oylarını arttırdı. Hollanda, İrlanda, İsveç, Danimarka ve Finlandiya’da da kazandı. Hatta Hollanda ve İrlanda’da sosyal demokrat partilerden daha fazla oy aldı. Şimdiye kadar Avrupa Parlamentosu’nda Sol Fraksiyon’un 35 milletvekili vardı, şimdi 40-45 milletvekili olacak. Kısacası Avrupa’da solun kaybolup gittiğinden söz edilemez.
Ama sol için de her yerde işler yolunda gitmedi. Örneğin Almanya’da Sol Parti, oylarını arttıramadı ve hatta  AP’deki milletvekili sayısı bir eksilerek  8’den 7’ye indi. Avrupa Parlamentosuna girdiği 1999’dan bu yana ilk kez küçüldü. Fransa’da Front de Gauche (Sol cephe) de yüzde 6.5’lik oy oranıyla hayal kırıklığı yarattı.  Bir zamanların en etkili komünist hareketlerinden olan İtalyan solu da zayıf durumundan kurtulamadı.
Dikkati çeken Avrupa Sol Partisi’nin ana/çekirdek partilerinin bu olumlu trende uygun bir gelişme kaydetmemiş olmaları. Bu partiler krize cevap olarak ‘daha fazla Avrupa!’ diyen ve ‘sosyal, demokratik ve ekolojik Avrupa!’ hayalci talebinin ardında duran partilerdi.  Ortak yanları ‘ yoksa ulusal devletlere geri dönülür’ uyarısıydı ve bu  pozisyonlarıyla Fransa’da Front National (Ulusal Cephe), İtalya’da 5 Yıldız Hareketi ve Almanya’da AfD’ye karşı duramadılar. Örneğin Almanya’da Sol Parti’den AfD’ye giden oy sayısı FDP’den AfD’ye gidenden daha fazla oldu. Avrupa solunun ‘galiplerinin’ duruşu ise farklıydı. Güneyde komünistler ve sol sosyalistler kendine güvenli bir şekilde sınıf mücadelesi ve ulusu esas alan bir politika sürdürdüler. Danimarka, İsveç, Finlandiya, İrlanda ve Hollanda’daki AP’deki sol fraksiyon içinde ‘Kuzey Yeşil Sol’ grubunu oluşturan partiler Brüksel ve Berlin’in dayattığının tersine ulusal devlet haklarını savunmakta sorun görmediler. Hollanda Sosyalist Partisi, seçim kampanyasını ‘Bu Avrupa Birliği’ne hayır!’ parolasıyla yaparak sosyal demokratlardan daha fazla oy aldı, ırkçı Geert Wilders’e de haddini bildirdi.
Bu değişik ve çelişkili seçim sonuçları AP sol fraksiyonundaki güçler dengesini de değiştirdi. Artık fraksiyonda komünistlerden çok ‘kuzey yeşil solcular’ yer alacak ve  yeni fraksiyon Avrupa’ya eleştirel bakan sol bir fraksiyon olacak. 

(Çeviren : Semra Çelik)

ÖNCEKİ HABER

Taşerona rahmet okutan koşullar

SONRAKİ HABER

Cannes Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa