29 Mayıs 2014 10:00

Metin Demirtaş’ı yeniden okumak

Defterlerin renkleri, çizgileri ile adlandırıldığı yıllardı. Hepimizin gönlünde “kaymak kağıt” dediğimiz kuşeyi andırır bembeyaz yapraklı defterler. Galiba yalnızca hatıra defterleri yapılırdı o kağıtlara. Kimileri kilitli. Çizgileri yoktu.

Paylaş

Sennur SEZER

Defterlerin renkleri, çizgileri ile adlandırıldığı yıllardı. Hepimizin gönlünde “kaymak kağıt” dediğimiz kuşeyi andırır bembeyaz yapraklı defterler. Galiba yalnızca hatıra defterleri yapılırdı o kağıtlara. Kimileri kilitli. Çizgileri yoktu.
Sarı defterler de çizgisizdi. Şimdi hep saman kağıt deniyor ya, beyaz defterlerin saman kağıtlarının kabasabalıkları yoktu o defterlerde. Acı bir kinin sarısıydılar, çizgisizdiler. Kalın, not tutmaya, matematik- geometri problemlerinin çözümlerine uygun.
Pek çok yazarın yazı karalamaları da bu defterleredir. Not defteri alamayanlar başka derslerin sarı defterlerinin son bölümlerine yazardı yazacaklarını. (Yazar Kemal’in bir folklor derlemesinin adının Sarı Defterdekiler olduğunu hatırlıyorum. Alpay Kabacalı hazırlamıştı baskıya.) Gençliğe adım attığı yıllarda şiir denemelerini, mektup karalamalarını sarı sayfalı defterlerin sonuna  yazmayan mı var?
Metin Demirtaş da günlüklerini topladığı kitaba  Sarı Defterim adını vermiş. Bana bu ad hep gençliğimi/yarı çocukluğumu hatırlatıyor. Öğretmenlerimizin çınlayan sesi, “Altı ortalı bir sarı defter, beş ortalı kareli defter, iki ortalı güzel yazı defteri, Türkçe için marjlı dört ortalı defter...” Saman kağıtlardaki yazılar tam silinemez,  kurşun kalemin gölgesi kalır, zaten lastik dediğimiz silgiler Allahlık. İyi kalitedeki defterler yok değil ama kenar semtlerin kırtasiyecileri de okul kooperatifi de satılmaz diye pek getirmiyorlar. Kurşun kalemlerin uçları da bazen yırtıyor defterimizi. Ama sarı defterler cefakar silmek onları pek zedelemiyor.
Metin Demirtaş da yaşamını çizmiş, günlerini temize çekmiş sarı deftere: Şiirli Yazılar, Anılar, Günlükler. Kapağında İbrahim Demirel’in bir fotoğrafı var. Yayınevi adı olması gereken yerde bir mavi mine. Aralık 2013’te yazmış birinci baskının ön sözünü,  kitap şubat 2014’te ikinci baskı yapmış.
Metinin anıları şiirli yazılar daha çok. Cahit Külebi’ye yazıp (belki de yollamadığı) bir mektup var örneğin. Çoğumuzun açıkça anlatamadığımız günlerden bir çocuk:
 “1950-1955 yıllarında Antalya’da Sanat Enstitüsünde okuyan bir çocuk ve 1956 yılında Ankara’da köyünün özlemini çeken yoksul bir genç Sıla şiirinizi okur okur, gözleri buğulanırdı.
Bu nasıl bir özlem ve nasıl hüzün dolu hem tatlı hem acı bir duyguydu?(....)”
Metin Demirtaş’ın toplumcu gerçekçi şiirlerindeki incelikle lirik damarın nedenleri onun anılarını okurken daha iyi  anlaşılıyor. Onun gözlerini buğulandıran şiir: “Gün bitti/Akşam serinliğiyle başlıyor memleketim” dizeleriyle başlar. Gurbet her anlamıyla soğuktur:
 “1955 yılında üç arkadaşımla Ankara’ya geldiğimde, Altındağ’da kiralık bir oda tuttuk. Güneş görmez bir oda. Kış geceleri boş şişelere soba üstünde kaynayan sıcak suyu şişelere doldurup yataklarımız içine kor ısıtırdık. 1959 yılında Adnan Menderes öğrencileri yurtlardan çıkarınca, Cebeci’de kiralık bir gecekondu odasında bir kış boyu Kemal Burkay ile de aynı yöntemi uygulamıştık.”
Hele o yıllarda aşık olduğu kızla sonunda evlenişi bir roman bölümü gibi düşlere salıyor beni.
 “Diyeceğim 1959 yılında yatağımın başucundaki portakal sandığı içindeki şiir kitapları arasında Düşten Güzel  de vardı. Bir kıza aşıktım ve Serenad şiirinizi okudukça esrir, başım dönerdi.”
Bir şairi anlamak için anıları gereklidir, yaşamını nasıl harcadığı da. Bunun için ben üç kitabı birarada okudum. Sarı Defterim, Yasaklı Nasrettin Hoca Şenlikleri (Kaynak Yayınları), Ben Nasrettin Hoca.
Demirtaş’ın Ben Nasrettin Hoca’sında Nasrettin Hoca öykülerinin yeni yorumları var. Bir yanda da yapmaya çalıştığı şenlikler, Akdeniz’e barış mayası çalan Nasrettin Hoca ile yollara düşüşü, çocuklara dağıtılan dergiler, kitaplar. Öte yanda Ahmet Arif ile Enver Gökçe ile anıları. Kitaptaki fotoğraflar şair bir halk çocuğunun paylaşımcılığını  daha iyi tanıtmış.Özellikle kitabına seçtiği, sıska bir Afrikalı kadının çocuğuyla birlikte maymun yavrusunu emziriş fotoğrafı.
Şair olmak, ülkemizde kolay değil. Bu güzel dili güzel kullanabilmek, bir dağı “şahan”a benzetebilmek için  “hapisane önlerinde kollarında çamaşır bohçaları , omuzlarında yorgunlukları” beklerken itilip kakılan “güzel, özverili, çileli , mahzun”   anneleri tanımak gerekli kuşkusuz. Ve onların yıkadığı fesleyen koklu çamaşırları giymek, onları öperken gözyaşlarını da öptüğünü fark etmek. Babasına hiç şiir yazmayışının hüznünü duymak.
Metin Demirtaş, İstanbul’dan uzakta olmaktan yakınmayıp olduğu yerde bir şiir bahçesi kurmayı, şiiri sevdirmeyi, kendi şiirini gerçekleştirmeyi, değerini kanıtlamayı  (yalnız ulusal alanda değil uluslararası alanda da) başaran bir arkadaşımdır. İsterim ki gençler  iyi tanıyarak okusun onu, (kitaplarına internetten ulaşmak  zor değil) ondan öğrenecekleri çok şey var.   

 

ÖNCEKİ HABER

İşçiye dayak ve hakaret serbest mi?

SONRAKİ HABER

Ekrem İmamoğlu: Ahmet Hakan'ın savunma mekanizması geliştirmesi üzdü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa