Birlikte değiştirebiliriz!

Birlikte değiştirebiliriz!

Zelihan, Birgül, Ayşe, Aslı, Dudu, Herdem… Her biri aynı acıları çekmiş, aynı zorlukları yaşamış kadınlar… Her biri zorunlu göçün İstanbul’a sürüklediği, şimdi Başakşehir’in Şahintepe mahallesinde yaşayan bu kadınlar, omuzlarındaki ağır yüke rağmen umutsuz ve çaresiz değil. “Kürd&uum

Şenay Kumuz

Zelihan, Birgül, Ayşe, Aslı, Dudu, Herdem… Her biri aynı acıları çekmiş, aynı zorlukları yaşamış kadınlar… Her biri zorunlu göçün İstanbul’a sürüklediği, şimdi Başakşehir’in Şahintepe mahallesinde yaşayan bu kadınlar, omuzlarındaki ağır yüke rağmen umutsuz ve çaresiz değil. “Kürdüz, kadınız, anayız… Çok eziliyoruz… ama istersek değiştirebiliriz” diyorlar.

Yoksulluklarına, kadın olmalarına bir de Kürt olmaları eklenince hayat daha da zorlaşıyor onlar için. Bu yüzden taleplerine herkesten daha fazla sahip çıkıyorlar, özlemlerini gerçekleştirecek bir umut olarak gördükleri Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloku’na, bağımsız adaylara herkesten daha sıkı sarılıyorlar.

Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku 3. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı Abdullah Levent Tüzel’in Şahintepe Mahallesindeki seçim bürosunda görev alan Ayşe Anli, Başbakan Erdoğan’ın “kadın da olsa çocuk da olsa gereği yapılacaktır” sözlerini hatırlatıyor. “Artık ne Türk ne Kürt gençleri ölmesin” diyen Ayşe, “Anayasa yapılırken bizim de haklarımızın yer alabilmesi için mecliste olmalıyız” diyor.

Başbakan nerede yaşıyor?

AKP’nin “Hayaldi, gerçek oldu” diye reklâm ettiği memlekette yaşamadıklarını söylüyor Şahintepeli kadınlar, “Eğer Başbakan’ın dediği gibiyse her şey, biz başka bir yerde yaşıyoruz” diyor.

Herdem Güven, “Tayyip bize üç çocuk yapın diyor, benim zaten üç çocuğum var. Eşim inşaatçı olduğu için geçinemiyoruz, yetmiyor. Sigorta yok, iş yok… Nasıl olacak?” diye soruyor. Kadın oldukları için ayrıca horlandıklarını, eşlerinin zaten bir yere gitmelerine izin vermediğini belirten Herdem, devam ediyor: “Gittiğimizde de horlanıyoruz. Hastanelerde mesela. Sürekli küçümseniyoruz. Türk komşularımız var, gidip yanlarına konuşamıyoruz. Kürtçe konuşmaya başlayınca hemen ilk tepki ‘ikinci kanala geçiyorsunuz’ oluyor. Halbuki biz anadilimizi konuşuyoruz. Irkçılığı körüklüyorlar. Bazı komşularımız, anlatınca bizi anlıyorlar, ama televizyonlardan duyduklarıyla davrananlar da var.”

Aynı kaderi paylaşıyoruz

Dudu Kartal, Tokatlı. 15 yıldır Kürtlerle aynı mahallede oturduğunu ve komşularıyla hiçbir sorunu olmadığını anlatıyor: “Oğlum okula gidiyor, ben evde yoksam anahtarım Vanlı komşumda, o alıyor çocuğumu… Biz kardeşiz. Birlikte mücadele ederek değiştirebiliriz. Ben de Aleviyim. Aynı sıkıntıyı yaşıyoruz; biz inancımız yüzünden, onlar ırkları yüzünde ayrımcılığa maruz kalıyoruz. Hele kadınlar iki kere, üç kere eziliyor.” Hangi ırktan ya da ulustan olursa olsun tüm ezilenlerin birlikte olması gerektiğini söyleyen Dudu, “Emek, Özgürlük, Demokrasi Bloku bu sorunları ortadan kaldırmak için bir araya geldi ve ben sonuna kadar onları destekleyeceğim” diyor.

Oylarınızı kendinize verin

Zelihan Satılmış seçim bürosunda toplanan kadınlar arasında belki de en yaşlısı. İlk sözü “Kürdüm ve Kürtler için ölürüm” oluyor. Başbakan’a tepkili: “Kendi çocuklarını askere yollamıyor. Bir Türk genci öldüğünde ise vatan sağ olsun, diyor. Sonra halka diyor ki üç çocuk yapın, ne için?”

“Edi bese” (Yeter artık) feryatlarıyla kendi dilinde devam ediyor Zelihan Ana: “Kürtler aşağılanıyor, hor görülüyor… Polis kötü davranır, doktoru muayene etmez, komşusu ayrımcılık yapar… Yeter artık!” Hükümetin verdiği makarnalarla, kömürün hesabını sormaya çağırıyor Zelihan Ana tüm kadınları. “Vatandaşın vergilerini artırıp o paralarla seçim zamanında oy avcılığı yapıyorlar” diyor ve kendi halkına sesleniyor: “Alın makarnaları, onlar zaten sizin hakkınız. Sizden alınanlarla size veriliyor, ama oylarınızı kendinize verin!”

Dilimi konuştum diye mahkemeliğim!

Nesime İbili:Hastanelerde, sağlık ocaklarında sadece kendi dilimiz konuşuyoruz diye dışlanıyoruz. Ben bu nedenden dolayı mahkemeliğim. İki çocuğum var. Biri hastalanmıştı, acilen sağlık ocağına götürdük. Diğer oğluma ait olan kimliği almışız. Doktor fark ettiğinde bakmak istemedi ve Kürtçe konuşuyorum diye beni azarladı. Tartışmaya başladık. Ne olduysa ondan sonra oldu. Tüm işlemlerimizi zorlaştırdılar, beni muhtarlığa gönderdiler. Orada da bir sürü sıkıntı yaşadım. Sağlık ocağına geri geldik, çocuğumun durumu acil olmasına rağmen bakılmıyordu. Sonra polis geldi, bizim hakkımızı aramak yerine bize baskı oluşturmaya çalıştı. Daha sonra da kendisine sözüm ona Kürtçe hakaret ettiğim için hakkımda şikâyetçi oldu. Davalık olduk, ben bu davanın peşini bırakmayacağım, sonuna kadar peşindeyim. Bize bakan doktorlar bizim dilimizde konuşsunlar istiyorum. Bütün bunları kendi dilimde konuştuğum için yaşadım, Erdoğan alanlarda dolaşıp insanlara masal anlatıyor. Gelsin bizim halimizi görsün!”

Ben dizilerdeki İstanbul’u hiç görmedim

Asiye Koçer: 13 yıldır Şahintepe’de oturuyorum. Evimiz yok, yolumuz yok, yağmurlu günlerde evimize lağım suyu giriyor... Bize yardım etmesinler, görevlerini yapsınlar. Sonra insanlar “devlet bize yardım etmedi” diyorlar. Bana yardım etmesin kardeşim. Ne evime yağmur suyu girsin, ne de devlet bana yardım etsin! Sen gel yolu yap, Allah yardım eder bana!

Yaşadığımız sorunları anlatmakla bitmiyor. Kadınlar olarak çok sıkıntıdayız. Yıllar önce göç edip geldik buraya, köydeki yakınlarımız bizim için İstanbul’da diyor. Biz yine inekle uğraşıyoruz, yine tandırda ekmek yapıyoruz, değişen hiçbir şey olmadı. Sağlık ocağı bize uzak, okullar uzak... Zaten sağlık ocağı yeni geldi. Yani ben hiç dizilerdeki İstanbul’u görmedim. Ancak hastaneye giderken gelip geçtiğimiz yerler var, onun dışında ne Boğaz Köprüsü’nü gördüm, ne de denizi.

Herkes gibi ben de dilimden dolayı aşağılanmaktan şikâyetçiyim. Geçen gün çocuğuma sesleniyorum “were” yani “gel” diyorum, kadın bana diyor ki “hanım sen şaşırdın mı neden çocuğuna gel demiyorsun.” Kimse için dilimden vazgeçmeyeceğim, onların istediğini yapmaya mecbur değilim.

www.evrensel.net