MEKTUP:Dere kenarlarında çocuklar yok artık

MEKTUP:Dere kenarlarında çocuklar yok artık

Tarih: 12 Haziran 2011Büyük gün… Sevinen de, üzülen de bizler olacağız…Seçime sayılı günler kala meydan mitingleri tüm hızıyla sürüyor. CHP, AKP, MHP ve diğer düzen partilerinin liderleri ve kadroları bu meydanlardan çığırtkanlık yapmaya devam ediyorlar. Tutulmayacağından emin olduğumuz sözle

Yağmur Sakarya

Tarih: 12 Haziran 2011
Büyük gün… Sevinen de, üzülen de bizler olacağız…
Seçime sayılı günler kala meydan mitingleri tüm hızıyla sürüyor. CHP, AKP, MHP ve diğer düzen partilerinin liderleri ve kadroları bu meydanlardan çığırtkanlık yapmaya devam ediyorlar. Tutulmayacağından emin olduğumuz sözler veriliyor, o sözlere her gün bir yenisi ekleniyor. Aile sigortaları, hilal kartlar-helal kartlar, çılgın projeler... Daha gün ışığına çıkmamış yeni ve daha da çılgın düşüncelerle bizleri ikna yarışı içerisindeler.
Tüm bu vaatlere inanan ve sevinenler oluyor elbette. Peki hep üzülmeye, acı çekmeye, ölümlere mahkum bırakılanlar? Çernobil faciasının üstünden tam 25 yıl geçti, ülkenin başına birçok iktidar geldi geçti. Fakat zihniyet hiçbir zaman değişmedi. Çernobil patlamasından sonra önlem almak yerine, kanser araştırma merkezleri kurmak yerine, “Biraz radyasyon kemiklere iyi gelir.”, “Radyasyonlu çay daha lezzetlidir” şeklinde açıklamalar yapmayı daha işlerine gelir buldular. Halkla dalga geçercesine “Bakın ben çay içiyorum, siz de için” diyen Bakan ve zihniyeti binlerce insanı ölümün kucağına itti.

Şu an Karadeniz’de her ailede en az bir kanser hastası çıkıyor. Sorumlusu kimdir? Hükümet! Diyeceksiniz ki 25 yıl önce patlamış Çernobil, üstünden sayısız hükümet gelmiş geçmiş, mevcut hükümetin bunda suçu ne? ABD, Almanya gibi büyük dünya ülkeleri nükleer enerjiyi terk ederken, mevcut santrallerini denetimden geçirerek önlemler alırken, hatta birer birer kilit vururken, Japonya’da daha yeni bir facia yaşanmışken, yeni nükleer santraller kurmak için iştahla bekleyen bu hükümetin ta kendisidir.
Aynı zihniyet şimdi de sularımıza göz dikmiş durumda. Üstelik 3-5 yıllığına değil tam 49 yıllığına! Enerjide dışa bağımlılık safsatasıyla yaşamın temel kaynağı suyumuzun enerji şirketlerine peşkeş çekilmesi, derede yaşayan balığın, topraktaki çiçeğin, ağacın, ceylanın ve hepsinin bütününde geleceğimizin ekolojik dengesinin katili olmak için canhıraş çalışıyor. Bir derede en az 10 ayrı HES projelendirilerek, bu projeler bilimsellikten uzak yandaşlara ihale ediliyor. Yüzde 10 can suyu bırakacaklarını söylüyorlar ama kuru dere yataklarında bile HES projesi olması, yer altı su havzalarına göz dikildiğinin ispatıdır. Bu da suyun kullanım hakkının 49 yıllığına şirketlere devrediliyor olmasının enerji açığından değil, suyun ticari bir meta haline getirilmek istenmesinden olduğunun açıkça ispatıdır.
Ben bir Karadenizliyim, Su çocuğuyum. Bizler bu derelerin çocuklarıyız. Biz lüks tatil yerlerinde denize girerek büyümedik, havuz nedir bilmeyiz. Bizim en büyük eğlencemiz derede yüzmek, balık avlamak, kendimizce değerli bulduğumuz renkli taşları toplamak(tı). Yakın zamanda Karadeniz’e yolunuz düştü mü bilemem ama açıkçası o manzarayı görmenizi de istemem. Kurumuş dereler, ölen balıklar. Dere kenarında görmeye alıştığımız çocuklar yok artık, yerini katil iş makineleri aldı. Ne şanslıymışız ki dereler kurumadan doya doya yüzebilmişim demiyorum! Çocuklarımız da torunlarımız da yaşayacak bu güzellikleri. Uzun zamandır bir direniş hakim tüm Karadeniz’de ve ülkenin her yanında. Genci yaşlısı, kadını erkeği, HES belasını kovmak için ellerinden ne geliyorsa yapıyor ve yapmaya devam edecek.
Biliyoruz ki sistem partilerinden kim gelirse gelsin zihniyet değişmeyecek ve biz inatla direnişimize devam edeceğiz. 5 Haziran, Dünya Çevre Günü. Bütün kadınları bugünde suya, derelere ve tüm yaşam alanlarına sahip çıkmak için daha güçlü bir şekilde alanlarda olmaya çağırıyorum.

Ha birde Recep Tayyip Erdoğan, sen rahatını bozma! Vatan hainliğine devam ediyoruz. İtinayla…

www.evrensel.net