22 Mayıs 2014 13:52

Düşman imal etme enstitüsü

Kuruluş toplantısı için Şangay Sokağı’nda Fırıncı’nın un çuvalların arkasında buluşmaya karar kıldılar. Toplantıya sadece beşi davetliydi.

Paylaş

Fevzi ÖZLÜER*

Kuruluş toplantısı için Şangay Sokağı’nda Fırıncı’nın un çuvalların arkasında buluşmaya karar kıldılar. Toplantıya sadece beşi davetliydi. Çuvalların başına ilk varan, un çuvallarının birini delecek, çuvalı sokağın sonuna kadar sürükleyecekti. Unların tamamının döküldüğüne emin olduğunda, sokağın sonundaki kameranın altına, un çuvalını gazeteye sarıp, bırakacaktı. İkinci adam, kameranın altından gazeteyi alacak, kamerayı sırtını verip sola doğru 16, sağa doğru 9 adım atacaktı. Tam o noktada çöp kutusuna gazeteyi atmadan önce, gazetenin üçüncü sayfasına “vaşak düştü, stop” yazıp ayrılacaktı. Üçüncü adam,  üçüncü sayfadaki yazıyı makasla kesecek, makası taşla kıracak ve sert sessizlerin dışındaki tüm harfleri imha edecekti. Eksik kalan sert sessizleri dördüncü adam tamamlayacaktı. Fıstıkçının duvarında gizli sessizleri bulmak tam da onun göreviydi. Bu nedenle, Şahap doğru yerde durmalı ve ayın güneşi kucakladığı anı iyi tespit etmeliydi.
Ona verilen şifrede: “Siluet baktığın yere göre değişir” yazıyordu. Şahap, silueti yakaladığı anı tespit etti ve fıstıkçının duvarından diğer sert sessizleri de kazıdı. Artık buluşma yerlerindeki beşinci adama emanetleri teslim edebilirdi. Duvardan dökülen sessizleri, su, un ve mayaya karıp ilk ekmek için küreğe boca etmek beşinci adamın göreviydi. Fırından ilk ekmek çıkıp, kapının önüne geldiğinde, beşi beş geçecekti. Hepsi tam saatinde oradaydı, doğru kişiler olup olmadıklarından emin olmak için, ekmeğin ortasını yardıklarında yüzlerine bir sıcaklık vuracaktı. Gevrek somunu ellerine aldıklarında, sıcak ekmeği uzun süre tutamayabilecekleri de onlara hatırlatılmıştı. Toplantıya başlamak için, kendileri dahil doğru kişilerin gelip gelmediğinden emin olmaları gerekirdi. Somunun sıcak olması, yüzlerde bir rahatlama duygusu yaratmıştı. Hele ekmekten yüzlerine buhar vurduğunda ortalığı bir huzur kaplamaya başladı: Galiba doğru kişiler onlardı. Kimse ekmeği tutamıyor, elden ele dolaştırıyordu. Bu durum belli bir tedirginlik de yaratıyordu. Sanki ekmeğin içindeki harfler hareket ediyordu.  
Hepsinin aklının ucuna aynı anda, harflerin hareket ediyor olabileceği endişesi düştü. Dört sözcüğü bulmaları gerekiyordu. Tam olarak, aradıkları harfleri seçip seçememek,  başlamak ya da başlayamamak demekti. İlk tutan, gördüm dedi. “Malı meletme”, yazıyor derken; İkincisi, hayır;  “düşman etme” yazıyor, dedi. Aralarında gerginlik büyümeye yüz tutacaktı ki, “enstitü” diyor bakın, orada kıpırdıyor, köşede kayıp gidiyor; dedi Üçüncüsü. Diğer dördü,  Sert sessizlerin onun sözcüğüne takılmasından şüphelendiler. Duvardan sessizleri kazıyan Şahap da aynı kelimeyi görmüş, ama ses etmemişti. Tam o an, “imal” o “imal” diye çığlık attı. Sesleri tüm Şangay Sokağı’nda şıngırdıyor, zücaciye dükkanındaki bir fil kadar ses çıkartıyordu.Her biri, bir kelimenin ucundan tutunmuştu.
En azından, toplantıya katılan kişilerin kendileri olduğundan emin olmuşlardı. Ama şimdi hangisi başa gelecekti ve hangisi sona, yan yana nasıl gelinecekti! Kimsenin sözcüğü bir başkasınınkinden daha az kıymetli değildi ve hangi sırayla sözcükleri dizecekleri onlara söylenmemişti. Saatler dakikaları kovarken, aynı anda sözcükleri havaya fırlatalım ve yüksekten alçağa doğru sıralayalım, dedi birinci adam. Öneri pek sıcak karşılanmadı, lakin o aralarında en uzun olanıydı, bulduğu “düşman” sözcüğünün en başa geleceğini tahmin ediyorlardı. Birinci adam öneriyi yapar yapmaz kaygılandı, davudi seslinin bulduğu “enstitü” sözü sona gelecekti ve son söz o olacaktı. Hem kendi sözünden kopacaktı, hem de ilk söylenen değil; son söylenen kural koyacaktı. Buna rağmen, ilk kez kural koymuşlardı. Kurala uyup uymayacaklarından emin olmadıkları için, herkes aynı anda olabildiğince yukarı sıçrayacak, tutundukları sözcüğü göğe bırakacaktı. Kurala uydular. Beşi birden havaya sıçradı. Herkes tuttuğu sözcüğü göğe bıraktı. Yere indiklerinde, dört kişi kalmışlardı. Aynı anda yere baktılar, “kazı çalışması” levhasının derinlerinden beşincinin sözcüğü yükseldi: “Çukuuuuuuuur”. Tutunamamıştı.
*Avukat

ÖNCEKİ HABER

Tayland'da darbe

SONRAKİ HABER

İBB Meclisi, Ekrem İmamoğlu başkanlığında 8 Temmuz'da toplanacak

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa