Suçtan delile değil delilden suça gidilmeli

Suçtan delile değil delilden suça gidilmeli

Soruşturmanın en baştan taksirle ölüme sebebiyet verme biçiminde yürütülmesi nedeniyle şirketin yönetim kurulu üyeleri kısa bir süre sonra ceza kovuşturması kapsamından çıkartılacaktır. Bu savcılık makamının suç tipinden delile ulaşmaya çalıştığı kaygılarımızı da arttırmaktadır.

Fevzi ÖZLÜER*

Soma’da meydana gelen maden cinayeti ardından Akhisar Başsavcısı Bekir Şahiner’in, adli soruşturmalarla ilgili yaptığı açıklamanın üzerinden üç gün geçti. Şahiner, televizyon kameraları önünde, “Şüphelilerin üzerine atılı bulunan suç bu aşamada, Türk Ceza Kanunu’nun 85/2 maddesinde düzenlenen taksirle birden fazla kimsenin ölüm ve yaralanmasına yönelik eylem olarak vasıflandırılmıştır” demişti. Bu açıklama şirketin üst yöneticilerinin aklanacağı kaygısını gündeme getirdi. Sahte imza tartışması nedeniyle delillerin karartılması şüphesini göz önünde bulunduran mahkeme, Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ı tutuklamış olsa da, bu gelişme suç tipinin tespiti açısından önemli değil. Savcılık makamının iddia ettiği gibi taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına sebebiyet verme suçundan soruşturma yürütülüyorsa, kimsenin şüphesi olmasın ki, şirketin yönetim kurulu üyeleri kısa bir süre sonra ceza kovuşturması kapsamından çıkartılacaktır.

SORULAR ‘TAKSİRLE ÖLÜME’ YÖNLENDİRİYOR

Bu soruşturmanın en baştan taksirle ölüme sebebiyet verme biçiminde yürütülmesi, savcılık makamının suç tipinden delile ulaşmaya çalıştığı kaygılarımızı da arttırmaktadır. Böyle olması halinde savcılık makamı bilinçsizce bile olsa bir takım delillerin ortaya çıkarılması, araştırılması hususunda gerekli tahkikatları yapamayabilir. Olayın gelişimiyle ilgili bilirkişi marifetiyle hazırlanan rapora esas kabul edilen sorulara baktığımızda da bu sorunu görmek mümkündür. Sayın savcılık, olayın trafo patlamasından kaynaklanmadığını, kömür yanması neticesinde meydana gelen karbonmonoksit zehirlenmesine bağlı ölümler olduğunu vurgulamaktadır. Oysaki soruşturma tam da bu aşamada başlamaktadır. Kömür yanması neden meydana gelmiştir? Savcılık bu noktada daha önce kömür yanması meydana gelip gelmediğini, sensörlerin çalışıp çalışmadığını, yangın ihtimaline karşı tedbir alınıp alınmadığını soruşturmaktadır. Ancak, bu sorular bizi doğrudan doğruya ve sadece şirket çalışanlarının kusurlu eylemlerine ve taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet  verme suçuna yönlendirmektedir. Bu algı silsilesi mahkeme heyetini de etkisi altına almışa benziyor. Akhisar Cumhuriyet Savcılığı’nın Soma Holding Yönetim Kurulu Başkanı Alp Gürkan hakkında da yakalama kararı çıkarılması için nöbetçi mahkemeye başvurduğu ancak mahkemenin bilirkişi ön raporunda, “Gürkan'ın kusurlu olduğunu gösterir bilgi yer almadığı” gerekçesiyle bu talebi reddettiği basına yansıdı.

BERAAT EDERLER

Oysaki, sorgulanması ve soruşturulması gereken hususlar bu noktada bitmemekte, yeni başlamaktadır. Eğer ki, şirket yöneticilerinin eylemlerinin bir işyeri uygulaması haline gelip gelmediği hususu araştırılmaz ise işyerinde bir kaza meydana gelmiş olabileceği ihtimali güçlenecektir. Ancak, savcılık makamı öncelikle aşağıdaki yönetmelikten hareket ederek, şu soruların üzerine gitmeli ve soruşturmayı derinleştirerek, şüphelilerin kasıtlı adam öldürme suçunu işleyip işlemediklerini araştırmalıdır. Kasıtlı bir eylem üzerinden iddianame şekillenmezse şirket yöneticilerinin,”şimdilik” “kaza” olarak kodlanan eylemlerden beraat edeceklerini tahmin etmek zor olmayacaktır.

KASTEN ADAM ÖLDÜRME

İşyerinde taşeron uygulamalarıyla perçinlenen ve aşırı üretime dayalı bir madencilik süreci işletildiğine ilişkin güçlü deliller bulunmaktadır. Özellikle, mağdur işçilerin beyanları bu delillerin ortaya çıkmasını kolaylaştıracaktır. İşçilerin eğitimsiz olması, paniklemesi, yangının birden yayılması gibi gerekçelerle yüzyılın en büyük maden katliamlarından birisinin açıklamasını bulmak mümkün değildir. Savcılık soruşturmasının yönünün taksirli olarak birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet verme suçundan, olası kastla adam öldürmeye evrilmesi arasındaki mesafe, delillerin nasıl toplanacağı ve hangi soruların sorulacağıyla da yakından ilgilidir.
Şüphelilerin, hayatını kaybeden 301 işçinin her biri için TCK m. 83 kapsamında yargılanarak cezalandırılmaları amacıyla gerekli soruşturmanın yapılarak kamu davasının açılması ancak delilden suça ulaşmakla mümkün olabilecektir. Bu nedenle de kamuoyunun bu soruları da gündemine alması, savcılık makamının da kamuya mal olmuş bir davada soruşturması kapsamında bu noktaları nazara alması gerekecektir.


SORUŞTURMA KAPSAMINA ALINMASI GEREKEN SORULAR

* Maden İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği’nin “Yanıcı Toz Bulunan Maden Ocakları” başlıklı 11. maddesinin 1. fıkrasında, "Açılan bütün maden damarlarında oluşabilecek tozun, patlamanın yayılmasına neden olmayacağı sağlık ve güvenlik dokümanında belirtilmedikçe, kömür madenleri yanıcı toz bulunan maden ocakları olarak kabul edilir." Denilmektedir. İşletmenin yöneticileri, bu maden ocağıyla ilgili, patlamanın yayılmasına neden olmayacağına yönelik bir sağlık ve güvenlik dokümanı oluşturmuşlar mıdır? Bu dokümanları denetleyen ilgili idari kolluk, bu dokümanlarla ilgili nasıl bir raporlandırma yapmıştır?
* Yönetmeliğin 11. Maddesinin 2. Fıkrasına göre, "Yanıcı toz bulunan maden ocaklarında toz patlamasına karşı gerekli tedbirler alınır ve yalnız bu tür ocaklar için uygun olan patlayıcı maddeler ve ateşleyiciler kullanılır." Maden ocağından sağ kurtarılan işçilerle yaptığımız mülakatlarda ise son iki ayda kullanılan bir galeride yapılan dinamitle patlama sonrasında, yangın çıktığı söylenmiştir. Acaba dinamitlerin kullanılması sırasında, yangının etrafa yayılmasını engelleyici işletme tedbirleri alınmış mıdır?
* Yönetmeliğin 11. Maddesinin 3. Fıkrasına göre, "Yanıcı toz birikimini azaltacak, taş tozu ve benzeri maddelerle yanma özelliğini yok edecek veya su ve benzeri maddelerde tozu bağlayarak uzaklaştırılmasını sağlayacak tedbirler alınır." Denilmektedir. Oysaki maden işletmesindeki taşeron sistemi ve metraj hesabı üzerinden taşeronların ücret alması nedeniyle, işçilerin söylediği gibi maden ocağının içi sürekli açılan galerilerle doludur ve bu galerilerde hava koridorları yaratılmadan maden çıkartılmaya devam etmiş midir? Hava koridoru yaratılmadan, eski galeri sistemlerinden maden çıkartılması söz konusu ise bu durumun bir anlık kaza olduğu söylenebilir mi?
* Yönetmeliğin 11. Maddesinin 4. Fıkrasına göre, "Zincirleme toz patlamalarına neden olabilecek yanıcı toz ve/veya grizu patlamalarının yayılması patlama barajları yapılarak önlenir. Patlamayı durdurucu bu barajların yerleri ocaktaki üretim ve faaliyetlerden kaynaklı değişikliklere göre güncellenir ve  yerleri imalat haritaları ve havalandırma planında gösterilir." Ocak içinde patlama barajları inşa edilmiş midir? Patlamayı durdurucu bu yerleri imalat ve havalandırma haritalarında gösterilmiş midir? Şirket yöneticileri ve işletme yöneticilerinin ortak yaptıkları 16 Mayıs 2014 günü yaptıkları toplantıda basına gösterilen işletme haritasında, bu verilerin işlenmediği görülmektedir. Peki, bu verilerin işaretlenmesi yasal zorunlulukken işyerini denetleyen iş güvenliği uzmanları, işletmenin ruhsat sahibi TKİ ve işletme yöneticileri bu konuda neden sessiz kalmaktadır? Patlamayı durdurucu barajların imal edilmemesi, bu konuda işçilerin bilgilendirilmemesi, işletmede bir süredir iş güvenliği tedbirlerine uyulmamasından ziyade, maliyetli olan bu yatırımların yapılmadığı ve bunun bilinçli olarak haritalarda gösterilmediği sonucunu doğurmaz mı?


TCK 83. MADDE NE DİYOR?

TCK’nin Kasten Öldürmenin İhmali Davranışla İşlenmesi başlıklı 83. maddesinde;
“(1) Kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir.
 (2) İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin;
 a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanuni düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması,
 b) Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması,
 gerekir.
 (3) Belli bir yükümlülüğün ihmali ile ölüme neden olan kişi hakkında, temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar, diğer hallerde ise on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunabileceği gibi, cezada indirim de yapılmayabilir” denmektedir.

* Avukat

www.evrensel.net