20 Mayıs 2014 07:27

Madenin çocuklarında hakikatin tanıklığı

Madende arama kurtarma çalışmalarının son bulması; köylerde de bekleyişin bittiği, ‘Bundan sonra ne olacak?’ sorusunun herkesin aklında, yüreğinde yumruk gibi hissedildiği günlerin de habercisi olmuştu.

Paylaş

Gülşah İMREK
Soma

Madende arama kurtarma çalışmalarının son bulması; köylerde de bekleyişin bittiği, ‘Bundan sonra ne olacak?’ sorusunun herkesin aklında, yüreğinde yumruk gibi hissedildiği günlerin de habercisi olmuştu. Yoksul köy evlerinde kapısını çaldığımız her evde kadınlar karşılıyor bizleri. 4 yaşında 5 yaşında babasız kalan çocuklara bunu nasıl anlatacağını düşünen kadınlar. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının “Her eve bir hemşire gönderdik” dediği, “Psikolojik destek sağlıyoruz” dediği Sarıbeyler’de, Avdan’da, Elmadere’de taziye ziyareti yapan yakınları dışında kimseleri görmeyen çocuklar.

HİÇ ÇIKMADIĞI O KÖYDE…

20 en fazla 25 haneli bir köy Elmadere… 11 cenazesi var. Gencecik delikanlılar, çocuklarına hayalini kurdukları evi yapmak için tüm gün madenin karasında kavrulan babaların köyü. Başında kara yazmasıyla daha sıvası bitmemiş evinin önünü, yüreğinin acısını, başındaki felaketi silecekmiş gibi süpüren Aslı yüzündeki sert ifadeyle yaklaşıyor yanımıza. Yüzü 25 yaşında elleri iki katı. Öfkesi acısını çoktan bastırmış. Zere biliyor eşi İlkay’ın her akşam eve neden sırılsıklam geldiğini. Yerin 400 metre altında çamurlar içinde çalıştığını. Borcun, işsizliğin, tıkanmışlığın getirdiği noktanın ‘Maden de olsa bir düze çıkalım’a getirdiğini. ‘Bir dahaki maaşında bisiklet alacaktı yavrularıma’ diyor. Çocuklarına üzülüyor, kendine üzülüyor. Bunun dünyada bir onun başına geldiğini düşünüyor. Doğduğundan beri bir kez olsun çıkmadığı Elmadere’de.
Çocukların gözündeki heyecan ifadesini köye girer girmez alıyor insan. Ayağına büsbüyük terlikler, 3 numara kestirilmiş saçlarla yoksulluğun kendini ele verdiği köyün taşlı tozlu yollarında gelenleri karşılıyorlar. Kiminin babası öldü, kiminin babası ise madene 5 dakika geç gittiği için ölmekten kurtuldu.

ELMADERE’DE ÇOKLUĞUN SESSİZLİĞİ

Alevi köyü olan Elmadere’de bir metanet var. Önce şaşırıyoruz bu metanete ama sonra anlaşılır oluyor. Kınık Belediye Başkanı Süleyman Kaya bir kez olsun gitmediyse de, pek çok dernek, öğrenci, kadın çevreleri ziyaret etmiş. Kimsenin uğramadığı bir köyde birden gelenlerin çokluğu sindirmiş feryadı zaten.
Ağzını tülbentiyle kapatmış bir kadın. “Çok şeyler var içimde ama çıkmasın şimdi. Az dursun. Cenazelerimizi toprağa verelim üçü, yedisi bir geçsin sonra saç öfkeni” diyor kendi kendine. Besbelli. Kapısının eşiğine oturmuş çaresiz uzaklara bakıyor, oğlunu vermiş kömür madenine. “Kül ettiler hayatımızı” diyor başka da bir şey demiyor.
Birbirinden güzel çocuklar. İp geçirmiş kulağına küpe diye takmış kızlar, saçlarının uçları sararmış, yanakları yanık yanık, al al olmuş çocuklar. Biri kaymakam olacağım büyüyünce diyor, diğeri babalarımızı vermesinler madene diyor.


HER DÖNEMİN YALANI AYNI

Savaştepe’deyiz artık. Adını Kurtuluş Savaşı’nda verdiği ‘şehitlerden’ alan Savaştepe’de. 100 yıl geçti aradan şimdi de kömür madenlerine verdi canlarını. Yoksulluğun kader olmadığı belli ama yoksula söylenen yalanın her dönemde her koşulda aynı olduğu besbelli. 100’ün üzerinde cenazesi var bu ilçenin. Yani her iki evden birine değiyor yangın. “Maden şehidi demesini bilirler ama bir arada gömmek bile istemediler. Her biri ayrı gayrı yatıyor şimdi toprakta. Birlikte olsalardı, biz de mezarları başına gittiğimizde başka ailelerle karşılaşırdık. En azından diğer ailelerle acımızı paylaşırdık” diyor madende ölen sağlık görevlisi Serkan Güneş’in amcası.
Savaştepe’de acı çok taze. Uzun bir sürede böyle devam edeceğe benziyor. İlk kapısını çaldığımız evde Sami ve Sıla var. Babaları İsa Sevben ve amcaları Erdoğan Sevben’i kaybettiler. Sami 12 yaşında, Sıla ise 10. “Ölüm haberi gelmeden bir gün önce çay içtik evin önünde, az evvel olmuş gibi hatırlıyorum” diyor. 3 katlı bir evde altlı-üstlü oturuyorlar amcalarıyla. Evin önünü çitlerle çevrelemek istediğini söylüyor babasının. Amcasının alaylı bir şekilde “Evin yanına havuz yapacağım, yüzeceğiz orada beraber” dediğini söylüyor. Buralarda madenciliğin babadan oğula geçtiğini söylediklerini anlattığımda ise kafasını iki yana sallıyor: “Bir gün önce babamın çizmelerini giymiştim. Kızmıştı babam; ‘Sakın dedi ben giydim bir kere evladıma giydirmem, sen okuyacaksın’ dedi.” “Peki büyüdüğünde ne olmak istiyorsun?” diye sorduğumda; “Makinist olmak istiyorum, trenlere çok ilgim var” diyor. Sami ağzını bıçak açmayan kardeşi Sıla’ya gözü gibi bakıyor şimdiden. Parmağında tuğralı bir yüzük var ancak babası yaşındaki adamların takacağı…

ÖNCEKİ HABER

Ölülerin arkasında fotoğraf çektiren hükümet gördük

SONRAKİ HABER

YTÜ öğrencileri: Okulumuzdaki millet bahçesi projesi iptal edilsin

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa