Demokratik İslam Kongresi’nden yansıyanlar

Fotoğraf: Evrensel

Demokratik İslam Kongresi’nden yansıyanlar

Demokratik İslam Kongresi’ndeki tartışmalara Medine Sözleşmesi, Rojava’daki farklı din ve kimliklerden halkların ortak yaşam modeli ile kadınların toplumda ve yaşamda erkeklerle eşit derecede yer alması gerekliliğine yapılan vurgu damga vurdu.

Mehmet ASLANOĞLU
Diyarbakır

Demokratik İslam Kongresi’ndeki tartışmalara Medine Sözleşmesi, Rojava’daki farklı din ve kimliklerden halkların ortak yaşam modeli ile kadınların toplumda ve yaşamda erkeklerle eşit derecede yer alması gerekliliğine yapılan vurgu damga vurdu. Medine Sözleşmesi ile hem Rojava’daki pratiğe İslami referans verildi hem de Türkiye’deki müzakere sürecine. Türkiye'deki İslami çevrelerin Kürt sorununa kayıtsızlığı, Rojava’da İslami cihat adı altında yapılan katliamlar mahkum edildi. Egemenlerin, devletlerin dini baskı, zulüm ve yönetme aracı olarak kullandığı, bu dini anlayışa karşı devletin din üzerinde egemenliği olmaması gerektiği ve dini inancın cemaat ve toplumlara bırakılması gerektiği savunuldu.

ROJAVA’NIN ÇAĞRISI

Rojava Cizîre Kantonu Din Akademsi’nden Nurettin Şakir’in sözleri konferansın amacının ve hangi ihtiyaçtan kaynaklandığının özeti gibiydi: “Rojava'nın sıcaklığı ile şehitlerimizin selamlarını, YPG ve YPJ’nin selamlarını getirdim. Rojava küçük kardeş ama büyük bir yükün altında. Rojava boğulmak isteniyor. İslam adına kafalar kesiliyor, evler talan ediliyor, cesetler tekmeleniyor, ayaklar altına alınıyor. Bugün burada Önder Apo’nun sayesinde bir aradayız. Kürt halkının özgürlüğünün meşalesi Amed Cezaevi’nde yakıldı. Rojava devrimi ile Kürt halkı kaderini tayin edecek. Rojava yok olursa hepimiz yok olacağız. Bu nedenle bu kongre çok önemli. Arap, Türk, Fars kardeşlerimize sesleniyoruz. Demokratik ulus, demokratik ümmet temelinde yaşayalım. Bizi kabul edin. Birlikte yaşayalım. Biz de sizin gibi bir milletiz, ümmetiz. 40-50 milyonluk bir halk olarak niye haklarımızdan mahrum yaşayalım? Namusumuza el uzatılıyor, kafalar kesiliyor, gelin bakın Rojava’ya İslam adına neler yapılıyor? Kardeşlerimizin eliyle hendekler kazılıyor, Rojava devrimi boğulmaya çalışılıyor. Biz küçük kardeşiz. Küçük kardeş güzeldir. Bu kongre ile Kürt davasını Ortadoğu’ya ve dünyaya anlatalım.”

MEDİNE SÖZLEŞMESİ; ROJAVA VE ÇÖZÜM SÜRECİ

Öcalan’ın kogre fikrini ortaya atarken de, mektubunda da atıf yaptığı Medine Sözleşmesi ve bu sözleşme referans alınarak barış, bir arada yaşama ve müzakere tartışmaların etrafında döndüğü kavramlar oldu. Konferansın çizgisini belirleyen Medine Sözleşmesi’ni anlatan Ali Bulaç, yeni bir Ortadoğu için Medine Sözleşmesi’nin bir referans olabileceğini belirterek, sözleşmenin ‘Sınıflar arası, yönetenler ve yönetilenler arası, kavimler arasında, cinsiyetler arası, cemaatler arası çatışmalara çözüm gücü’ olduğunu söyledi.

‘ÜMMET, DİNİ DEĞİL SİYASİ BİR BİRLİKTİR’

“'Medine sözleşmesinde anahtar kelime Muarefe: Çatışan tarafların birbirini tanıması. Bu aşamadan sonra ikinci terim müzakere. Müzakereler sonuç verince son terim muahede. Yani anlaşma” diyerek konuyu gündemde olan müzakere sürecine bağlayan Bulaç “622 yılında Medine’de Ensar (Medineli Müslüman) ve Muhacir (Mekke’den göç eden Müslüman) Müslümanlar arasında kardeşlik sözleşmesi yapıyor  Hz. Muhammed. Her ensar bir muhaciri yanına alıyor, malına ortak ediyor. Bu anlaşmada kadınlar hariç herşey ortaktı. Medine Sözleşmesi’nin 1-23. maddeleri İslamı kabul edenleri, 23-47 madde ise Yahudiler ve müşrikleri kapsıyor. Bu anlaşma ile Medine şehir devleti kuruluyor. Bu sözleşmeye her kavim kendi referansı ile katıldı. Müşrikler kendi örf ve adetleri, Yahudiler kendi dinlerine göre, Müslümanlar ise İslam’ı referans alarak. Medine sözleşmesinde Ümmet dini değil siyasi bir birliktir. Örneğin Yahudiler de bu ümmetin bir parçasıdır” şeklinde konuştu. Bulaç, Medine Sözleşmesi’nden hareketle Ortadoğu ve dünyada dinler arası çatışmaları sona erdirilebileceğini, kavimler arasındaki çatışmayı eşitlik, sınıflar arasındaki çatışmayı adalet, yöneten yönetilenler arasındaki çatışmayı sözleşme yani seçimler ile sonlandırılabileceğini savundu.

‘MEDİNE SÖZLEŞMESİ KATILIMCILIĞI ESAS ALIR’

“Medine Sözleşmesi farklı insan topluluklarının bir arada yaşamasını sağlayan bir vesika” diyen Prof. Dr. Bilal Sambur ise “Medine vesikası hegemonyacı değil katılımcı ve herkesin kazandığı bir vesika” dedikten sonra konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bugün de sahici bir barış iradesine ihtiyaç var. ‘Çözüm sürecinde Kürtler kazanırsa Türkler kaybeder’ gibi bir kaygı var. Halbuki Kürtler kaybedince herkes kaybediyor. Medine Sözleşmesi ile Müslümanlar, Yahudiler, Müşrikler herkes kazanmıştı. Bugün de Ortadoğu için Medine Sözleşmesi örneği güncelleştirilmeli.”

‘İBADETHANEYE SIKIŞAN DİN EGEMENLERİN DİNİDİR’

Dini ‘Mazlum halkların çığlığı’ olarak tanımlayan Sinan Dayan ise “Tapınaklara, ibadethanelere sıkıştırılan din egemenlerin dinidir, Allah’ın dini değil” dedi. Günümüzün ayetinin Rum süresinin 22. ayeti olan ‘Sizlerin dilleri ve renkleri Allah’ın ayetlerindendir” olduğunu, bu ayetin ‘Siz insanlar eşitsiniz. Renkleriniz ve dilleriniz çeşitliliğinizdendir. Hiç birinizin diğeri üzerinde üstünlüğü yoktur” anlamına geldiğini belirtti.


‘İSLAMİ CAMİA KÜRT SORUNUNA DUYARSIZ KALDI’

“Türkiye’de İslami kesim Gazze’ye destek verdiği gibi Kürtlerin Gazzesi olan Rojava’ya aynı duyarlılık ile yaklaşmıyor” diyen Yazar Hüda Kaya, “Bu Rojava’da zulmü yapanların İslami etiketli olmasından mı kaynaklanıyor?” diye sordu.

MISIR’DA İDAMA KARŞI ÇIKIYORSAK İRAN’DA KÜRTLERİN ASILMASINA DA KARŞI ÇIKMALIYIZ

Ayhan Bilgen ise “Hz. Muhammed yaşasaydı Zilan’a, Rojava’ya, Roboskî’ye karşı nerede duracağını iyi bilirdi. Mısır’daki idamlara nasıl karşı çıkıyor isek İran’da Kürtlerin idamına da öyle karşı çıkmalıyız” dedi.
Türkiye’deki dindar kesimlerin Kürdistan’daki mücadeleye yaklaşımının eleştiriye muhtaç olduğunu söyleyen Seher Akçınar da “Filistin’de taş atan çocuklara yaklaşımla, Kürdistan’da taş atan çocuklara yaklaşım hep farklı oldu. Filisitin’e duyarlılık gösterilirken, burada duyarsızlık vardı. Mavi Marmara saldırısı olduğunda hemen bir refleks ortaya koyan ve bu katliamı protesto eden İslami camia ve İslami medya Roboskî Katliamı’nı görmemiştir. Uzun süre Roboskî’nin katliam olup olmadığını tartışmıştır. Mısır’daki idamlara karşı büyük bir duyarlık gösterilirken İran’da Kürtlerin idamına tepkisiz kalınıyor” şeklinde konuştu.

KONGREYE KADINLAR DAMGA VURDU

Delegelerin önemli bir kısmının kadın olduğu kongrede ‘haremlik-selamlık’ uygulması olmadı. Kadın ve erkek delegeler karışık oturdu. Kongredeki 5 oturumun üçünü kadınlar yönetti. Oturumlardan birinin  başlığı ‘İslam’da Kadının Yeri’ idi ve tamamında kadınlar konuştu. Rojava ve Güney Kürdistanlı kadın delegeler de dahil çok sayıda kadın kongrede söz aldı. Kongrede BDP’li Hazro Belediye Başkanı Güler Özsavcı Doğu ve Erçiş Belediye başkanı Diba Ermiş Keskin de konuşmalar yaptı. Diba Ermiş Keskin mevcut İslam anlayışının kadını toplum dışında ve baskı altında tutan anlayışına sert eleştiriler getirdi. Keskin’in eleştirilerinden toplantıdaki Meleler de (din adamı-imam) da nasibini aldı. Keskin yıllarca ‘Kadının bir tek saç teli görünürse cehennemde yanar’ gibi yanlış bir İslam anlayışının vaaz edildiğini ve bunda meleler ile seydaların da (din alimi) payı olduğunu belirtti. ‘İslam’da Kadının Yeri’ başlıklı oturumda konuşan İlahiyatçı Süheyla İnal da kadın ve erkek arasında her tür eşitsizliğin İslam dışı bir yaklaşım olarak reddedilmesi gerektiğini vurguladı.
Saliha Bektaş ise kadınların yalnızca dini konularda değil, hayatın her alanında var olmaları gerektiğinin hem Kuran’da, hem de peygamberin hayatında görüldüğünü söyleyerek, günümüzde bazı anne-babaların, kızlarının fikrini almadan evlendirmesini ve yürümeyen evlilikleri devam ettirmeye zorlanmasını eleştirdi.
Tarih boyunca kadınların haklarını dile getiren tek kitabın Kuran olduğunu savunan Berrin Sönmez, “Peygamberimizin Veda Hutbesi’nde ve ölüm döşeğinde kadınların haklarını yememek konusunda erkekleri uyardığını hepimiz biliriz” dedi. Hz. Muhammed’in ölümünden sonra erkeklerin kadın haklarına saldırdığını ifade eden Sönmez, “Kadınların haklarını çiğneyen erkekler İslam’ı tekrar cahiliye dönemine götürdü” dedi.

www.evrensel.net