09 Mayıs 2014 06:00

KESK’te mücadeleci temelde değişim ihtiyacı

Bilindiği gibi KESK ve üye sendikalarda genel kurul süreci yaşanıyor. Kamu emekçileri hareketinin sorunları ve tıkanıklığın nedenleri de beraberinde konuşuluyor. Fiili meşru bir sendikal hareket olarak kurulup büyüyen, “İki milyon kamu emekçisinin sesiyiz” şiarıyla mücadele eden KESK’in gerilediği tespiti herkes tarafından yapılıyor.

Paylaş

Satı BURUNUCU ÇALI
Tüm Bel-Sen Örgütlenme Sekreteri

Bilindiği gibi KESK ve üye sendikalarda genel kurul süreci yaşanıyor. Kamu emekçileri hareketinin sorunları ve tıkanıklığın nedenleri de beraberinde konuşuluyor. Fiili meşru bir sendikal hareket olarak kurulup büyüyen, “İki milyon kamu emekçisinin sesiyiz” şiarıyla mücadele eden KESK’in gerilediği tespiti herkes tarafından yapılıyor.

Hiçbir anlayış ya da yönetici, mevcut durumdan söz ederken iyi ve mücadeleci diyemiyor. Geçtiğimiz 3 yıl boyunca gerek bütçe dönemleri, toplusözleşme süreçleri, sağlıkta ve eğitimde yıkım politikaları, Kürt sorununun demokratik çözümü, Gezi ve yolsuzluklar gibi önemli süreçlerden geçtik ve KESK bu süreçlerde üstüne düşen yükümlülükleri yerine getiremedi.
Bu genel kabulle beraber kamu emekçileri hareketinin yenilenmesinin aracı olarak KESK’teki tıkanıklığın nasıl aşılacağı üzerine farklı fikirler var. Kimi bir sempozyum ya da çalıştayla sorunlarımızı konuşmayı, kimi ise tüzük değişikliği yaparak var olan durumu aşmayı öneriyor.

Oysa bugün kamu emekçileri hareketinin durumunu değil bir çalıştay ya da sempozyum onlarcası yapılsa çözmek mümkün değil. Ya da tüzük tadilatlarını bırakınız, baştan sona çok iyi bir tüzük yazsak da mücadele bu yolla ileri gidecek görünmüyor. Geçmişte yüz binleri mücadeleye katan KESK’in bugün dar kadro gösterilerine dönüşen protestocu halinden nasıl kurtulabileceğini, örgütün çeşitli nedenlerle düzenlediği il gezilerinde ve işyeri toplantılarında emekçiler defalarca anlattılar, eleştiri ve önerilerini sundular. Aslında mücadele tarihimiz de bu konuda yeteri kadar açıklayıcı.

2001 yılında 4688 sayılı Yasa çıkana kadar, kamu emekçileri hareketine yön veren, karar ve mücadele süreçlerine yüz binlerce kamu emekçisinin katıldığı yasa, sınır, engel tanımayan fiili ve meşru bir mücadeleydi. Yasadan sonra ise “Bu yasa bize dar gelir” diye başlayan süreç, giderek işyerlerinden kopulan, emekçi kitlelerinin karar süreçlerinden kopartıldığı, eylemlere katılımın kadrolarla sınırlandığı, mücadeleyi protestoculuğa hapseden bir duruma kadar geldi. Üye ve temsilcilerle hatta şube yöneticileriyle bağı mesaj ve faksla sınırlayan, hangi talepler için hangi zamanda ve hangi güçlerle birlikte mücadele edileceğini emekçilerle değil de kadro ya da yöneticilerle kararlaştıran, sık sık ama etkisiz basın açıklamaları yapan bir sendika olmakta ısrar edilirse sırtımızın duvar olacağı kaçınılmaz.

TÜZÜK DEĞİŞİKLİĞİ YENİLENMENİN BİR ARACI OLARAK ELE ALINMALI

Emek Hareketi olarak, kamu emekçileri mücadelesinin en temel sorununun, işyerlerinden kopmuş, örgütlü-örgütsüz emekçilerin sendikal mücadelenin dışına atılmış olmasından kaynaklandığını düşünüyoruz. Elbette hükümetin ve yandaş sendikaların çok yoğun saldırıları var. Ancak gerek KESK’e bağlı sendikaların yetki ve örgütlülüğü açısından gerekse de mücadelenin düzeyi açısından nedenleri sadece dış etkenlerle açıklamak kendimizi hiçe saymaktır aslında. Kamu emekçileri hareketinin bugünkü zayıflığında, karar alma süreçlerinden emekçileri dışlayan, siyaseten yönetme tarzına, sınıfın birliğini hayata geçirmek yerine kendine yakın güçlerin protestosuyla sınırlı kalmaya kadar konuşulması gereken ve kendimizden kaynaklanan nedenler var. Bunları aşmak ancak kendi üyelerimizle de yetinmeyerek örgütlü-örgütsüz bütün emekçilerin katılımıyla mümkündür. Sendikal mücadelenin yenilenmesi de, kazanımla ilerlemesi de ancak emekçi kitlelerle mümkün olacaktır.

Oysa bugün sendikalarımızın üyeleri, geçtiğimiz genel kurulda yapılan tüzük değişikliği (Aradan 3 yıl geçmiş olmasına rağmen) ile nelerin değiştiğini KESK Meclisi, Kadın Meclisi vb. kurulların kimlerden oluştuğunu, karar alma süreçlerinin nasıl işlediğini bilmiyor. Bu nedenle her genel kurulda sadece KESK içindeki sendikal anlayışların kendi arasında uzlaştığı, genel kurul delegelerinin katılımıyla sınırlı tüzük değişikliklerinden vazgeçilmelidir. Tüzük ancak bütün işyerlerinde sendikal mücadelenin yeniden örgütlenmesinin bir aracı olarak tartışılmalıdır, tek başına bir değişiklik olarak değil. İhtiyacımız olan sendika, emek, demokrasi ve barış mücadelesi için görevlerimiz, mücadele yöntemleri, işyeri sendikal örgütlenmelerimizin geliştirilmesi, farklı istihdam biçimleri ve sendikal tercihlerine bakılmaksızın bütün emekçilerin tek bir sendika gibi fiili meşru bir mücadele içinde ele alınması asıl izlenmesi gereken hat olmalıdır. İşte tüzük değişikliği, böyle bir süreçle birlikte yani aynı zamanda sendikal mücadelenin yenilenmesinin ve sendika içi demokrasinin inşası için ele alınırsa anlamlı, katılarak değiştirdikleri için emekçilerin de benimsediği metinler olacaktır.

ÖNCEKİ HABER

1 Mayıs işkencesi

SONRAKİ HABER

NASA'nın tamamı kadın astronotlardan oluşan ekibi ilk kez uzay yürüyüşü yaptı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa