Anlayamayanlar

Anlayamayanlar

Ana babasının 100 bin avroluk tekne aldığı Kaan uyardı aslında, “Uğraşmayın, anlayamazsınız” diye.

Özge KURU

Ana babasının 100 bin avroluk tekne aldığı Kaan uyardı aslında, “Uğraşmayın, anlayamazsınız” diye. Çocuk haklı beyler bayanlar, anlayamıyoruz. Magazin antropologlarının, “jet, ikoncan, playboy, tanınmış sima, gözde” gibi alt gruplara ayırdığı sosyete diye bir tabaka var bilirsiniz. Bunların son merakı komşuya çaya gider gibi, Peru’ya çaya gitmekmiş. Zehir zıkkım olsun diye beddua etmeye yeltenmeyin, zaten zehir. İnternet sitelerindeki bilgilere göre ayahuasca çayı, zehirli bir bitki. Bu çayı içmek için az uz, dere tepe düz giden sosyetenin derdi, sadece ölüm ve doğum anında salgılanan molekülü bu çayla aktif hale getirip “hayatı yeniden keşfetmek, başka alemlere açılmak”. Ergen kardeşinizin  “Kimim acaba, ben ne yapıyorum?” sorunsalının eşek kadar kadınların adamların ağzında sakız olmuş hali. Gidin bir su çarpın yüzünüze Allah aşkına.

ANLAŞILMAYANLAR

Yıllar önce sosyetenin ikoncanlarının kışın çorapsız sandalet giymek için baldırlarına yakı yapıştırdığını duyduğumda da anlayamamıştım Cumhuriyet Bayramı’nı, Cadılar Bayramıyla birleştirip kostümlü parti yaptıklarını okuduğumda da anlam veremedim keza. Sosyetenin ayaklarını küçük göstermek için parmaklarını kestirip topuklarını törpülettiklerini, dinlendirilmiş et alma trendi ayağına bir lokantanın vitrininde üzerinde adlarının yazdığı kilo kilo etleri sergilettiklerini ya da Sharapova ile tenis maçı yapmak, Paris Hilton ile kahve içmek, lüks bir şatoda konaklamak gibi hayalleri için 1.5 milyon doları bastırdıklarını okuyunca siz anlayabilecek misiniz, sanmam.  Zenginin parası züğürdün pazar dergisinin sayfasını doldurur demeyin. Krizlerin teğet geçtiği dönemlerde, yeni sitelerden peynir ekmek gibi daire kapışmak trendi var misal, sosyetenin çocuklarına kaçak Hummer hediye etme çılgınlığı, “gemi değil gemicik o” rahatlığı hep aynı hep aynı… Göbeğini kaşıyan adamın, hala daha balkondan sarkıtarak çamaşır asan kadının yapamadığını yapabildiğini göstermenin hazzı. Parasıyla değil mi kardeşim? Farklılık da satın alırım, buhran da… Alemlerden aleme de geçerim. Aynı değiliz zira. Misal “baby shower” pek bir ayağa düşeli sosyetede artık out olmuş, onun yerine “sip and see” trendmiş. Bebek ele avuca geldikten sonra annesinin arkadaşlarıyla “doğumu” kutlama. Doğum gününü değil dikkatinizi çekerim.

ANLATAMAYANLAR

Biz bunları anlayamayız zira içimiz bunalsa, afakanlar bassa, varoluşsal sorgulamalara düşsek dostumuz, kardeşimiz bir çay demler bize çakralar açılır, enerjiler saçılır içimizden.  Bisküviyi çaya batırıp ayaklarını da uzattı mı, kral gibi keyiflenen insanlarız. Çünkü elimizde avucumuzda ne varsa helal bize, emeğimizin karşılığı. Armut pişip ağzımıza düşmemiş ki burun kıvıralım, çöpünü bahane edelim. Bunalsak da ne diyeceğiz müdüre, ustabaşına, şefe? “Sabah bir kalktım çakralarım kapalı, auram zayıf, kötü enerji doluyum. Açtım açtım da altıncıda tıkandım, iki kaşın arası göz çakrası.”
Sosyeteyse tövbe anlatamıyor çözümsüz derdini. Otuz üç yıllık dünya vatandaşıyım kendimi bildim bileli sosyetegiller “Nerdeyim kimim” sorunsalını çözemedi gitti. Kendi var etmedikleri, üretmedikleri bu hayata hep yabancılar. Yedikçe kabız, kokladıkça hissizler herhalde. Boş vakitlerinde de hayatın gizemini çözmeye bayılıyorlar, hobi olarak. Peru Amazonlar’ında çay, Hindistan’da yoga,  Japonya’da meditasyon turisti olacaksam, dermansız bir dert bulurum kendime elbette.  Fark yaratacağım derken türlü türlü gariplikler de icat ederim. Ne yani, derdimin dermanını kendi gücünde görüp Taksim’e hak aramaya çıkanlardan olayım da, Başbakan “Bu şımarık ruh hali son bulmalı” mı desin bana? 

www.evrensel.net
ETİKETLER Özge Kurusosyete