Annelik vicdan azabına dönmesin diye…

Annelik vicdan azabına dönmesin diye…

Her gün televizyonlarda kaybolan, tecavüze uğrayan, istismar edilen, öldürülen, yaşam hakkı ihlal edilen çocukların güzel yüzleri görülüyor. Bir de acısını neresinde taşıyacağını bilemeyen annelerin isyanı… Bunları yapanların yüzleri ve isimleri ise saklanıyor...

Gülten ÜZÜM/ Ebru ÜNAL
Maltepe

Her gün televizyonlarda kaybolan, tecavüze uğrayan, istismar edilen, öldürülen, yaşam hakkı ihlal edilen çocukların güzel yüzleri görülüyor. Bir de acısını neresinde taşıyacağını bilemeyen annelerin isyanı… Bunları yapanların yüzleri ve isimleri ise saklanıyor.
Korku dolu bir bekleyiş annelik sanki artık. Her an tetikte, her an gözün çocuğunun üzerinde olmayı mecbur kılan bir hapishane, hiçbir zaman geçmeyeceğini düşündüğün bir vicdan azabı adeta…
Ve elbette artık, akıp giden hızlı ülke gündemi içinde neredeyse, “sıradan” haberler haline gelen, kadın cinayetleri… Geçtiğimiz 100 gün içinde, 61 kadın, eşleri, sevgilileri, babaları ve erkek kardeşleri tarafından katledildi.
Sayıları her geçen gün artan çocuk ve kadın ölümleri, artık neredeyse 3. sayfa haberi bile olmayacak denli “sıradanlaşırken”, kadınlar annelikleri hakkında, çocuklarının geleceği hakkında nasıl duygular taşıyor, onların hayatlarında neler değişiyor, bütün bu yaşananlar akıllarında ve ruhlarında nasıl yaralar açıyor öğrenmek için Gülsuyu’nda kadınlarla bir araya geldik.

BÜYÜYEN KAYGI
Mahallenin ismini hatırlarsınız; yaşanan uyuşturucu ve çeteleşme sorunu yüzünden kadınlar, başlarına bir şey geleceği korkusuyla belli bir saatten sonra çocuklarını sokağa dahi çıkarmazken, mahalle halkının tamamının yaşadığı bu güvensizlik duygusu, ülkenin geri kalanında yaşayan kadın ve annelerin yaşadığı endişe ve sıkıntılara katmerli bir korku daha ekliyor.
“Kaygılarım her geçen gün büyüyor” diyerek söze başlayan 1 çocuk annesi Gülper Gökkaya, “Geçenlerde televizyonda 23 Nisan sebebi ile yönetici koltuklarına oturtulan çocuklar gördüm.  Kutlanacak bir şey yok, memlekette çocukluk diye bir şey kalmadı, bırakmadılar” diyor. Söz, mahalledeki uyuşturucu ve çeteleşmeye geldiğinde, Gülper’in tedirginliği, adeta yüzünden okunuyor. “çocuğumun okulu yürüme mesafesinde olmasına rağmen, servisle gönderiyorum. Son derece tedirginim, görüyoruz, her gün gazetelerde okuyoruz, korkuyoruz. Etrafta elleri bıçaklı gençler görüyorum, onlar da bu mahallenin çocukları. Bırakın yolda başına gelecekleri, okul içerisinde dahi, gerekli güvenlik önlemlerin alınıp alınmadığı konusu kafamda hep soru işareti. Diğer çocukların başlarına gelenler her an bizim çocuklarımızın da başına gelebilir” diyen Gülper’i diğer kadınlar da hararetle onaylıyor.

NEREYE KADAR BAŞINDA DİKİLECEKSİN?
Mahallede bütün kadınlarda aynı tedirginlik var. Herkesin çocuklarını kendi bildiğince, kendi yöntemleriyle korumaya çalıştığını anlatıyorlar. Çocukluğundan beri Gülsuyu’nda yaşayan, iki çocuk annesi arkadaşımız, “Biz gece yarılarına kadar sokakta oynardık. O zaman mahallede böyle olaylar yoktu. Herkes birbirini tanır, severdi. Şimdi öyle mi? Çocuklarımı mümkün olduğunca sokağa bırakmıyorum. Onların arkadaşlarını bile ben seçer hale geldim. ‘Şu çocukla oyna, şu çocuktan uzak dur’ diyorum çocuklarıma artık. Çetelerin elindeki çocuklar da sonuçta bu mahallenin çocukları. Onları da tanıyoruz, biliyoruz.” diyor.
Uyuşturucu ve çeteler meselesi dalgalandırıyor kadınların cümlelerini de kanaatlerini de. Bir kadın “Mahallede çetelerin eline düşmüş çocuklar da bizim” diyor,  uyuşturucu ve çeteleşmenin mahallede yarattığı korku ve gerginlikten, herkesin payına düşeni ortaya koyuyor.
Ama soru şu; nereye kadar koruyabiliriz çocuklarımızı, kendimizi? Bu soru, bir çaresizlik sarkacı gibi dolaşıyor önce ortada.  Ama cevaplar çoğaldıkça çaresizlik yerini “peki ama nasıl” sorusuna bırakıyor. Verdikleri cevaplar ışığında birlikte hareket etme niyetleri de var. Annelik vicdan azabına, çocukluk korku filmine dönmesin diye buluşmalara, başka kadınları da bu buluşmalara katmaya karar veriyorlar.

DÜĞÜM SORU: NE YAPMALI?

Sorun eğitim meselesi diyen de var, yasaların yetersizliğinden dem vuran da. Toplumsal şiddetin vardığı noktayı en iyi kendi canlarından bilen kadınlar meseleyi kadına yönelik şiddet üzerinden tartışmaya başlıyorlar bu sefer. Gülper diyor ki “Her gün kadınları korumak için yeni yasalar çıkıyor. Sorunların azalması bir yana, her geçen gün daha da artıyor. Adaletin terazisi şaşmış, benim hiçbir devlet kurumuna inancım da kalmadı. Nasıl çözülür? Bilmiyorum...”
Yine aynı noktada düğümleniyor mesele. Nasıl çözülür?
Gülper, çocuklara ve kadınlara yönelen şiddetin kaynağının bizleri yöneten zihniyette olduğunu düşünüyor. Bu yüzden çözümü de o zihniyete karşı çıkmakta buluyor: “AKP bugünlere ev ev, sokak sokak dolaşarak, en çok da kadınları bir araya getirerek geldi. Bizler de gerekirse sokak sokak, ev ev dolaşmalı ve kadınları türlü etkinliklerle bir araya getirmeli, onlara her şeyden önce insan oldukları fikrini kazandırmalıyız” diyen Gülper, mahallede bu güne dek yapılan etkinlik ve toplantıların, kadınların tamamına ulaşmadığı için yeterli olmadığını, bu birliktelik duygusunun tüm mahalleye taşınması gerektiğini söylüyor.  

EŞİTLİK OLMADIKÇA…
İyi güzel de, kadınlar nasıl bir araya gelecek?  
Sözü, kadınların kendileri için bir şey yapmaktan korkuyor olduklarından açıyor bir kadın.  Bu korku ile çoğu zaman, mahallede kadınların yaşadıkları ortak sorunlara dair dağıtılan bildirileri bile ellerine almadıklarını söylüyor. Biz önce “bu kadınlardan bir şey olmaz” diyeceğini sanıyoruz ama değil. Somut önerisi var bu korkudan kurtulmak için: “En geniş katılımla kadın etkinlikleri düzenlemek, aynı korkularla boğuşan kadınları bir araya getirmek gerek”.
O da Gülper’le ortak düşünüyor meselenin kaynağına ilişkin: “Sorunun başı, bizleri yönetenlerin zihniyeti. Kadın hep ikinci planda görülüyor. Kadına şiddet, erkeğin kadın üzerindeki üstünlük duygusundan kaynaklanıyor. Bu yüzden, şiddete maruz kalan kadınların, eğitim durumu veya gelir düzeyi de şiddete maruz kalmalarının önünde bir engel değil” diyor.
Peki, ne yapmalı diyoruz, bunca şiddet, her gün gelen ölüm haberleri… Cevabı, çözümün de anahtarı aynı zamanda; “Kimse başka bir şey beklemesin, kadın-erkek, çocuk… herkesin eşit sayıldığı bir düzen olmadıkça, bu ölümler devam edecek”. 

www.evrensel.net