Mayıs ayında mücadele artacak

Mayıs ayında mücadele artacak

Fransa’da Valls Hükümetinin tasarruf paketine karşı mücadele örgütlenmeye başladı. İşçi Sınıfın Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü 1 Mayıs, emek düşmanı politikalara karşı mücadelenin ilki oldu.

Fransa’da Valls Hükümetinin tasarruf paketine karşı mücadele örgütlenmeye başladı. İşçi Sınıfın Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü 1 Mayıs, emek düşmanı politikalara karşı mücadelenin ilki oldu. Fransa çapında toplam 210 bin kişi, hükümete karşı öfkelerini haykırdılar. Ama sendikalar, haziran ayının ilk haftasına kadar 3 ayrı gösteri daha tertipleyecekler. Özellikle CGT sendikası, mayıs ayını “mücadelenin yükseldiği ay” olarak ilan etti ve bu yönlü hazırlıklar yapmaya başladı. Yine Humanite gazetesinden çevirdiğimiz bu makale 15 mayıs, 22 mayıs ve 3 hazirandaki gösterileri konu alıyor.
Paris Ekonomi Fakültesinde Ekonomi Profesörü Thomas Piketty’nin ‘21. Yüzyılda Kapital’ adlı kitabı İngilizce yayımlanınca ABD, İngiltere ve gecikmeli olarak Fransa’da en çok satan kitaplar listesine girdi. Piketty’yi “Rock yıldızı ekonomist”, “Olağanüstü önemli”, “Söylemleri değiştiren alim” olarak tanımlayanlar çok. Yüksek gelir dilimindekilerin ve miras yoluyla edinilmiş zenginliğin vergilendirilmesi bir süredir İngiltere’deki siyasi partiler arasında tartışmalı bir konu olduğu ve kitabın içeriği bu sorunu ele aldığı için İngiltere’de de yankı buldu kitap. Piketty’nin kitabını Karl Marx’ın Kapital’i ile kıyaslayanlar az değil. Paul Mason’un Guardian’a yazdığı makale kitap hakkında ayrıntılı bilgi verirken bu kıyaslamaya da yanıt veriyor.
Avrupa parlamento seçimleri yaklaştıkça AB üzerine tartışmalar da yoğunlaşıyor. Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinden seçtiğimiz makale AB’nin iç ve dış politikalarına yönelik karamsarlığın arttığına dikkat çekiyor. Bir çok yorumcu gibi, Reinhard Müller de, parlamento seçimlerinde AB’ye gitgide daha fazla şüpheci yaklaşanların başarılı olacağını varsayıyor. Yapılan anketlerde bu yönlü. Zira, yazara göre AB günümüzün acil sorunlarına bir yanıt veremediği sürece, kabul görmemesi ve böylece de meşruiyetini yitirmesinin bir sürpriz olmayacağını belirtiyor.


CGT SENDİKASI ‘MÜCADELENİN ARTTIĞI MAYIS AYI,’ ÇAĞRISINDA BULUNDU.

Sarah SUDRE
Humanité

Manuel Valls’in kemer sıkma politikalarına karşı mücadele, bu 1 Mayıs’ın rengini belirleyecek. CGT, FSU, Solidaires ve genelde ayrı baş çeken FO sendikaları birlikte gerçekleştirecekler bu yürüyüşü. CGT’nin Genel Sekreteri Thierry Lepaon, bu birliğin mücadele politikamızı ete kemiğe büründürme ve daha da önemlisi işçilerin ortak taleplerini haykırması için zorunlu olduğunu belirtiyor. “Hükümet işçilerin büyüyen öfkesini dikkate almalı” diye ısrar ediyor Thierry Lepaon. [...] Bu sosyal ve ekonomik haksızlığa karşı CGT sendikası işçilerin sosyal sahneyi işgal etmeleri için, 1 Mayıs’tan başlayarak, 3 sosyal randevu daha verdi.
Hükümet, kamu sektöründe çalışan emekçilerin aylıklarının hesaplanmasında kullanılan “endeksi” 2017 yılına kadar dondurarak 18 milyar tasarruf yapmak istiyor. Yani Fransa’daki 5.2 milyon memurdan, sürekli artan enflasyon ve hayat pahalılığı koşullarında fedakarlık yapmaları isteniliyor. Emekçilerin alım güçlerinin düşmesine karşı, CGT, CFDT, CFTC, FA-FP, Solidaires ve UNSA sendikaları, 2010’dan bu yana hiç yükseltilmeyen endeksin artmasını talep ediyorlar. [...] Dolayısıyla, sendikalar alım gücünün düşürülmesine “Hayır” demek için, kamu hizmetinin 3 sektöründe (Devlet, yerel yönetimler ve hastane) 15 Mayıs’ta bir günlük grev ve eylem günü gerçekleştirecekler.
CGT, UNSA, SUD-Rail Sendika Federasyonları 22 Mayıs’ta demir yolu işçilerini “Başka bir demir yolu reformu dayatmak, ekonomik ve sosyal alanda SNCF’ye farklı bir gelecek için” Paris’de gösteri yapmaya çağırıyorlar. Hükümet, rayları sattıktan sonra en büyük ulusal kamu işyeri olan SNCF’nin (Demir yolları ulusal şirketi) devasa borcunu kapatamayınca, şirket için yeni bir reform hazırlıyor. [...] Sendikalara göre bu yasa projesi ile demir yollarının idaresinde yaşanacak köklü değişim, nitelikli bir kamu hizmetinin zorunluluklarına ve demir yolu işçilerinin gerekli yüksek sosyal koşullarına cevap vermiyor. [...]
CGT, 3 Haziran’da Paris’te emeklilerin ulusal yürüyüş gerçekleştirebilmesi için çağrı yaptı. KDV’nin artırılması, emeklilerden alınan verginin binde 3 arttırılması, emekli maaşlarında yapılması zorunlu olan artışın bir yıl sonraya ertelenmesi, emeklilerin sağlık alanında yaşadıkları ciddi sorunlar, CGT’nin emekliler federasyonunu isyan ettirdi. [...]Sadece bir sayı vermek gerekirse, emeklilerin yüzde 17’si 600 avrodan daha az gelirle yaşıyor. CGT-Emekliler federasyonu, diğer şeylerin yanı sıra, tüm emekliler için hemen ayda 300 avro artış, en düşük emeklilik maaşının Asgari ücretin altında olmaması, yaşlıların bağımsız olabilmeleri için gerekli tüm masrafların Sosyal sigorta tarafından karşılanmasını talep ediyor. [...]
(Çeviren : Deniz Uztopal)


EN ÇOK SATANLAR LİSTESİNDEKİ ‘KAPİTAL’

Paul MASON
The Guardian

Fransız Ekonomist Thomas Piketty’nin kitabı ‘21. Yüzyılda Kapital’ İnternet üzerinden satış yapan Amazon’da en çok satan kitaplar listesinde ilk sıraya yerleşti...
Piketty, bir ekonomide sermaye getirisinin büyüme oranını aştığı durumlarda, miras olarak elde edilen zenginliğin kazanılarak yaratılan zenginlikten çok daha hızlı büyüyeceğini ileri sürüyor... Böylece varlık, bırakın sosyal adaleti, demokrasi ile bağdaşmayacak düzeyde yoğunlaşıyor. Kısacası kapitalizm, uzun süreli devam edemeyecek olan bir eşitsizliği otomatik olarak yaratıyor.
Peki ana akım ekonomistler bu önermeyi neden can sıkıcı buluyor? Eşitsizliğin kibar karşılığı olan “dağılım” konusunda tartışmalara artık bitmiş gözüyle bakılıyordu. [...]
Piketty’ye göre ekonomik olgunlaşmanın meyveleri -beceriler, eğitim, iş gücünün eğitimi- toplumda eşitliği teşvik ediyor. Fakat bunlar nüfus yapısı, düşük vergi ve zayıf işçi örgütlerinin meydan verdiği düzeyde eşitsizliğe doğru daha kökten bir eğilim tarafından etkisiz kılınıyor. 700’ü aşkın sayfası olan kitabın çoğunda, bir şeyler yapılmadığı takdirde 21. yüzyıl kapitalizminin sürekli olarak eşitsizliğe doğru ilerlediğini gösteren veriler sunuluyor.
Piketty haklıysa bu durumun yaratacağı siyasi sonuçlar derin olacaktır. Kitabın güzel yanı, bunları sıralamaktan kaçınmaması. Piketty’nin miras olarak elde edilen varlığa “el koyucu” türden vergi getirilmesi önerisinin yanında sözde radikal ekonomistler terbiyeli kalıyor. ABD için önerisi, yıllık geliri 500 bin dolardan fazla olanlara yüzde 80 vergi oranının uygulanması.
(...) Piketty, 20 yüzyılda uzun dönemli eşitlik artışını savaşın zaruretlerine, işçilerin örgütlü gücüne, yüksek vergi gereksinimine, nüfus yapısına ve teknik yeniliklere bağlıyor.
Kabaca söyleyecek olursak, büyüme oranının yüksek olduğu, sermaye getirisinin bastırılabildiği durumlarda daha eşit bir kapitalizm olabilir. Fakat Piketty, Keynesçi dönemin tekrarlanamayacağını söylüyor. Çünkü işçiler zayıf durumda, teknolojik yenilikler yavaş ilerliyor ve sermayenin küresel gücü çok büyük. Ayrıca bu eşitliksiz sistemin meşruluğu yüksek; çünkü 19 yüzyılda yapılamayanı yapmış, zenginliği alta doğru, menajerler sınıfına dağıtacak yöntemler bulmuştur.
Dedikleri doğruysa, kapitalizmin sonuçları tamamıyla olumsuz: Düşük büyüme oranları ile karşı karşıyayız; üstelik yüksek düzeylerde seyreden bir eşitsizlik ve düşük sosyal mobilite (sınıf atlama) söz konusu...
Peki Piketty yeni Karl Marx mı? Kitabını okuyan herkes böyle olmadığını görecektir. Marx’ın kapitalizmi eleştirisi bölüşümü değil üretimi temel alıyor. Marx açısından, sistemin sonunu getirecek şey artan eşitsizlik değil, kâr mekanizmasındaki çöküştü. Marx’ın toplumsal ilişkileri gördüğü yerde Piketty sadece toplumsal kategorileri, varlık ve geliri görüyor... Yani yumuşak Marksizm ithafları tümüyle yanlış.
Piketty ana akım, klasik ekonomistler arasına patlamamış bir bomba yerleştirdi... Piketty’nin kitabı, küreselleşme altında ortanın solunun argümanlarını da zayıflatıyor. Sosyal demokrasi ve liberalizmin mevcut politikaları, oligarşinin yatları ile gıda bankalarının birlikte varlığını sürdürmesinden başka bir yere götürmüyor.
Marx’ın Kapital’inin tersine Piketty’nin Kapital’i kapitalizm içinde çözümler içeriyor: sermayeye yüzde 15 vergi, yüksek gelire yüzde 80 vergi, banka işlemlerinde şeffaflık dayatması, zenginliği alta doğru yeniden dağıtmak için enflasyonun örtülü kullanımı. Piketty bunların bazısını “ütopya” olarak niteliyor. Haklı da. Kapitalizmin çöküşünü hayal etmek elitlerin bu çözümleri kabul etmesini hayal etmekten daha kolay.
(Çeviren : Aynur Toraman)


ÖZGÜRLÜK RÜZGARI

Reinhard MÜLLER
Frankfurter Allgemeine Zeitung

“Emeğin Gününde” sadece Berlin’de değil, Moskova’da da adil ücret talepleri yankılandı. Fakat bunun dışında bu iki kent, iki ayrı dünyalardır. Kızıl Meydan’da Sovyet döneminden bu yana ilk defa bir 1 Mayıs gösterisi oldu. Gösteri Ukrayna çatışmasının gölgesi altındaydı ve Rusya tarafından ilhak edilen Kırım’ın üzerinde esen “özgürlük rüzgarı”nı kutlamaktaydı. Rusya, kendi “Rusları”nın, şimdi İMF tarafından desteklenen Ukrayna’da faşistlerce tehdit edildiğini düşünmektedir.
Tam da 1 Mayıs günü, yani Hitler’in, sendikaları dağıtması öncesinde, bayram günü ilan ettiği bir günde, görevini devretmek üzere olan DGB (Alman Sendikalar Birliği) Başkanı Sommer de faşist hareketler konusunda uyardı. Burada Sommer,  AB’ye şüpheci yaklaşanların başarılı olacağı varsayılan Avrupa seçimlerini göz önünde bulundurmakta. Fakat, sendikalarca talep edilenler; yani sosyal devletin milyarlarca avroya mal olacak genişlemesi, aynı anda “sanayi temelinin yenilenmesi” ve “hakiki” bir enerji dönüşümün olması, bunlar, daha çok AB’nin gerilemesine yol açacak şeylerdir.  Avrupa devletleri daha şimdiden fazla güdülmenin sıkıntısını çekmekte ve hiç de nadir denilmeyecek kadar bu refah devleti vesayeti Brüksel üzerinden gelmektedir. Öyle ki tekil bireyin, şirketlerin ve devletlerin alacak nefesleri dahi kalmamaktadır. Büyük koalisyonca kararlaştırılanlar, yani asgari ücretten 63 yaşından emekliliğe ayrılmaya kadar alınan kararlar, sendikaların bakış açısından bir zafer olarak değerlendirilebilir. Ancak, gerçekte bu kararlar, bas bayağı kötü türden bir Avrupa ekonomik hükümetinin bir örneğini sunmaktadır. Birlik devletinin gözü yaşam gerçekliğinden ziyade, çok katı bir biçimde ücret rakamlarına, haftalık ve ömür boyu çalışma zamanına odaklanmış durumda. “İyi İş” aranmakta, pankartlarda dile getirilen bu en azından. Peki ama, “Daha çok serbestlik” de neden talep edilmemekte?
AB yüzünü geriye dönük tuttuğu ve günümüzün acil sorunlarına bir yanıt veremediği sürece, kabul görmemesi (Ve böylece de meşruiyetini yitirmesi) bir sürpriz değildir. Bu durumda, dış politikada da güçlü bir aktör olamaz. Avrupai özgürlük ve başarı modelinin kendiliğinden bir anlaşılırlık olmadığı, aksine savunulması gerektiği, Kızıl Meydanı’na bakıldığında görülmektedir. Orada, zamanıyla Avrupa’nın bir yanıt teşkil ettiği geçmişin o karanlık güçleri göklere çıkartılmaktadır.
(Çeviren : Gazi Ateş)

www.evrensel.net