4 yıl sonra tahliye olan Erbey: Küçük oğlum beni hatırlamıyor!

4 yıl sonra tahliye olan Erbey: Küçük oğlum beni hatırlamıyor!

4 yılı aşkın süreyi cezaevinde geçiren Muharrem Erbey, “Mücadeleye devam edeceğiz” diyor

Faruk AYYILDIZ
Diyarbakır

Bundan 5 sene önce, 2009 Nisanı’nda Kürt siyasetçilere dönük başlayan ve cadı avına dönüşen KCK operasyonlarının en çok konuşulan isimlerinden biriydi Muharrem Erbey. Aralıksız süren operasyonlarda tarih 2009’un aralık ayını gösterdiğinde, polis onun da kapısına dayanmıştı. İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şube Başkanı ve Genel Başkan Yardımcısı olduğu sırada gözaltına alınan Erbey, insan hakları ve hukuk mücadelesinin bölgedeki tanınan simalarından biri olarak cezaevine kondu. Diyarbakır Yüksek Güvenlikli D-Tipi Cezaevindeki tutukluluğu 4 yılı aşkın süre sonra geçtiğimiz haftalarda sonlandı. Erbey’le cezaevi günlerini, çıktıktan sonraki günlerini, çocuklarını ve bundan sonraki planlarını konuştuk.
 
KCK operasyonları ile ne hedeflendi?
Temel amaç; legal alanda çalışan Kürt siyasetçilerini, sivil toplum örgütü temsilcilerini, parlamenterleri etkisiz hale getirmekti. Siyasal otoritenin bir yandan dağdaki insanların gelip siyaset yapmasını istiyorken bir yandan da siyasetle uğraşan insanların tutuklanması, cezaevine atılması, yıllarca hukuksuz şekilde tutuklanması çok karşılaşılan bir durum değildi. Siyasetin legal alana müdahalesiydi. Herkesin bildiği gibi siyasal rehine konumundaydık. Kürt siyasal hareketini sindirmek, onlardan daha fazla taviz koparmak amacıyla bu kadar çok insanın tutuklanması söz konusuydu.

Peki amaca ulaşıldı mı?

Hayır. Alınan toplu kararlar, duruşmalarda yapılan Kürtçe savunmalar ve 17 Aralık sonrasında yaşananlar bu siyasi soykırım sürecini boşa çıkardı. 17 Aralık sonrası Başbakanın ifade ettiği tüm bu yargı sistemi, Cemaatin savcısı, hakimi, polisinin Kürt siyasal hareketine darbe vurmak istemesi bizim söylediklerimizi doğrular nitelikteydi.

KCK operasyonlarını AKP’den bağımsız olarak Cemaat mi gerçekleştirdi yani?
Hükümet, Cemaat iş birliğiyle bu operasyonlar düzenlendi. 17 Aralık sonrası da hükümet, operasyonları sahiplenmeyip Cemaatin üzerine attı ama bu kararı birlikte aldılar ve Kürt siyasetini birlikte etkisiz hale getirmeye çalıştılar.

Tam da biz bu röportajı yaparken KCK ana davasından tutuklu yargılanan 43 siyasetçinin tahliyesinin reddine yapılan itiraz da mahkemece reddedildi. Siz dışarı çıkarken, onlar neden içeride kaldı?
Niye alındığımı, neden bırakıldığımı ve arkadaşların neden içeride kaldıklarını bilmiyorum. On altı yıllık avukatım ama hukuk bilgim bu olanlar karşısında yetersiz kalıyor. Hiçbir hukuki gerekçe söz konusu değil ve bana göre hukuk hiçbir dönem bu kadar aciz kalmamıştı, ideolojik davranmamıştı. Bu kararları yorumlamakta zorluk çekiyorum. Bizimle hiçbir farkları yok, aynı konumdalar. Belediye başkanı, başkan yardımcısı, mimar, gazeteci, siyasetçi tutsaklar. Bizim dosyamızla onların dosyası arasında fark yok. O yüzden onlar neden kaldı bilmiyoruz. Bu tutuklamalar tamamen siyasi saiklerle yapıldı.

Cezaevinde geçen yılların üzerinizdeki etkisi ne oldu?
Telafisi imkansız yıllardı ama ben kendi adıma onlara teşekkür ediyorum. Çünkü cezaevinde kendimi daha iyi tanıdım. Çok yoğun okudum, hayatı, yaşamı, dünyayı daha iyi tanıdım. Daha fazla mücadele etmek, örgütlenmek gerektiğini öğrendim. Bu açıdan içerideki dört yılda kırk yıllık hayatımdan daha fazla şey öğrendim. Cezaevine girmem eşim ve çocuklarım açısından dezavantajdı tabii. Onları yalnız bıraktım ama cezaevine girerken farklı, çıkarken farklı bir insan oldum. Kayıp yakınlarının eylemlerine oğlumla birlikte katıldım. ‘Bizi yalnızlaştırmaya çalışanlara karşı daha çok çoğalacağız’ dedim. Çünkü emekçilerin, işçilerin, ezilenlerin yanında yer almaya devam edeceğim. Cezaevinde kendimi çok iyi tanıdım. Cezaevi süreci benim açımdan eğitici, öğretici ve dönüştürücü oldu.

Cezaevinden çıktığınızda çocuklarınızın tepkisi ne oldu?
Çok sevindiler tabii ama küçük oğlum beni hatırlamıyor. Tutuklandığımda oğlum 2.5 yaşındaydı. Ben gittim, farkında bile değildi. Hafızasında bana dair anısı yoktu. Büyük oğlum 7 yaşındaydı ve onun da hatırlayabildiği üç anısı vardı. Sürekli gelip o üç anıyı paylaşıyordu benimle. Benimle yaptığı hiçbir şey akıllarında yoktu. Ben cezaevinden çıktıktan sonra küçük oğlum yüzüme, burnuma, ellerime dokunuyor beni keşfetmeye çalışıyor. Hiçbir şey paylaşmamıştık çünkü. Ayda bir saat görüşebiliyorduk, o da yetersizdi. Vicdanen kendimi en rahatsız hissettiğim husus eşimi ve çocuklarımı yalnız bırakmış olmaktı. O yılları geri getirme imkanı yok. Ailem büyük bir travma yaşadı. Mesela bir haftadır her sabah onlara kahvaltı hazırlıyorum, uyandırıyorum. Birlikte kahvaltı yapıyoruz, onları okula gönderiyorum. Bu da çok hoşlarına gidiyor.


O MEKTUP OĞLUMA DOĞUM GÜNÜ HEDİYEMDİ

Cezaevinden oğlunuza yazdığınız mektup da çok konuşuldu …
Mektubun hikayesini ilk defa sizinle paylaşayım; O mektubu gazeteye yazmadım sadece oğlum için yazmıştım. Oğlumun doğum günü yaklaşıyordu, kimseye ulaşamadım. Cezaevinde param da yoktu, hediye alacak durumda değildim. Ona doğum günü hediyesi olarak mektup yazmak istedim. Yazdığım mektubu oradaki bilgisayara yükleyip, çıktı almak için gönderdim. Bir çıktı almak istedim ama iki çıktı gönderdiler. Diğer gün açık görüştü, oğluma mektubu verdim. İkinci çıktı elimde kalmıştı o ara Radikal gazetesi eki gelmişti. Neden buraya da göndermeyeyim diye düşündüm. Gazete için yazmamıştım elimde fazla çıktı kalınca yolladım. Açıkçası o mektubun o kadar ilgi görmesini de beklemiyordum.


HASTA TUTSAKLARİÇİN ÇALIŞACAĞIM

Bundan sonra ne yapacaksınız?
Büromu yeni baştan düzenledim ve avukatlık yapıyorum. Ben uzun zamandır siyasetle uğraşıyorum. ‘90’lı yıllarda öğrenciyken çalışmalara başladık. O günden bu güne 25 yıl oldu. HADEP’te, DTP’de, İnsan hakları kurumunda hem siyaset hem insan hakları mücadelesi yürüttüm. Şimdi biraz avukatlık yapmak istiyorum. Tabii ki kopmayacağım, uzaklaşmayacağım ama avukatlık mesleğini beraber devam ettirmeyi düşünüyorum. Hasta tutsaklar benim için çok önemli ve onların bırakılması için her şeyi yapacağım.

Avukatlık kararında en çok hasta tutsakların durumu etkili olmuş gibi...
Evet. Onlar için çabalayacağım. Cumartesi Anneleri de benim için çok önemli. Kayıp yakınları benim bir yaram. O güzel insanların yanında yer almaya devam edeceğim. Kaybedilenlerin faillerinin bulunması, yargılanması için çabalayacağım. Onların yanında yer almaya devam edeceğim. Bunun yanında İngilizce öğrenmek istiyorum. Cezaevindeyken dünyanın her yerinden PEN’e üye birçok yazardan kart, mektup aldım. Onlarla diyalog kurduk. Bu iletişimin devam etmesi için en kısa sürede İngilizce öğreneceğim. Bir de cezaevinde uzun bir roman yazdım. Adı Günahkarlar Kalesi. Makedonlar ve Kürtleri karşılaştırarak yazdığım bu tarihi romanı yayınlamayı düşünüyorum. Yazmak istiyorum. Hem makaleler, hem yeni romanlar yazarak mücadeleye katkı sunmaya çalışacağım.


DÖNMEK ZORUNDA OLMADAN YÜRÜMEK...

En çok neyi özlediniz cezaevindeyken? Neler yaptınız çıkınca?
Ailemle vakit geçirmeyi, onlarla kahvaltı yapmayı, yemek yemeyi özlemiştim. Bir de cezaevinde sürekli kısa mesafeye bakıyorsunuz ya bundan dolayı gözlerim bozulmuştu. Uzun bir mesafeye bakmak istiyordum. Volta atarken on adım atıp, geri dönüyorsunuz. Hiç dönmeden, uzunca yürümek istiyordum. Çıktıktan sonra evimizin bulunduğu yerde eşimle beraber uzun bir yolculuğa çıktık, bir saat boyunca hiç geri dönmeden yürüdük.


‘GÜVEN VERİCİ ADIMLAR ATILMAZSA SÜRECİN BOZULMA RİSKİ VAR’

Çözüm süreci siz cezaevindeyken başladı ve devam ediyor. Sürece dair neler söylersiniz?
İçeride daha sabit bir hayat var. Her şeyi daha kontrollü ve yavaş takip ediyorsunuz. Dışarıda ise her şey daha hızlı oluyor. Süreci yakından takip ediyorduk, tüm cezaevi barış sürecinin devam etmesinin taraftarıydı. Kimse çatışmaların devam etmesini istemiyordu. Haliyle müzakere sürecinin bir an önce sonuçlanmasını, tutukluların serbest kalmasını, dağdakilerin gelip legal alanda siyaset yapmasını ve özellikle hasta tutsakların serbest kalmalarını talep ettik. Ama tabi hükümet kendisiyle uğraştığından barış sürecini arka plana itmiş durumda. Güven verici adımların daha seri şekilde atılması lazım. Bunlar olmadıkça barış sürecinin bozulma ihtimali var. Hükümet kendisini garanti altına almaya yönelik adımlar atarken barış süreci gecikiyor, ağır aksak ilerliyor. Bu açıdan barış sürecinin devam edebilmesi için ağır hasta ve siyasi tutukluların derhal serbest kalması, ana dilinde eğitim, anayasal düzenleme gibi taleplerin karşılanması gerekiyor.
 

www.evrensel.net