22 Nisan 2014 06:00

Güngör Gençay gideli

Güngör Gençay gideli bir yıl oldu. O gittiğinden beri ülkemizde pek fazla bir şey değişmedi. Onun yaşamasını isteyeceğim tek olay Gezi direnişiydi. Keşke ömrü yetseydi. Hiç kuşkum yok o haftayı Taksim’de geçirirdi. Gaz onun soluk almasını zorlaştırırdı belki, ama epey keyifle alırdı alabileceği solukları.

Paylaş

Sennur SEZER
 
Güngör Gençay gideli bir yıl oldu. O gittiğinden beri  ülkemizde pek fazla bir şey değişmedi. Onun yaşamasını isteyeceğim tek olay Gezi direnişiydi. Keşke ömrü yetseydi.
Hiç kuşkum yok o haftayı Taksim’de geçirirdi. Gaz onun soluk almasını zorlaştırırdı belki, ama epey keyifle alırdı alabileceği solukları.
Onun görmeyi özlediği Gezi benzeri bir direnişti kuşkusuz şu dizeleri söylerken:
Neye yarar ölmek,
Yaşamak neye?
Yürek kovanımızdan
Binlerce işçi arı
Uçuramadıktan sonra.
Güngör Gençay’ı genç bir yazar, Seher Duman,  bir fotoğraf gibi çiziveriyor, “Kapıyı yetmiş beş yaşlarında, kısa boylu, iki ay dede gibi duran kocaman mavi gözlü, yüzünün tamamına yayılan samimi bir tebessümle Güngör Gençay açtı.”
 Seher Duman yalnız Güngör Gençay’ı değil, onun çalışma mekanını da güzel anlatıyor :
“Galata’ya bakan tarihi binanın üçüncü katındaki ofisin en az bina kadar eski olan ahşap giriş kapısı açıldığında, sadece kitap görmeye, koklamaya başlarsınız. Yer, gök, her yer kitaplarla kaplıdır. Her birinden farklı bir öykü yayılan kitapların o sihirli dünyası, sizi önce kokusuyla, daha sonra da Güngör Gençay’la anlam kazanan, kalabalık sükûnetiyle içine çeker.”
Bu genç yazar Güngör’ün babacan, içten yanı kadar şakacı yanını da çok iyi saptamış:
“İçeriden çok yoğun olarak birikmiş kitap kokusu geliyordu. Heyecanımı fark eden Hoca:
‘Burada sohbet etmeyeceğiz değil mi? Sizi temin ederim ki, çalışma odam buradan daha rahattır.’
Bense, titreyen vücuduma hakim olmaya çabalamaktan yanıt verememiştim. Bu görmüş geçirmiş bir çocuk gibi bakan zarif ve sakin gözler karşısında, iyiden iyiye ufalmıştım. Hoca ise bunun ayırtına varmış, beni sakinleştirmeye çalışıyordu:
‘Haklısınız, ilk kez bir Güngör Gençay görüyorsunuz!’
İkimiz de gülmeye başladık. Hoca bir adım geri giderek, sağ eliyle referans kadar şık bir şekilde bana odasını işaret etti.
İçeriye girdiğimde birikmiş kitap kokusu daha da artmış ve yakınlaşmıştı. Hatta hızla bana karışmıştı. Yoksa ben mi onlara karışmıştım. Hocanın da böyle kokuyor olması demek bundandı. Demek ki kitaplar buraya giren herkesin içine işliyordu!”
Evinin ve çalışma katının bulunduğu semti başarıyla kitaplaştırmıştı: Dillerin Renk Demeti Kuledibi (2010)
Güngör Gençay’ın yaşam öyküsü kısacıktır: 24 Temmuz 1934’te ‘da doğdu.  Tavşanlı İlkokulunu, Uşak Lisesini, İstanbul Matbaacılık okulunu bitirdi. Çocuklara ilişkin ilk şiirini, 1953 yılında, “Küçük Galatasaraylı” adlı dergide yayımladı. Çeşitli dergi ve gazetelerde ürünleri yayımlanan Gençay’ın, yetişkinler için yazdığı yirmi altı kitabı bulunuyor .Işığı Yaratanlar ve Bulutlarda Koşan Adam yazdığı son kitaplardır. 22 Nisan 2012’de İstanbul’da öldü.
Bu kısacık öykünün içinde TYS dahil yazar örgütlerine verilen emek, Gerçek Sanat Yayınları, Gerçek Sanat Dergisi nice şiir, nice kitap var. Ve  Emek Partisi çalışmaları...
Güngör Gençay  yayımlamaya ömrünün yetmediği epey dosya bıraktı ardında, mesela Suat Derviş.
Seher Duman’a : “Her sabah kalktığımda yapacaklarımı planlayarak kendime umut aşılıyorum,” demiş. Bütün sosyalistler gibi umutsuzluğu kendine yakıştırmazdı.
Onunla ilgili en güzel tanım Kadir İncesu’nun:  “O, edebiyatımızın emekçisi ve emekçiden yana olan bir yazın insanıydı.”
Bir Mayıs yürüyüşünde alanın bir ucunda onun görüntüsü izleyecek bizi çünkü demişti ki:
“ Kaç yıl geçerse geçsin, kaç yaşımda olursam olayım, 1 Mayıs bizimdir. Bize ait olana da ancak bizler sahip çıkabiliriz!”.

ÖNCEKİ HABER

Güngör Gençay’ın kaleminin samimiyeti

SONRAKİ HABER

YDS başvuruları için son gün

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa