18 Nisan 2014 10:00

Gezi’deki taraftara ‘yabancı’

Almanya’dan kalkıp Gezi direnişinin ortasına düşen belgeselcilerin, üç büyük kulübün taraftarlarını bir araya getiren ‘ortak payda’ya tam anlamıyla hakim olamadıkları açık “Istanbul United”da.

Paylaş

Murat ÖZER

33. İstanbul Film Festivali’nin merakla beklenen belgesellerinden biriydi “Istanbul United”. Gezi direnişi sırasında kol kola veren ‘ezeli rakipler’in dünyasına el atacağı, buradan da kallavi bir ‘cümle’yle çıkacağı söyleniyordu. Ancak beklenen olmadı, filmden öyle tumturaklı bir cümle duyamadık. Belgesel disiplini içinde değerlendirdiğimizde de derdini net biçimde anlattığını söylemek zor. Bir miktar kafa karışıklığının bunda etkin olduğu da bir gerçek.

Anladığımız kadarıyla, Almanya’dan kalkıp derbi atmosferini belgelemek üzere yola çıkmış “Istanbul United”ın yaratıcıları. Çekimler devam ederken patlayan Gezi direnişiyse yüzlerini işin bu tarafına yöneltmelerini sağlamış. Temel kafa karışıklığı da bu noktada kendini gösteriyor zaten. Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ı temsilen üç taraftar var belgeselin ekseninde. Her biri, taraftarlığın yüceliğinden falan bahsediyor, rakibe karşı duyulan ‘öfke’yi öne çıkarıyor. ‘Fanatizm’in tuzaklarından nasiplerini almışlar belli ki, ötesinin pek bir değeri yok onlar için. Film, bu üçlünün cümleleriyle ‘taraftarlık’ kavramını irdelemeye çalışıyor başlarda. Belli oranda da başarılı olduğu söylenebilir; bilmediğimiz bir şey duymuyoruz ama en azından ‘dürüst’ bir tablo çiziyor taraftarlığa dair.

TARAFTARLARIN TECRÜBELİ HAMLELERİ YANSIMIYOR FİLME

Bu üç büyük kulübün taraftarlarının Gezi direnişinde üstlendikleri role gelindiğindeyse işler sarpa sarıyor biraz. Öncelikle Çarşı’nın, sonrasında da Fenerbahçe taraftarlarının bu direnişte sergiledikleri örgütlü tutum ortadayken, Galatasaray taraftarlarınınsa örgütlü biçimde katılmadıkları açıkken, her üç kulüp taraftarının da aynı çizgi üstünde yürüyor gibi gösterilmesi fazlasıyla ‘dışarıdan bakış’ havası taşıyor. “Istanbul United”ı çekenler, ‘yabancı’ olmanın avantajlarını kullanacaklarına dezavantajlarına teslim olmuş gibiler daha çok. Türkiye’den bir belgeselcinin direnişi böylesi bir noktaya çekmesi mümkün değil!

Aslında takıldığımız yerlerin başında gelmiyor ‘üçlünün aynılığı’, yalnızca bir soru işareti oluşturuyor kafamızda. Asıl meselemiz, hikayenin eksenine yerleştirdiği üç taraftarın Gezi direnişi sırasında aldıkları pozisyonun net biçimde verilememesinden kaynaklanıyor. Polisle karşı karşıya gelme pratiğini defalarca yaşamış taraftarların tecrübeli hamleleri yansımıyor filme. Görüntüler de daha önce birçok kez izlediğimiz, bildiğimiz anlardan oluşuyor. Belgesele damga vuracak orijinal görüntüler yok denecek kadar az burada. Twitter’da paylaşılan yığınla fotoğrafla heyecan yaratan ‘birleşme’nin yanından bile geçemiyor belgesel, tarihe tanıklık etmekten ‘özenle’ kaçınıyor. Fanatizmin durduğu yeri ne kadar doğru tespit ediyorsa bu belgesel, fanatizmin dışına çıkıldığı (çıkılması gerektiği) noktalardaki ‘kardeşlik’i de aynı oranda unutuyor filmin yaratıcıları. İkiye bölünmüş bir filmin içinde buluyoruz kendimizi. İlk bölümde bir ‘mesele’ varken, ikinci bölümde ‘cümlesizlik’ hakim.

Spor ve sinema yazarı meslektaşımız Uğur Vardan’ın da iyi niyetle birikimini aktardığı, ama onların da yeterince değerlendirilemediği “Istanbul United”, Gezi direnişinin ‘haklar’ özelindeki çığlığını duyulur kılacak derinliğe ulaşamıyor bir türlü. Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray formalarının aynı kare içinde, omuz omuza direndiğini biz net biçimde gördük, ama belgeselin yaratıcılarının kadrajına giremiyor bu gerçeklik. Yine de ‘hatırlattığı’ için hoşgörüyle bakmakta yarar var “Istanbul United”a. Tabii ki bir “Meydan” (Al Midan) değil, ama iyi niyetinden kuşkumuz yok...

ÖNCEKİ HABER

tv8’den Venüs’ün Doğuşu’na sansür

SONRAKİ HABER

Ekrem İmamoğlu: Gerekçeli karar milletin nezdinde sıfır hükmündedir

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa