‘Muzır Neşriyatın muzırlıkları’

‘Muzır Neşriyatın muzırlıkları’

Uluslarası PEN ve PEN Türkiye’nin ortaklaşa düzenlediği “Söze Özgürlük” Edebiyat Paneli’nin teması “Muzır Neşriyatın Muzırlıkları”ydı. Kolaylaştırıcılığını Elif Bereketli’nin yaptığı panelin ilk oturumunda Belge Yayınları’nın sahibi Ragıp Zarakolu ve avukat Haluk İnanıcı konuştu.Muzır

Nilay Vardar

Uluslarası PEN ve PEN Türkiye’nin ortaklaşa düzenlediği “Söze Özgürlük” Edebiyat Paneli’nin teması “Muzır Neşriyatın Muzırlıkları”ydı. Kolaylaştırıcılığını Elif Bereketli’nin yaptığı panelin ilk oturumunda Belge Yayınları’nın sahibi Ragıp Zarakolu ve avukat Haluk İnanıcı konuştu.
Muzır Kurulu’nun 1927’de oluşturulduğunu ama esasen 1986’da Darbe rejimi ile değişiklik yapılarak işlevsellik kazandırıldığını söyleyen İnancı, “10 kişilik kurulda Bakanlıklardan, gazete cemiyetlerinden ve diyanetten de temsilci var. Kuruldakilerin iki görevi var; çıkan yayınları muzır ve müstehcenlik açısından resen inceleyip ihbar etmek ve yayınla ilgili açılacak davada bilirkişi olmak. Yani hem muhbir hem bilirkişi” dedi. İnanıcı, yasanın kendisinin sorunlu olduğunu ancak uygulamada daha da büyük sıkıntılar yaşandığını dile getirdi.

“YASAKLAMA DEĞİL, KISITLAMA YAPILABİLİR”
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) çocukları korumak adına aldığı kararlarından örnekler veren İnanıcı, AİHM’in yasaklama değil belli kısıtlamalar getirdiğini belirtti. İnancı, “AİHM pornografi içeren durumlarda devletlerin çocukları korumak için bazı önlemler alması gerektiğini kabul eder. Ama bu kısıtlamaları katı kurallara bağlar. Şunları sorar: ‘Yasa demokratik toplum gerekliliklerine uygun mu?, ‘Eğer uygunsa öngörülen sakınca başka yollarla giderilemiyor mu?’ Mesela müstehcen bir filmi 12’de göster deme imkanın varsa filmi yasaklamana gerek yok gibi” dedi.
Türkiye’deki Muzır Kurulu’nun lağvedilip farklı bir düzenlemeye gidilmesi gerektiğini belirten İnancı, “Yasa Milli Eğitim mevzuatına atıf yapıyor; bu mevzuatla her şeyi yasaklayabilir. Bu kaldırılmalı. Kurul lağvedilmeli, tespiti yargı organı yapmalı. Çok net ‘Muzır’ tanımı yapılmalı. İnsanlar önceden neyin suç olduğunu bilmeli. Yasalara uymayanlara hapis değil, para cezası verilmeli” dedi.

“ULUSAL SAVAŞ DEDİM, KOMÜNİST PROPAGANDASI OLDU”
İkinci konuşmacı Ragıp Zarakolu ise 1980’lerde çocukların cinsellik yanında sınıfsal içerikli yayınlardan da “muzır” diyerek “korunduğunu” ifade etti. “80’lerde alternatif, özgürlükçü eğitim ve çocuk edebiyatı kitapları yayınlayan Gözlem Yayınevi, sınıfsal içerikli yayın yaptığı gerekçesiyle kapatıldı. Bir daha da o tarz çocuk kitapları yayınlayan yayınevi olmadı” diyen Zarakolu, 1971’de 21 yaşındayken yazdığı yazıdan dolayı yargılanmasını şöyle anlattı:
“And Dergisi’ndeki yazımda ‘Vietnam Savaşı’nı ulusal savaş diye tanımladığım için yargılandım. Bilirkişi olan profesör Vietnam’daki savaşçıların komünist olduğunu ve ulusal savaş yapamayacağını bu yüzden de benim komünizm propagandası yaptığımı söyledi. Bir profesörün böyle düşünebilmesi de akademinin utancıdır.”

“MÜSTEHÇENLİĞİ REDDETMEK İKİ YÜZLÜLÜK”
Panelin ikinci oturumunda Sel Yayınları sahibi Bilge Sancı, çevirmen İsmail Yerguz ve yazar Eugene Schoulgin konuştu.
Avrupa’da da “müstehcenlik” kavramının tartışıldığını ancak hiçbir yerde durumun Türkiye’deki gibi olmadığını söyleyen Eugene Schoulgin, “Norveç’te 50 yıldır tek bir kitap yargılanmadı. Avrupa’da 50-100 yıl önce yazılmış bir kitabın yargılanması söz konusu bile olamaz” dedi. Müstehcenliğin hayatın bir parçası olduğunu söyleyen Schoulgin, bunu reddetmenin ikiyüzlülük olacağını ifade etti. Schoulgin, “Çocukların sadece İnternet ya da yazılı yayınlardan değil, dünyada çok yaygın olan aile içindeki cinsel istismardan korunması gerekiyor. Bu istismar yazarın kitabındaki fantezilerden daha tehlikelidir” dedi.

“BERAAT EDİYORUZ AMA YIPRANIYORUZ”
26 Nisan’da Beat kuşağı öncülerinden William S. Burroughs’un, yazımından ancak 50 yıl sonra Türkiye’de “Sel Yayıncılık” tarafından yayımlanan “Cut-up Üçlemesi”nin ilk kitabı Yumuşak Makine’ye soruşturma açılmıştı. Belge Sancı, 2000’den beri birçok kitaptan dolayı Sel Yayınevi’ne dava açıldığını, birçoğundan beraat ettiklerini ama dava sürecinin maddi ve manevi olarak yıpratıcı olduğunu söyledi. Sancı, “50-100 yıl önce yazılmış kitapları çevirdiğimiz için dava açılıyor. Bu kitapların hepsinin tarihsel bir arka planı var ve Türkiyelilerin bunları okumaya hakkı var” dedi.
Darbe rejiminden beri çalışan Muzır Kurulu’nun yaptıklarının sadece AKP hükümetine mal edilmemesi gerektiğini, her hükümetin bunu kendine göre kullanabileceğini belirten Sancı, “Biz yayıncı olarak istediğimiz kitapları çevirmeye ve yayınlamaya devam edeceğiz. Eğer ‘aman bu kitap riskli nasılsa dava açılır’ dersek tam da onların istediğini yapmış oluruz. Bu yüzden mücadele edeceğiz” dedi.
Çevirmenlerin bir metnin içeriğini değiştirmediği sürece içeriğinden sorumlu tutulamayacağını dile getiren İsmail Yerguz, “Çeviri kitaplara açılan davalarla, dil bilmeyen insanların bu kitapları okuması engellenerek onlar cezalandırılmış oluyor” dedi. (BİA)

www.evrensel.net