Gençlerle konuşan adamı kaybettik!

Gençlerle konuşan adamı kaybettik!

İhsan Çaralan: Onu tanığımda yıl 1973’tü. O 40 yaşındaydı, ben 26 yaşımdaydım. Onu tanımaya başladığımda dikkatimi çeken ilk şey; 40 yaşında, etrafına köyün 5-10 yaş arasındaki çocuklarını toplayıp, onlarla saatlerce gezen, konuşan, usanmadan onların sorularına yanıt yetiştiren ilginç bir adam olduğu idi.

İhsan ÇARALAN

Onu tanığımda yıl 1973’tü. O 40 yaşındaydı, ben 26 yaşımdaydım.

O, Merzifon’un Emert köyünde yaşıyordu. Çocuklarının birinin adı Menderes, ötekinin adı Yüksel olan bir Demokrat Parti hayranıydı. Adalet Partisine Demirel’in çizdiği güvenilmez politik imajından dolayı biraz şüpheyle baksa da kendisini kararlı bir Adalet Partili sayıyordu.

Dönem, Ecevit’in adının “Karaoğlan” diye dağlara taşlara yazıldığı köylerde ve kentlerde Ecevit heyulasının dolaştığı dönemin başlarıydı.

Bir Alevi köyünde olup da DP’li, AP’li olmak zordu. Ama köyün bir özelliği de buydu. Köyün yarısından çoğu, İbrahim Yoldaş’ın DP’nin ve AP’nin bölgede en ileri gelenlerinden birisi olmasından dolayı DP’li, dolayısıyla AP’liydi. Bu yüzden de DP-AP çizgisinde de olsa dünyada olan bitenleri izleyen bir kişiydi İbrahim Yoldaş.

ÇOCUKLARLA KONUŞAN ADAM

O yıllarda kırlarda ve ketlerde dolaşan sadece Ecevit’in posterleri değildi. Deniz, Yusuf, Hüseyin’in de kendileri değilse de efsaneleşen “ruhları” Türkiye’nin her yanında dolaşıyordu. Onun için de İbrahim Yoldaş’a daha ilk tanıştığımda kim olduğumu, niçin orada oluğumu anlatmakta çok zorluk çekmedim.

Onu tanımaya başladığımda dikkatimi çeken ilk şey; 40 yaşında, etrafına köyün 5-10 yaş arasındaki çocuklarını toplayıp, onlarla saatlerce gezen, konuşan, usanmadan onların “ne, nasıl, niçin…” gibi bitmez tükenmez sorularına yanıt yetiştiren ilginç bir adam olduğu idi.

Hani eski çağın kabile toplumlarında insanların yaptıkları işe göre adlandırıldıkları bir zamanda olsa ona yakışacak ad herhalde, “Çocuklarla konuşan adam” olurdu!

12 YIL SONRA YENİDEN

İbrahim Yoldaş’la yolumuz değil ama fiziki ayrılığımız 1979’da oldu. Ben başka bir bölgeye gittim ve araya da 12 Eylül darbesi girince bir daha görüşmemiz, haberleşmemizin olanağı olmadı.

1989’dan sonra da ben İstanbul’a dönüp Gerçek dergisini çıkarmaya başladığımız günlerden birinde, yanılmıyorsam 1991’in sonbaharında telefon çaldı.
“Seni, adını vermeyen birisi arıyor” dediler.

Telefondaki oydu; İbrahim Yoldaş! Daha o kim olduğunu söylemeden bildim onun aradığını.

“Merhaba”, “Nasılsın”, “Ne yapıyorsun” demeden, adeti olduğu üzere esasa geldi. “Hani o ilk gün sabaha kadar konuşmuştuk ya. Ben hâlâ oradayım. Sen de o konuştuğumuz yerdeysen buluşalım!” dedi.

Ve buluştuk. Ve buluşmadan sonra da hep Gerçek, Evrensel, Emek Partisi ve bütün o zorluklarla boğuşmanın, mücadelenin içinden hiçbir yara bere almadan, daha da kendisini yenileyerek öğrenerek, öğreterek buraya kadar geldi. Ve hep dilediği gibi uzunca bir zaman yatağa bağlanmadan 83 yaşına kadar dimdik yürüdü, Hem fiziki olarak hem de düşünce olarak!

GAZETEDE GENÇLERLE KONUŞAN ADAM

Gerçek-Evrensel-Emek Partisi sürecinde onu benim dışında da pek çok arkadaşımız tanıdı. Ama benim gözümde o iki önemli şeyi öğreten insan oldu.

Bunlardan birincisi, köyünde çocuklarla konuşan adam, bir dava adamı olarak yetişkinlerle de konuşması gerektiğini fark ettiğinde köyün en sosyal adamı olmuştu; eskiden küs olduğu insanlarla barışarak onlara küslüklerin ne anlama geldiğinden başlayarak nasıl insan olmaları gerektiğini konuşan, yani büyük küçük; kadın erkek herkesle konuşan insan oldu.
Gerçekte başlayan “yeni döneminde” ise o yaşına karşın gençlerle konuşmayı en çok başaran kişiydi. Hele de gazeteyle birlikte gençlik çevresi genişleyince, doğrusu hiçbirimizin kuramadığı doğal bir bağ kurmayı başardı gençlerle.

“Kuşak anlaşmazlıklarının” zirve yaptığı bir dönemde en uçlarda dolaşan gençlerle bile konuşmayı başardı. Onları bir okuldaki öğretmen tavrıyla değil ama bir emekçinin gündelik yaşam içindeki sohbetleriyle eğiten, kendisine gençlere iyi, devrimci değerleri öğretmeyi görev edinmiş, ama bunu herkesin gözüne sokmadan, bütün doğallığı için yapan bir insan oldu İbrahim Yoldaş.

Bu yüzden onu hep gazetemizin “Gençlerle konuşan adamı” olarak hatırlayacağız.

HER İŞİ BİR ‘DAVA İŞİ’ OLARAK GÖRÜP KÜÇÜMSEMEDEN YAPAN ADAM

Ondan öğrendiğimiz ve sürdürmede ısrar edeceğimiz ikinci önemli tutumu ise, o onca yaşına karşın yapabileceği hiçbir işi küçümsemeden yapmasıydı. Gazetenin, ya da genel olarak mücadelenin hiçbir işini “büyük iş”, “küçük iş”, “önemli iş” önemsiz iş” diye ayırmadı. Çünkü o gazetenin temizliğini yapanından şoförüne, muhabirinden teknik elemanına, editöründen yayın yönetmenine kadar tüm emek verenlerin “aynı dava”nın tek bir işini yapmak için birleştiklerini ve her birinin görevinin olmazsa olmaz olduğunu içselleştirmiş bir parti işçisi olarak örnek oldu hepimize. Onun için o kendisinden 60 yaş küçük gençlere çay getirmekten, onlarla bir futbol maçı üstüne tartışmaktan ya da yaşadığı eski bir olayı hikayeleştirip oların dikkatini mücadelenin bir değerine çekmekten bıkıp usanmadı; “Ben bile değiştim” diyerek, insanların değişip dönüşeceğine hep inandı. Onu bu hiçbir işi küçümsemeyen hiçbir insanı ayırmayan ilkeli tutumuna hepimiz tanık olduk.

GAZETEYİ EN İYİ OKUYAN ADAM

Ve o bütün bu işlerin bir ürünü, mücadelenin en önemli aracı olarak gördüğü gazeteyi asla cebinden eksik etmemekle de kalmazdı. Mahallesindeki, kahvede görüp tartıştığı insanları ikna etmek için işe yarayacağını düşündüğü haber ve makaleleri kesip cebinde taşırdı. Adeta bir arşivi vardı cebinde.

Dolayısıyla o günlük olarak çalışma içinde bir parçası olduğu “Gazeteyi en iyi okuyan, bir mücadele aracı olarak kullanılması bakımından en iyi biçimde kullanan adamdı” demek bir abartı olamaz.

O KONUŞMA NEYİN KONUŞMASIYDI

İbrahim Yoldaş’ın 12 yıllık ayrılıktan sonra tekrar buluşmak için beni aradığında; “Ben hâlâ oradayım!” dediği bugünü kadar da benimle olduğu kadar gazeteyle ve partisiyle de birleşme temeli olan o konuşma neydi?

Daha ilk tanıştığımız gün, benim için kendisini neden aradığımı öğrendiğimde; sorular arka arkaya geldi: “Devrimciler neden, niçin mücadele eder?”, “Denizler neden idam edildi?”, “Neden öteki partilere katılıp devleti ele geçirmiyor da onlara karşı savaşıyorlar?”, “CHP’den farkları ne?”,… akla gelebilen bütün sorunları, iki katlı köy evinin üst katında, bir gün ve gece boyunca konuştuk.

Sonra yattık. Sabaha doğru beni uyandırdı.

“Tamam, hepsini anladım. Aklıma da yattı. Ama bu din ne olacak?”

“İbrahim Abi, bunları da sabah konuşsak?”

“Yok şimdi konuşalım. Sabah Oymaağaç’a (Emert’e bir saatlik yürüyüş mesafesinde bir köy) gideceğiz. Orada bize katılacak iyi adamlar var! Onu için bu gece bitirmemiz gerek bu konuşmayı!”

Konuştuk. Sabahı bulduğumuzda artık “Konuşacak bir şey kalmamış”tı.

Ve bir daha o konuları İbrahim Yoldaş’la hiç konuşmadık.

Bu açıdan bakıldığında “çocuklarla konuşan”, “gençlerle konuşan” ve “herkesle her vesileyle konuşmayı beceren” İbrahim Yoldaş bir benimle konuşmamayı sürdürdü de diyebilirim.

Çünkü o günden bir daha niçin mücadele ediyoruz. Niye ediyoruz, öyle değil de böyle yapsak gibi konuları hiç konuşmadık. Pek çok günlük konuda bile bir bakmakla, vücut diliyle konuştuk. Araya laf sokmadan anlaştık.

Sözün kısası bir kere konuşulup böyle yapalım dendikten sonra artık çok kolay ve zevkle birlikte yürünecek bir yoldaştı.
Onu uğurluyoruz.

Ama onu bütün bu iyi özellikleriyle ondan öğrendiklerimizle her ihtiyaç duyduğumuzda onu hatırlamaya, özlemeye devam edeceğiz.

Mücadele sürdükçe İbrahim Yoldaş hepimizin, tüm Evrensel çalışanlarının ve partidaşlarımızın aklında ve yüreğinde yaşayacak!

www.evrensel.net