Kürdü anlamamanın dayanılmaz hafifliği

Kürdü anlamamanın dayanılmaz hafifliği

1968’de Batman’da doğan biri olarak Kürt sorunuyla ilgili bir kitaba dair bir şeyler yazmadan önce Türk kökenli biri olarak niye Batman’da doğduğum ve yaşadıklarıma ilişkin birkaç önemli ayrıntıyı, sorunun anlaşılmasına katkıda bulunur umuduyla paylaşmak isterim.Batman, birçoğumuzun bildiği gibi Türkiye’n

Nurettin Öztatar

Batman, birçoğumuzun bildiği gibi Türkiye’nin en önemli petrol yataklarının bulunduğu bir bölgede bulunuyor. İluh adında küçük bir köyken kısa sürede bağlı olduğu ilin nüfusunu geçen bir ilçe haline geldi. Daha sonra da il statüsüne geçti.

TÜRK İŞÇİ KRİTERİ!

Babam Malatyalı bir Türk. Askerliğini bitirir bitirmez apar topar Batman’a gönderilip rafineride çalışmaya başlayan bir işçi. İlk bakışta bunda anormal bir durum yok gibi görünüyor. Ancak daha ayrıntılı bakıldığında rafinerinin bulunduğu bölgede çok sayıda işsiz Kürt genci varken, Türk kökenli bir kişinin üstelik neredeyse zorla kendi memleketinden Batman’a gönderilmesini rastlantı olarak değerlendirmek saflık olur. Üstelik kalifiye bir işçi olmadığı halde. Sadece bu da değil üstelik. Benim Batman’da bulunduğum yıllarda, başta rafineri olmak üzere demiryolları gibi ilçede bulunan diğer kamu kuruluşlarında da çalışanların tamamı bölge dışından gelenlerdi. Ağırlıklı olarak Karadenizli, Elazığlı ve Malatyalı yüzlerce aile bir Kürt bölgesinde çalışıyorlardı. Tek özellikleri Türk olmalarıydı. Ve petrol gibi bir zenginliğin bulunduğu bölgede Kürtlere düşen ise esnaflık oluyordu. Bakkallar, manifaturacılar, tuhafiyeciler, züccaciyeciler... Hep Kürttü. Kamu kuruluşlarında çalışan Kürt sayısı da parmakla gösterilecek kadar azdı. Sadece bu bile bırakalım dili, kültürü, ekonomik olarak Kürtlere son derece planlı bir ayrımcılık yapıldığını göstermiyor mu?

KÜRDE TÜRKÇE ÖĞRETMEK!

İlkokulu Petrol ilkokulunda okudum. O yıllardan aklımda kalan en önemli şey ise daha birinci sınıftan başlayarak, hem öğrencilik hem öğretmenlik yaptığımdı. Çünkü benim konuştuğum dili hiç bilmeyen bir Kürt çocuğuna, Yüksel’e, Türkçe öğretmekle yükümlüydüm. Öğretmenimizin verdiği bir sorumluluktu bu ve neredeyse ilkokul bitene kadar Yüksel’le aynı sırayı paylaştım. Ona bir şeyler mi öğrettim, yoksa asimile olmasına katkıda mı bulundum bilmiyorum. Çünkü ilkokulu bitirdikten sonra ona ne olduğuna dair bir bilgim yok. Ama hep ‘tembel’ bir öğrenci olarak kaldı; 6-7 yıl konuştuğu anadili dışında bir dilde eğitim öğretime mecbur bırakılmıştı çünkü. Sonrasında, Sivaslı bir Kürt olan hayat arkadaşımın ilkokula başladığında karşılaştığı zorluklar ve yasakları da ilk elden duyunca, pek çok Kürdün, Kürtçe konuşulması yasaklanarak okullara gönderilmek zorunda bırakıldığını öğrendim.

20 YILDA KÜRTÇE ÖĞRENEMEMEK!

Yaşamının yaklaşık 20 yılını Batman ve Diyarbakır gibi bir kentte geçirmiş biri olarak neredeyse hiç Kürtçe bilmiyor olmak da yıllarca düşündüğüm bir konu oldu. Yaşadığım mahallede (Bahçelievler mahallesi-bir işçi kooperatifi tarafından kurulmuştu) Kürtler, Türkler ve Araplar iç içe yaşıyordu. Ama hemen hemen hiç Kürtçe öğrenemedim; küfretmek dışında. Bunun birkaç nedeni olabilir ancak en önemlisi Kürtlerin Türklerin yanında hiç kendi dillerini konuş(a)mamasıydı. Sistemin baskısı bir tarafa kendi ailelerinin bu yönde tembihlerde bulunduğunu çok sonra öğrenebildim. Kendi dillerini konuşmaktan çekiniyorlardı. Sadece öfkelendiklerinde, kendilerini kaybettiklerinde Kürtçe konuşuyorlardı. Benim de Kürtçe her türlü küfrü öğrenmemin nedeni de buydu.

Tam 12 Eylül 1980 darbesinin ardından Diyarbakır Anadolu Lisesini kazanarak yatılı okumak üzere Diyarbakır’a gittim. Yatakhane baskınları, abilerimizin alınıp götürülmesi, kalanların daha 11 yaşında olanlara yaptığı baskılar... O zaman anlam verebildiğim şeyler değildi. Diyarbakır’da, Diyarbakır cezaevinde yapılan baskıları, işkenceleri, zulmü, ölümleri ancak yıllar sonra okuyarak öğrenebildim. Okulda da sanki hiç Kürt kalmamış gibiydi. Öğretmenlerimizin, hatta sınıf arkadaşlarımın içinde de çok sayıda Kürt olduğunu çok sonra öğrenebilmiştim. Söylenmesi, ifade edilmesi yasak bir Kürtlüktü bu.

KOMŞULUK ÖLÜYOR MU?

Gelelim asıl mevzuya... İletişim Yayınlarının ‘Bugünün Kitapları’ serisinde yayınlanan ‘Kürt Meselesinde Algı ve Beklentiler’ adlı kitabı birkaç gün önce okudum. Kitap yakın zamanda yapılan bir araştırmanın sonuçları üzerine birkaç makale eklenerek çıktı. Konda tarafından yapılan araştırma sonuçları geçtiğimiz ay gazetelere yansımıştı. Özellikle, Türklerin artık Kürt komşu, iş arkadaşı istemediğinin ortaya çıktığını savunan araştırma, gerek yöntem gerekse yorumlama-amaç açısından eksiklikler ve yanlışlıklar içermesine rağmen, gelinen aşamada Kürt sorununun geldiği evreyi tartışma düzeyinde bile olsa ele alması bakımından önemli veriler sunuyor.

EKONOMİK GERİ BIRAKILMIŞLIK

‘Kürt Meselesinde Algı ve Beklentiler’ kitabında dikkat çekilen bir konu da sosyo ekonomik gelişmişlik endeksi. Bölgenin özellikle geri bırakıldığını gösteren verilerden biri de bu. Endekse göre 0’ın üzerinde olan 31 kent arasında bölge illerinden sadece Gaziantep bulunuyor. Doğu ve Güneydoğu’da bulunan kentlerin tamamı eksilerde. Son sıralarda ise Muş, Ağrı, Hakkari, Bitlis, Şırnak, Bingöl, Van ve Ardahan bulunuyor. Sadece bu bile Kürtlere nasıl planlı bir ayrımcılık yapıldığını göstermeye yeter.

Bir başka veri ise çatışmalarda yaşamını yitirenlerle ilgili. Araştırmaya göre, her beş Kürtten birinin bir yakını çatışmalarda yaşamını yitirmiş. Böyle bir gerçekliğin olduğu yerde, meseleyi bir terör sorunu olarak adlandırmak da bütün anlamını yitiriyor. Ancak buna rağmen Kürtlerin Türklere ilişkin yargıları Kürtlerin Türklere olan yargılarına kıyasla oldukça yumuşak denebilir. Araştırma sırasında yapılan ankete göre Türklerin yüzde 57,6’sı Kürt gelin ya da eşe hayır derken, Türk gelin yada eşe hayır diyen Kürtlerin oranı sadece yüzde 26.4. Yine Kürt komşu istemeyen Türklerin oranı yüzde 47.4’yken Türk komşu istemeyen Kürtlerin oranı yüzde 22.1. Sadece bu veri bile Kürtlerde her şeye rağmen birlikte, kardeşçe yaşama eğiliminin güçlü olduğunu göstermeye yetiyor.

AB EKSENİNDE ÇÖZÜM

Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğinin önünde bir engel olarak Kürt sorununun bulunduğu saptamasıyla yapılan ve sorunun çözüm olasılıklarını irdeleyen araştırma ve bu araştırma üzerine yapılan değerlendirmeler, Türkiye’nin bir dönüm noktasında olduğu fikri üzerine kurulu.

Kürt sorununun çözümü konusunda geçmişte kaçırılan fırsatların da ayrıntılı bir şekilde değerlendirildiği kitabın ve araştırmanın temel eksiği hiç kuşkusuz soruna Kürt halkının talepleri, ihtiyaçları ekseninde değil, Türkiye’nin AB üyeliği ekseninde bakılması. Kitapta sık sık vurgulanan sorunun çözümü için yeni bir anlayışın zorunlu olduğu saptamasına rağmen, daha işin başında böyle bir ihtiyacın koşullamasıyla araştırmanın yapılması güvenilirliğine de gölge düşürebilir. Ancak buna rağmen, kitaptaki yazılarda, Kürt sorununun arka planına ilişkin önemli değerlendirmeler de yapıldığını söylemek gerekir.

Kitapta da vurgulandığı gibi Kürt sorunu artık çözülme aşamasına gelmiş durumda. Ancak bunun zorlukları, çözümün aktörlerinin durumu ve yaklaşımı, on yıllar boyunca bir kısmı yaşanmışlıklardan bir kısmı egemen sınıfların yönlendirmelerinden kaynaklanan yargıları bir çırpıda değiştirmek mümkün değil. Bunu ummak idealistlik de olur. Ancak, hiç gecikmeden, bütün bir sistemi bu ülkede yaşayan halkların birbirine yaklaşması, kardeşleşmesi üzerine yeniden kurmak; kitapta da belirtilen bir zorunluluk olarak ortada duruyor. Bunun için medyaya, siyasete, eğitime egemen olan dilin, söylemin, hukuki yapının bütünüyle değiştirilmesi gerekir. Devletin tıpkı açılım sürecinde olduğu gibi karşı tarafı aldatmaya yönelik girişimleri bir tarafa bırakıp sorunu yaşayanların taleplerini kabul etmesi; gerçek bir kardeşleşmeyi de bununla eşzamanlı olarak başlatabilir.


DÜN AÇILAN MECLİSE HATIRLATMA

Meclis dün yeni vekillerine kavuştu. Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun 36 vekili dışında kalan 514 vekil için şimdi bir kez daha şapkalarını önlerine koyup düşünme zamanı. 80 küsur yıllık politikalarla Kürt sorununun çözülmediği ortaya çıkmış durumda. Daha da önemlisi sorun bir sorunsala dönüşmek üzere. İnkar, aşağılama, terörle bastırma, ekonomik olarak geri bırakma, kontragerilla yöntemleriyle halkı sindirme, cezaevlerini tıka basa doldurma, kışkırtma...

Denenmeyen yöntem kalmadı. Vekiller, eğer kendilerin seçenlerin beklentilerine yanıt verirlerse, vekalet aldıkları halkın geleceğine olumlu bir katkıda bulunabilirler. Ancak sorun onların insafına bırakılamayacak kadar önemli. Bu sorun eğer yine sadece adı ne olursa olsun sermaye siyasetçilerine, başbakanlara, Hükümetlere bırakılırsa, onlar bir şekilde, halkı kandırmanın yolunu arayacak. Ama, Türkiyeli emekçiler barış, kardeşlik, bir arada yaşama, eşit haklar konusunda siyasetin öznesi haline gelebilir, Kürt kardeşlerinin uzattığı eli tutabilirse, sorunun çözümüne bir adım daha yaklaşmak mümkün olabilir.

Olup bitenleri yine bir oldu-bittiye getirme konusunda Türkiye’yi yönetenlerin Cumhuriyet tarihi boyunca kendilerini ne kadar geliştirdiklerini unutmadan...


KÜRTLER BİR KEZ DAHA ELLERİNİ UZATIYOR

Kürt sorununun yakıcı bir biçimde Türkiye gündemine girişinin üzerinden 30 yıl geçti. Artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Kürtler hiç eskisi gibi değil. Mücadele ederek, kendilerine dayatılan dışında bir yaşamı kurdular, kurmayı da sürdürüyorlar. Başkasına çözümü havale etmeden önce, kendi benliklerinin farkına vardılar; her ne istiyorlarsa mücadele ederek elde edebileceklerini gördüler... Gösterdiler. Eşitsizlikler üzerine kurulu bir baskı sisteminden kurtulmanın başka türlü mümkün olmadığını da öğrettiler herkese. Şimdi, başta Kurtuluş savaşı sırasında olmak üzere tarihte pek çok kez yaptıkları gibi bir kez daha ellerini uzatıyorlar Türk kardeşlerine. Bu kez korkmadan, kendilerine, mücadelelerine güvenerek. Çektikleri onca acıya, kaybettikleri yaşamlara, maruz kaldıkları baskılara, kışkırtmalara, ayrımcılığa rağmen... Bu eli tutup tutmamaya etnik kökeni ne olursa olsun Türkiye’nin bütün emekçileri karar verecek. Bu sorun uzun zamandır özellikle Türk emekçilerin de sorunuydu ama şimdi Türk emekçiler çözümün de bir unsuru haline geldi. Birlik, kardeşlik, paylaşma hiç bu kadar kolay elde edilebilir hale gelmemişti. Uzanan o elleri Türkiyeli emekçiler, bütün kışkırtmalara, yönlendirmelere, baskılara rağmen tuttuklarında karşılarında gördükleri Kürtlerin aslında yanı başlarında, yaşamlarının her alanında kendileriyle birlikte olduğunu görecekler.

(Fotoğraf: Uygar Gültekin/DİHA)

www.evrensel.net