31 Mart 2014 07:19

Altın şirketi geldi selama gölge düştü

Gümüşhane Mastra’daki Koza şirketinin altın madeni geçtiğimiz günlerde Gülen Cemaati-AKP kavgasının bir yansıması sonrası faaliyetlerini durdurdu. Yıllardır köyünün yakınındaki bu altın madenine karşı mücadele edenlerden Sevim Dabağ, madenin seçim sonrası havaya göre hareket etmek için pusuya yattığını söylüyor.

Paylaş

Özer AKDEMİR
İzmir

Gümüşhane Mastra’daki Koza şirketinin altın madeni geçtiğimiz günlerde Gülen Cemaati-AKP kavgasının bir yansıması sonrası faaliyetlerini durdurdu. Yıllardır köyünün yakınındaki bu altın madenine karşı mücadele edenlerden Sevim Dabağ, madenin seçim sonrası havaya göre hareket etmek için pusuya yattığını söylüyor. İstanbul-Gümüşhane arasında yıllardır mekik dokuyan, gazetecilik, haber spikerliği, öğretmenlik yapan Dabağ’a, madenin yöredeki faaliyetlerini, bunun Gümüşhane’ye ve civar yerleşim yerlerine, ekonomisine, siyasetine etkilerini sorduk. Dabağ’ın, madene karşı verdiği mücadele nedeniyle başına gelenler de Bergama’dan günümüze bu şirketlerin çevresinde nasıl bir etki yaptığını da gösteriyor.

BİRDEN KÖYSÜZ KALDIK

Altın madeninin yaşadığınız köye gelişi nasıl oldu?
1995 yılında, bir söylentiyle başladı. Eurogold diye bir şirket, ruhsatı satın almış, ön araştırma çalışmaları başlatmış.  Şirketin, 1997’nin haziran ayında, ÇED raporunu açıkladığı güne kadar Bergama köyü halkının direnişi bize ışık tuttu. Gümüşhane Kültür Merkezinde düzenlenen ÇED raporu halk katılım toplantısından bir gün önce, Bergama ve Ege’den 10-15 kişilik bir grupla, Artvin’den, Trabzon’dan otuz kırk kişi bize destek vermeye geldi. ÇED’e karşı çıktık. Yedi kişilik bir inisiyatif grubu oluşturup, imza toplayıp valiliğe bakanlıklara gönderdik. İtirazımız kabul edildi. Ardından aynı salonda bilimsel bir konferans düzenledik. Konferans amacına ulaştı. O arada Gümüşhane ve Çevresini Sevenler Derneğini kurduk. İlk genel kurulda başkanlığa aday gösterilip dernek başkanı seçildim. 1999 sonuna doğru Eurogold tepkilerimiz karşısında makine parkını toplayıp gitti. Onlar gitti, ama 2006 yılının mart ortalarında bu sefer Koza, ÇED düzenledi. Yine itirazlar oldu. Arazilerin satın alınma sürecinde türlü hileler yapıldı. Köyde en son amcamın çocukları kaldı. Düşünsenize, Akın İpek’in karşısında o köyde yaşayan, tarımla geçinen ailelerden biri. Sonrasını biliyorsunuz. Köy boşaltılıyor. Hanesi sıfır, nüfusu sıfır, yöresel yemek yok, fıkra yok, deyiş yok, yok da yok köysüzüz.

KÖYLÜ HALAY ÇEKERKEN YANA DÜŞMÜYOR

Altın madeni yörenizde nasıl değişikliklere yol açtı? Coğrafyayı nasıl etkiledi, doğayı, köylülerin yaşamını, kentin ekonomik-siyasi yapısını vs...
Koza, bölgenin hem coğrafi özelliklerinde hem de insanların yaşantısında giderilmeyecek tahribatlar yaptı. Bölgenin altını üstüne getirdiler, “Açlıktan öleceklerine siyanürden ölsünler” diyen mevcut bir belediye başkanına, “Siyanürden öleceğime, açlıktan ölmeyi tercih ederim. En azından ikincisi kendi seçimim” diyecek kimse olmadığından. Öyle bir duruma gelindi ki, mahkeme salonunda hakimin karşısına geçip, dedelerinin mezarlarının altın için söken Koza Altın şirketine, teşekkür eden bile oldu. Aynı yöre, sülale insanı, düğünde cenazede bir araya gelmemeye çalışıyor. Halay çekerken yan yana düşmemeye dikkat eder oldu. Çarşıda pazarda karşılaştıklarında telefonla konuşuyormuş gibi yapıp birbirlerini görmemiş gibi davranıyorlar. Selama gölge düştü.
Şimdi başka köylerde yeni maden sahaları açılmak isteniyor, ya da mevcut sahalara yeni atık barajı yapılma girişimleri nedeniyle civar köylerin de boşaltılması gündemde. Köylülerin yüzlerindeki ifade birkaç sene Mastra’da arazilerin satılması gündeme geldiğinde yöre halkının yüzünde beliren ifadeyle aynı.
Sonra bir bakıyorsunuz, bir kadın elinde kese dolusu altınla haber merkezinden içeriye girmiş, habercilere çeyrek altın dağıtıyor. Onlar da alıyorlar. Başka bir gün bir ilkokula bir milyon lira eğitim yardımı yaptığını görüyorsunuz. Merceği mecraya bir tutuyorsunuz ki, eğitim yardımı yapılan bölgede yeni altın madeni yatakları için ruhsat alınması gündemde. Sonra altın madeninin sahibi bir gün çıkıp diyor ki, “Hoca efendinin bir tebessümüne tüm servetimi feda ederim.” Kadim mezarlıklarımızı altın için söktürüp de kime keyif bağışlıyorsunuz? Biz bu hakkı hiç kimseye vermiyoruz.

KARŞIMDAKİ GAYYA KUYUSUYDU

Madenle kenti yönetenler, esnaflar, memurlar ve diğer halk kesimleri arasındaki ilişkiyi nasıl tanımlarsınız?
Oda başkanı, parti başkanı, belediye başkanı ve vali bir olup kenti mahvettiler. Dağları düzleyip üstüne ağaç dikeceklermiş, niye ki? Madenci dağı taşı dümdüz edip, toprağı öldürmek pahasına altın çıkaracak diye. Bayırı, çayırı, yamacı, dağı taşı kırıp, döküp, un ufak ettikten sonra geriye düzlük kalıyor. Kent yöneticileri de bu durumu düzeltip, önümüze sürecek. Yerseniz! Mesleki bir merakla olayları izlemeye koyuldum. Karşımda bir gayya kuyusu buldum. Türkiye’nin nasıl yönetildiğini görmek istiyorsanız, özellikle kasaba niteliğindeki küçük kentlerde bir süre bulunmanız yeterlidir. Süreci daha ilgi ve dikkatle takip ettiğimde karşıma din üzerinden yürütülen siyasi-ticari bir sarmal çıktı.

Madenin şu andaki durumu hakkında bilgi verebilir misiniz?
Maden şu an pusuya yattı bekliyor. Seçim sonrası havayı soluyarak yönünü belli edecek.

‘KENDİNİZİ HEDEF HALİNE GETİRMEYİN’

Madenle ilgili yazılarınız, haberleriniz ve yargıya taşınan çabalarınızdan sonra başınıza neler geldi?
1997’den bu yana fırsat buldukça yazdım. Aslen Gümüşhaneli’yim. Son dört senedir Koza Altın Maden’in altın üretimi yaptığı benim de köyüm olan Mastra’da, 60 dönüm arazimizin 50 dönümü orman ve hazine üzerinden madene devredildi. Biz arazilerimizi madene satmadık. Arazilerimiz istimlak edilince, mahkemeye düştük. Mahkeme topraklarımızı alıp madene devretti. Köyümüz maden tarafından işgal edilerek boşaltıldı. Ben oraya üç kilometre mesafede annemin köyüne, bu dördüncü senedir gidip geliyorum. Orada da annemden kalan topraklarımız var. Benim oraya gidip gelmemden rahatsız olmuş olacaklar ki, dört senedir içme suyum bağlanmıyor. Orada bulunmamı istemiyorlar. Mesela şöyle söyleniyor: “Boş verin, bu haberleri yaparak, şikayetlerde bulunarak kendinizi hedef haline getirmeyin” gibi.

SİYANÜRDEN ETKİLENDİ

“Koza atık barajındaki zehirli suyu direk dereye bırakıp, yamaçlara püskürtüyor. Ana yolun kenarından akan siyanürlü su yolun altından geçip dereye akıyor. 11 Şubat 2014’te yine atığın havuzdan dereye aktığını gördüm. Özellikle zehirli atık suyun ana yolun altındaki kanaldan geçerek dereye borularla verildiği kısmı yakından çekebilmek için kanalın içine doğru eğilerek iki kare fotoğraf ve 18 saniyelik video görüntüsü kaydettim. Orada kaldığım toplam süre bir dakika bile değildi. Atık suyunun üzerine eğilerek çekim yaptım. O gün İstanbul’a döndüğüm gündü. Kısa bir süre sonra başım dönmeye midem bulanmaya başladı. Hava alanından hastane acil doktorunu arayıp anlattım. “Temas ettiniz mi?” diye sordu. “Hayır” dedim. Doktor telefonda, “Siyanür zehirlenmelerinde ölüm aniden gelir ama; aradan beş saat geçmesi yeterince zehirlenmeye maruz kalmadığını gösteriyor. Yine de oksijen almanız gerekir, hastaneye gelmelisiniz.”

ÖNCEKİ HABER

Siyasi kriz seçimle devam ediyor

SONRAKİ HABER

“Yalnız Efe” Documentarist’te gösterildi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa