Rusya’ya karşı NATO gündemde

Rusya’ya karşı NATO gündemde

Uluslararası arenada ‘Ukrayna krizi’ olarak ifade edilen, gerçekte ise ‘Rusya krizi’ olarak okunması gereken gelişmeler bu hafta da gündeme damgasını vurdu ve epey bir süre daha vuracağa benziyor.

Uluslararası arenada ‘Ukrayna krizi’ olarak ifade edilen, gerçekte ise ‘Rusya krizi’ olarak okunması gereken gelişmeler bu hafta da gündeme damgasını vurdu ve epey bir süre daha vuracağa benziyor. Batılı güçler Rusya’nın Kırım’ı ilhakını, emperyal emellerinin canlanmasının işareti olarak değerlendiriyor; bir taraftan diplomatik ve siyasi önlemlerle onun bu eğilimini engellemeye çalışırken, öte yandan Rusya etkisine karşı güçlendirmek üzere Ukrayna için kredi musluklarının açılması, Avrupa’nın Rus doğal gazına bağımlılığının azaltılması gibi ekonomik tedbirleri de gündeme getiriyor.
Her ne kadar bu krizde henüz askeri önlemlere başvurma aşamasına gelinmiş olunmasa da, gerektiğinde ‘Rusya tehlikesine karşı hazır olmak için askeri alanda da NATO yeniden gündeme getiriliyor.
Economist dergisi bu haftaki bir makalesinde “Vladimir Putin sayesinde, NATO’nun artık varlığını meşru kılma çabası göstermesi gerekmiyor… Ukrayna krizi Atlantik ortaklığına can verdi” deniyor. Sayfamız için Financial Times gazetesinden çevirdiğimiz başyazı da bu tespiti doğrular nitelikte. Makalede ABD ve AB’nin birbirine karşı güven tazelemesi ve “Kendi mahallesinde hızla yeniden etki kurmayı kafasına koymuş rakip Rusya’ya karşı” birlikte hareket etmesinin önemi üzerinde duruluyor.
Almanya’dan Süddeutsche Zeitung gazetesinde de yine Ukrayna krizi bağlamında Rusya sorunu ele alınarak Siemens CEO’sunun Putin’i ziyaretinin siyasi boyutu üzerinde duruluyor. Bu ziyaret, diplomasi ve siyasi baskıya ek olarak “Arkadan dolanmak için hazır tutulan bir giriş kapısı” olarak değerlendiriliyor. Bu tür girişimlere ihtiyaç duyma nedeni olarak Almanya’nın Rusya ile olan sıkı ekonomik bağlantıları gösteriliyor; “Almanya’nın net pozisyon almasına olanak tanımayacak kadar sıkı” bağlantıları. Merkel’in geçen hafta Kanada Başbakanı Harper’i kabul ederken bunu itiraf edercesine, “Tüm enerji politikasının gözden geçirilmesi”nden söz etme nedeni de bu. Fakat yine de işin tırmanmamasını umduğunu eklemeyi unutmadı Merkel. Harper de Obama gibi, petrol ve gaz satabileceklerini açıkladı.
Fransız Le Figaro gazetesinden çevirdiğimiz makalenin konusu ise 23 Mart’ta ilk turu yapılan yerel seçimler. Bu seçimlerden çıkan sonuç: Hükümeti oluşturan Sosyalist Parti beklenenden daha fazla oy kaybetti; oy kullanmama oranı yüzde 38 ile rekor kırdı; ırkçı parti Ulusal cephe (FN) oylarını ciddi bir şekilde arttırdı. Bu Pazar gerçekleşecek ikinci turda Sosyalist Partinin büyük bir yenilgi alması bekleniyor. FN’nin ilk defa yüzlerce encümeni seçilmiş olacak. Diğer sol güçlerin durumu ise biraz karışık: Bölünmeler nedeniyle Sol Cephe’nin durumu daha da kötü iken FKP oy potansiyelini korudu.


UKRAYNA KRİZİNE KARŞI ABD-AB İŞ BİRLİĞİNİN ÖNEMİ

Financial Times,
Editoryal


Ukrayna krizi, birkaç ay önce bile hayal edilemeyecek şekilde ABD ve AB liderlerini bir araya getirdi.
Berlin Duvarı’nın yıkılışından 25 yıl sonra, karşılıklı şüphe ve öfke duyguları içerisinde Atlantik’in iki yakası arasındaki iş birliği sarsıldı. AB’nin avro krizini ele alışında ABD hâlâ uzun karar alma mekanizmaları, siyasi bölünme ve dar çıkarların olumsuz etkisine inanıyor. Savunma cephesinde ise Washington uzun süredir Avrupa’nın bütçe baskısı yüzünden askeri harcamalarında kesintiye gitmesini, NATO içerisinde ağır sıklet işleri Pentagon’a bırakmasını kaygıyla izliyordu. AB liderleri açısından ise ABD güvenlik kurumlarının, başta Angela Merkel’in telefonunun dinlenmesi olmak üzere, casusluk işlerinin ortaya dökülmesi öfke vericiydi. Etkili Avrupalı liderler artık ABD’ye güvenilemeyeceğini açıkça dile getirdiler.
Başkan Obama’nın çarşamba günü Brüksel’de yaptığı konuşma bu nedenle ABD açısından transatlantik ilişkinin önemini ve Amerika’nın Avrupalı bir güç olduğunu ifade eden eski bir gerçeği, başka bir deyişle NATO üyesi ülkelerin asla yalnız olmadığını yeniden vurgulaması için fırsat oldu. Konuşmasının büyük bölümü Rusya’nın Batı için oluşturduğu tehdit ve Putin’in siyasi olarak yalnız bırakılması konusuna odaklanmıştı. Ayrıca özgürlük ve demokrasinin geliştirilmesinde ABD ve Avrupa’nın nasıl birlikte hareket ettiğini de haklı olarak vurguladı.
Tumturaklı laflar bir yana, Başkan ve AB’deki mevkidaşları şimdi yeni keşfedilen transatlantik birliği pekiştirmenin yollarını aramalı.
Öncelikle ABD, angaje olma isteksizliğine dair Avrupalıların ve diğer müttefiklerinin daha az güven duyduğunu kabul etmeli. Obama, başkanlığını iç politika alanında sınırladığı izlenimi yarattı. ABD’nin özellikle NATO’da, Avrupa’nın doğu sınırlarının savunmasını pazarlık konusu olarak görmediğini vurgulamak için para, zaman ve çaba harcaması gerekiyor.
ABD’nin güvenini yeniden kazanması için Avrupa’ya da çok iş düşüyor. AB dünya çapında oyuncu olmak için gereken ekonomik ve siyasi güce sahip. Fakat Rusya’nın yeni ve saldırgan tavırlarına yanıt olarak AB üyelerinin savunma harcamalarındaki hızlı düşüşe son vermesi gerekiyor. Ayrıca bu blokun bir bütün olarak, başta Kremlin’e karşı tutum konusu olmak üzere, dış olaylarda daha sağlam bir stratejik bütünlük sağlaması gerekiyor.
Avrupa’nın en güçlü lideri olan Merkel’e özel sorumluluk düşüyor. Ukrayna krizinde Merkel ilk kez güvenlik alanında bir lider olarak ortaya çıktı. Fakat Almanya’nın İngiltere ve Fransa’nın yanında, NATO içerisinde daha fazla sorumluluk üstlenmeye  başlaması gerekiyor.
Bugün karşı karşıya olunan zorluk Ukrayna krizi ile başa çıkmak. Putin Ukrayna konusunda daha saldırgan bir tutum izlerse ABD ve AB birbiri ardına sıralanmış yaptırımları devreye sokmalı. Zaman içince ayrıca Avrupa’nın Rusya’ya enerji bağımlılığını azaltmak için iş birliğine girmeli, gerekirse bunu ABD’nin Avrupa’ya kaya gazı ihracı yoluyla yapmalılar.
Obama Brüksel’de her zamanki gibi doğru telden çaldı. Şimdi ise işin zor kısmı başlıyor  soğuk savaşı kaldığı yerden sürdürmekten ziyade, kendi mahallesinde hızla yeniden etki kurmayı kafasına koymuş rakip Rusya’ya karşı kararlı, sabırlı ve birlik halinde bir tutum sergilemek.

(Çeviren: Aynur Toraman)


BELEDİYE SEÇİMLERİ: SOSYALİST PARTİ 100 ŞEHRİ KAYBEDEBİLİR

Anne Rovan
Le Figaro (27 Mart)

İlk tur kötü olmuştu. Geleneksel olarak sola oy kullanan ama ilk turda oy kullanmayanlara yönelik yapılan çağrılara rağmen ikinci tur daha kötü olabilir. Geçen pazar, ilk tur sonunda, 21’i Sosyalist Partinin olmak üzere, Sol 9 binin üzerinde 30 şehri kaybetti. Geçici bilgilere göre seçimlerin sonucunda 100 civarında şehri kaybedebilir Sosyalistler. Montbéliard, Laval, Vendôme, Anglet, Charleville-Mézières gibi şehirleri kaybetme riski büyük. Strasbourg, Metz, Toulouse, Saint-Étienne, Reims, Caen, Amiens gibi birçok başka şehirde ise seçimlerin ikinci turu çok sıkı geçecek. Bu durumu bir sosyalist “2001 ve 2008’de iktidarda bulunan siyasi partilerin kaybından daha büyük bir kayıp olacak” diye ifade ediyor. Kazanılabilecek şehirler ise bir elin parmakları kadar bile değil: Avignon, Bourges ve Bayonne.
Yürütme’de komünikasyon yöntemlerini ele alma ile seçimlerin ilk turunda ortaya çıkan zaafların sınırlanabileceği düşünülüyor. Çarşamba günkü Bakanlar Kurulu toplantısının başında François Hollande “Hükümet Fransızları duymalı” demiş. Böylelikle Başbakan Jean-Marc Ayrault’un pazar akşamı, ardından da Hükümet Sözcüsü Najat Vallaud-Belkacem’in pazartesi sabahı verilen mesajı duymama tutumlarını hafifletmeye çalışmıştır.
Çalışma alanlarında ise “Dört günümüz kaldı. Amacımız HA-RE-KE-TE geçmek” diye belirtiyor Seçimlerden Sorumlu Parti Sekreteri Christophe Borgel. Ama adaylar burun bükmeye devam ediyor. Seçimin ilk turunda oy kullanmayan sol seçmenlerin oy kullanmalarını beklemiyorlar. Bir sosyalist aday şunları belirtiyor: “Sol’un genelde güçlü çıktığı Dunkerque, Limoges, Rouen veya Quimper gibi şehirlerde bir uyanış olabilir. Ama diğer şehirlerde çok zor olacağı açık. Bizim seçmen kitlemizin hareketleneceğinden emin değilim.”

TERS TEPEN AYAK OYUNLARI

Bölgelerde çalışma yürütenler en kötü sonuca hazırlanmaya çalışıyorlar. “Felaket olacak” diyor bir Sosyalist milletvekili. Çarşamba günü yayımlanan ocak ayı işsizlik rakamları ise işi daha da kötüleştirdi. Bir başka encümen ise “İkinci turda alacağımız tokat çok acı olacak. Şubat ayı işsizlik verilerinin artmasının sonuçlarını düşünmek bile istemiyorum.” diyor. [...]
Gelecek hafta en yoksul ailelere yönelik François Hollande’un yapacağı belirtilen vergi jesti söylentileri ise -hâlâ yalanlanmayan söylentiler- ters tepiyor ve tehlikeli sonuçlara yol açabilir. Vatandaşların tepkisi ile karşı karşıya gelen bir Sosyalist şöyle diyor: “Fransızlar açıklık ve profesyonellik istiyor. Vergi jesti hikayesi ise, tam tersine sadece burnunun ucunu görme ve profesyonellikten yoksunluğu gösteriyor.”

(Çeviren : Deniz Uztopal)


HİZMETE AMADE

Ulrich SCHÄFER
Süddeutsche Zeitung

Joe Kaeser, Siemens’in meneceri olarak bir politikacı değil, ama Vladimir Putin’e yaptığı ziyaret, sıradan bir iş seyahatinden öteydi. Rusya’ya yaptırımların kararlaştırıldığı ve G8 ekonomi kulübünden atıldığı bir zamanda gerçekleşen bu ziyaretin politik bir boyutu da vardı.
Prensip olarak Putin’i ziyaret etmek ayıp değil. Başbakan Yardımcısı Sigmar Gabriel de nitekim bundan birkaç hafta öncesinde o aynı başkan konağında misafir edilmişti. Ve Başbakan Merkel de Kaeser’in Moskova seyahatinden sonra, bu tür buluşmalara bir itirazının olmadığını açıkladı.
Aslında ortada olup biten, bilinçli bir ikili oynamadır. Şöyle ki, bir taraftan siyaset işin özüne inmeden giderek bir baskı kuruyor, diğer taraftan bir “back channel”, yani arkadan dolanmak için bir giriş kapısı hazır tutuluyor. Hükümetler, özellikle de resmi olarak birbirlerine söyleyecekleri bir sözleri kalmamışsa, isteyerek bu tür gayriresmi irtibatlara başvururlar. Ve ekonominin önderleri üzerinden kurulan irtibatları da arzu ederler. (...)
Joe Kaeser, her türden devletle pek çok iş yapan ve bu anlamıyla politik de bir tekel olan Siemens’i yaklaşık dokuz aydır yönetiyor. Fakat o tecrübeli bir diplomat değil. O nedenle rahatsızlık verebilecek bazı ifadeleri kamera önünde söylemekten kaçınamadı. İlkin, selamlamak babından, Rusya Devlet Başkanını “olağanüstü olimpiyatlar” dolayısıyla tebrik etti. Oysa bu, henüz Kırım işgali başlamamışken, Putin için devasa bir propaganda etkinliğiydi. Ve ardından, (Almanya) 2. Kanal’ın ana haber programının kendisiyle yaptığı röportajda Kaeser, Kırım’ın ilhakını “kısa vadeli türbülans” olarak tanımladı. Muhakkak, 160 yıllık tarihinde Siemens Rusya’da pek çok şeyi yaşamıştır: Krizler, savaşlar, iktidar değişimleri... Ama “kısa vadeli türbülans” yine de bambaşka bir şeydir.
Sonuç olarak Kaeser’in Başbakanlık Dairesince onaylanan Putin ziyareti öncelikle şunu açığa çıkardı: Sadece Alman ekonomisi değil, Alman politikası da bir büyük açmazda. Zira, Rusya ile olan ekonomik bağlantılar -bunlar sadece gaz ve petrolü değil, ticaret, makine sanayii veya finans sektörünü de kapsıyor- Almanya’nın net pozisyon almasına olanak tanımayacak kadar sıkı gerçekten. Putin bunu biliyor ve bu onun işini kolaylaştırıyor.

(Çeviren: Gazi Ateş)

www.evrensel.net