16 Mart 2014 07:17

Nekrotizan fasiit*

Küçücüktü Berkin’in mezarı. Başbakan ve oğlunun on iki yılda çalıp iki günde saklamaya uğraştıkları o ünlü 2.2 katrilyon lira bile 25 metrekare alana anca sığıyordu da, 16 kilocuk kalmış bir çocuğun 15 yıllık yaşamına, iki karış mezar bol geliyor, karanfillere ve 269 günlük can çekişmeyle dolmuş yüz binlerce yoldaş gözün yaşına da yer kalıyordu.

Nekrotizan fasiit*
Paylaş

Elif GÖRGÜ

Küçücüktü Berkin’in mezarı. Başbakan ve oğlunun on iki yılda çalıp iki günde saklamaya uğraştıkları o ünlü 2.2 katrilyon lira bile 25 metrekare alana anca sığıyordu da, 16 kilocuk kalmış bir çocuğun 15 yıllık yaşamına, iki karış mezar bol geliyor, karanfillere ve 269 günlük can çekişmeyle dolmuş yüz binlerce yoldaş gözün yaşına da yer kalıyordu.  
Başbakan Erdoğan ise iktidar hırsıyla dokuduğu kabına sığamadı ve hırsla şişmiş vicdanının derisi Berkin’e ‘terörist’ dediği o anda çatlayarak kendi et yiyen bakterisine, kibrine bütün bedenini açıverdi. Bundan sonra hiçbir sandık, hiçbir oy, hiçbir koltuk bir yavru cesedi ezip geçen bu hastalığın panzehiri olamaz, kendi kendini yiyerek yok etmeye mahkum bir yalnızlık artık onunkisi.
12 yaşında bir çocuğun bedeninden 13 kurşun çıkmasına değil, 15 yaşında bir çocuğun cebinden birkaç torpil çıkmasına şaşıran, “minareler süngümüz” diye başlayan cümleleri gururla sarf ederken, bir mezardaki iki demir bilyeden halkların birlikte yaşama iradesini kana bulayacak kılıçlar döven bu yalnız adamın raf ömrü giderek kısalıyor.
Sonu yaklaştıkça da dişleri uzuyor. “Acaba bugün kim hedef olacak” diye gerilmek kolektif rutinimiz haline geliyor. Hayat tarzımıza ortasında müdahale edildi; vicdan boğazda, yürek ağızda ve kelle koltukta yaşamak yeni tarzımız. En kalabalık arşivimiz “kadın da olsa çocuk da olsa...”, “kadın mı kız mı...” diye başlayan ama cümle olarak birleşmeye utanarak yarım kalan kirli kelimeler yığını.
Hangi ananın ağıtına ağlayacağımızı, tuttuğu göz yaşlarının ruhu yüzünü dağlayan hangi babanın sabrına sarılacağımızı bilemez; kim yaralanmış, kimin gözü çıkmış, kolu kırılmış, gözaltına alınmış, TOMA altında kalmış takip edemez hale geldik.
“Hakkında soruşturma açılmış olmak” yeni sosyal statümüz; mahkemede değilse okulda, olmadı işyerinde... “Adalet, hukuk” gibi anlamı unutulmuş kavramlar yer bulamadıkları sözlüklerden kaçtı. Hesabı sorulacak toplumsal suçlar listesinin uzunluğu üçüncü köprüyle yarışıyor.
Hırsızlığın mı peşinden koşacağız, yolsuzluğu mu sorgulayacağız, sansürcülüğe mi tepki göstereceğiz, kadın düşmanlığıyla mı savaşacağız, gazeteciliği mi lanetleyeceğiz, çocuklarımızı mı koruyacağız şaşırdık.
Ama en azından artık ölü çocuklarımızın ırkını yarıştırmıyoruz. 269 gün boyunca Berkin’in “aslen nereli” olduğunu sormayı hiç akıl etmeyen yüz binlerce vicdan bunun kanıtı.
En ferah nefesi en kalabalık olduğumuz anda alabiliyoruz, eylemlerde adım atılacak yer kalmadıkça özgürleşiyor kamusal mekanımız.
Bir bıçak, iki küfür gibi çağı geçmiş yöntemlerle sindirme denemesi metro raylarında eziliveriyor. Yıllarca emek harcanılan Türk-Yunan ortak yapımı komşu provokasyonların ayırdığı iki yakayı, adı Alexis ve Berkin olan yaşıt acılar bir araya getiriyor.
45 kiloluk çocuklarımızın etlerini yiyerek güçlenmeye çalışanlar lokma lokma azalıyoruz sanırken, omuzdan omuza verdikçe yasımızı büyüyoruz.
Dayandığı yandaş kayaların tuzuyla bulanmış sulardaki suretini içerek şişen bir kibir imparatorluğu, 16 kiloluk bir umudun altına küçüldükçe küçülüyor, bırakın sandığı, bir ayakkabı kutusunun içinde sıfırlanmaya doğru gidiyor.
“Diktatörlük var mı, yok mu, yok canım o kadar de değil” tartışmaları “Hitler de aslında aynen şöyle yapmıştı” tespitlerine dönüştü. O “aynen şöyle” hikayelerden birisinin içinde “hubris” diye bir kavram da geçiyor. “Kişiyi suça iten, kendi yıkımına götüren densizlik düzeyindeki hırsı ve kibri” tarif ediyor hubris. Eski Yunan düşüncesine ait bu soyut kavram, Başbakanın Gaziantep’te konuşan ağzında somut karşılığını buluveriyor birden. Yalnız şöyle bir sorun var; efsane bu ya, hubrisin cezasını veren Nemesis oluyor. Hem kadın; üstüne bir de hem adalet, hem intikam tanrıçası Nemesis. Neme lazım deyip bir hatırlatmakta fayda görüyorum...

* Nekrotizan fasiit, et yiyen bakterinin adı

 

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Ellerini birbirine bağlattığınız kadınlar

SONRAKİ HABER

Yedi bıçak yarası

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...