Kenti halkla birlikte yöneteceğiz

Kenti halkla birlikte yöneteceğiz

HDP Gaziantep Büyükşehir Eş Başkan Adayı Abdullah Demirbaş ile Antep’i ve yerel seçimleri konuştuk. Demirbaş, kenti bugüne kadarki rantçı ve insanı yok sayan anlayışa karşı, halkla birlikte yöneteceklerini söylüyor.

Mehmet TÜRKMEN
Fatma KESKİNTİMUR
Antep


Yerel seçim sonuçlarının, yolsuzluğa batmış AKP iktidarının ve ülkedeki siyasal krizin kaderini belirleyecek bir referandum anlamı taşıdığı çokça söyleniyor. Ancak ondan önce bu seçimler, AKP’li belediyeler başta olmak üzere, yerellerde de, kentsel dönüşüm rezaletinden çevre katliamına, usulsüz ihalelerden kişiye özel imar değişikliklerine kadar her bakımdan çürümüş ve yandaş çevrelere rant dağıtım merkezleri haline gelmiş belediyelerin kaderini de belirleyecek.

Türkiye’nin batısında HDP, doğusunda ise BDP adıyla seçimlere katılan HDP bileşenleri Gaziantep’te BDP çatısıyla seçimlere giriyor. İki dönemdir Diyarbakır’ın Sur ilçesi belediye başkanlığını yapan Abdullah Demirbaş, Gaziantep Büyükşehir eş başkan adayı. Demirbaş, Sur Belediye Başkanlığı döneminde, sistemin hışmına uğramasına neden olan ‘çok dilli belediyecilik’ gibi demokratik ve halkçı uygulamalarıyla gündeme gelmiş, bu yüzden görevinden alınmış, hapis yatmış ve halen 483 yıl hapis istemiyle yargılanan bir isim. Antep’te 6 yıl öğretmenlik ve Eğitim Sen’de yöneticilik yapmış olan Demirbaş, hem belediyecilik deneyimi hem de Antep’e aday olarak geldiği günden beri yerelde her kesimle temas kuran dinamik çalışması, ilan ettiği belediyecilik anlayışı ve çözüm önerileriyle şehrin gündemine girmeyi başarmış durumda.

Antep’in bir sanayi kenti olduğunu ancak emekçilerin çok zor koşullarda yaşadığına dikkat çeken Demirbaş, kenti bugüne kadarki rantçı ve insanı yok sayan anlayışa karşı, halkla birlikte yöneteceklerini söylüyor. Demirbaş’ın dikkat çektiği diğer bir nokta ise, şeffaflık ve halkın gerektiğinde belediye başkanını görevden alma yetkisi. Abdullah Demirbaş’la Antep’i ve yerel seçimleri konuştuk.
   
Antep’e geçmeden önce; Türkiye, yerel seçimlere ciddi siyasal bir kriz atmosferiyle giriyor. Bu, yerel seçimlere nasıl yansıyacak?
Yasaları, hukuk normlarını kendine göre dizayn eden, hatta kendini mutlaklaştırarak yargı ayrımını ortadan kaldıran bir AKP iktidarı var karşımızda. Son dönemde kendi içlerinde girdikleri bu iktidar ve paylaşamama kavgası, uluslararası politikalardaki hatalarla da birleşince daha da derinleşti. Belki de anlaşamadıkları tek konu, kendisi dışındakileri yok etme konusundaki yöntem kavgalarıdır. Türkiye, onların iddia ettiği gibi ‘tek dil, tek millet, tek kültür, tek inanç’ değildir. Dikkat edin statükocu güçlerle sözde muhalif olduğunu söyleyenlerin aslında buluştukları en önemli ortak yandır bu. Bu Türkiye’nin gerçekliğini reddetmektir. Aslında bu seçim biraz, statükocular, son günlerde tanık olduğumuz o karanlık ve kirli işlere bulaşanlar ile gerçekten halkın yönetime katılmasını isteyenler arasında olacaktır. Nüfusu 80 milyona varan bir Türkiye’nin halen tek merkezden yönetiliyor olması başlı başına bir sorundur. Çünkü belirli merkezden yönetme, bir başka yerin inisiyatifini yok etmeye neden olur, bu da halkın inisiyatifidir. Oysa bizler açısından demokratikleşmenin en olmazsa olmazı, merkezi yönetimin kendi yetkilerini yerellere ve halka devretmesidir. Çünkü çağdaş ve demokratik bir yönetimin en önemli esası şudur; İnsanları, bir şeyin yapımına katarsanız yıkımına katmamış olursunuz.

HDP ve BDP’nin belediyecilik anlayışı yerellerde temel olarak neyi değiştirecek?
BDP ve HDP, Türkiye’deki bu muhalefet eksikliğini görüp, çıkış noktası olarak Türkiye’ye bir demokratikleşme modeli ortaya koyuyor. O da çok kültürlü, çok kimlikli, çok inançlı bir Türkiye toplumunu esas alan, halkın karar alma süreçlerine katıldığı ve yerinden yönetimlerin güçlendiği bir model. Çünkü halka hizmet yapan yerel yönetimler, halka en yakın kuruluşlardır.

ANTEP’TE İKİ AYRI ŞEHİR VAR

Antep’in en önemli sorunları ve yerel yönetimlerin bundaki rolü nedir sizce?

Antep’i aslında Ortadoğu’nun ekonomik anlamda gelişmesini tamamlamış, fakat emekçilerin bu ekonomik gelişmeden payını alamadığı bir kent olarak görüyorum. Türkiye’nin en önemli sanayi kentlerinden biri ve Türkiye ekonomisine katkısı çok büyük iken bunun yatırımlar anlamında geri dönüşünün çok gerilerde olduğu bir kent. Tabii bu durum aslında kentin kendi içinde de kutuplaşmalara varan çok büyük farklılıklara neden oluyor. Burada uygulanan yanlış yönetim politikalarıyla bu dengesizliğin, bu uçurumun giderek daha büyüdüğünü, kentlilik, kentteki toplum barışı açısından çok önemli sıkıntılar yarattığını görüyoruz.  Düşünün ki kentin bir tarafı imarlı diğer tarafında da imarsız diye bildiğimiz iki ayrı şehir var. Yaşam koşulları bakımından uçurumu ifade eden bir farklılıktan bahsediyoruz. Bu gerçeklik yalnızca Antep’e özgü değil şüphesiz. Zengin ve yoksul arasındaki uçurumun derinliği maalesef bu ülkenin gerçeği. Ancak Antep’te yerel yönetimlerin hizmetlerinde de bu ayrımcılığı çok keskin bir biçimde sürdürdüğünü, adaletsiz olduğunu ve bu uçurumu daha da derinleştirdiğini görüyoruz.  

YOKSULLARA ‘SEN BURADA YAŞAYAMAZSIN’ DİYORLAR

Kentsel dönüşüm politikalarıyla bu adaletsizlik derinleştiriliyor. Düşünün siz bir insanın sahip olduğu evi, yaşadığı, anılarının olduğu bir evi ondan çok ucuz bir fiyata alıyorsunuz, daha sonra bunu aynı yerde çok yüksek fiyata ona sunuyorsunuz. Yani arsasıyla birlikte 40 bin liraya aldığınız evi, yapıp 140-150 bin liraya satıyorsunuz. Bu “Sen burada yaşayamazsın” demektir. O insan kırk yıldır, elli yıldır orada yaşamış ve birileri gelip elinden almıştır. Bu, toplumsal adaletsizliği daha da artırır. İkincisi, en önemlisi bence, yaptığınız yer o yerin sosyal dokusuna, kültürel dokusuna, yerel dokusuna uygun değil. Aslında tek tipleştiriyorsunuz kenti. Beton bloklarda, insanın yaşamındaki o izolasyonu geliştiriyorsunuz.

EVLERİ YIKILAN İKİ BİN AİLE NEREDE?
Örneğin Nuripazarbaşı’nda iki bin konut yıkılarak yerine yüksek binalarda yeni konutlar yapıldı. Ama evi yıkılan o iki bin kişiden ancak 60 kişi orada konut alabildi. Böyle bir şey olamaz, bu iki bin ev nereye gitti. Nuripazarbaşı’nın eski haliyle yeni halini yan yana koyun, diyebiliriz ki çok modern, çok iyi… Evet, eski halinde beğenmediğimiz yanlar var ama yeni halinde; insan yok! Orada daha önce yaşayan insanlar nerede? Oranın insansızlaştırılması doğru mudur? Oradan insanları götürüp başka insanları getirmenin adı rantçılıktır! Biz bunun için kentsel dönüşüm mantığını doğru bulmuyoruz. Bunu, belirli insanların grupların, küresel sermayenin krizini aşmak için yapılan birtakım çabalar olarak görüyoruz.

HALKIN, GÖREVDEN ALMA HAKKI OLACAK

“Biz şu sözü veriyoruz; bir, bu kentte hiçbir kararı tek başımıza almayacağız. İki, herkesin belediye başkanı olacağız. Üç, Antep’i Anteplilik ve tarihi kültürel mirasla birlikte geliştirip, güçlendirip dünyaya açacağız. Bizim sözümüz, pratiğimizdir. Bir başka boyutu da, açık ve şeffaf olacağız. Hesap verebilir olacağız. Bu, en temel ilkelerimizden biridir. Mesela altı ayda bir oluşturduğumuz meclislere hesap vereceğiz. Ayrıca belediyeye gelen paraların nereye nasıl harcandığına dair ilgili tüm kurumlara, meclislere, sivil toplum örgütlerine raporlarımızı vereceğiz. Çünkü biz bu halk adına geliyoruz, halk bizi seçiyor. Öyleyse bu halkın bizden hesap sorma hakkı olmalıdır. Diğer bir boyutuyla bizim anlayışımızda ‘geri çekme’ prensibi de vardır. Halk, meclisler bizim başarısız olduğumuzu söylüyorsa, gerektiğinde bizi geri çağıracaktır, bu hakkı da olmalıdır.”

EN BÜYÜK DEĞERİ YARATAN EMEKÇİLER, HAKKINI ALAMIYOR

Gaziantep bölgenin en büyük sanayi kenti. Nüfusun büyük çoğunluğu işçi. Belediyecilik anlayışınız bakımından işçilere ne söyleyeceksiniz?
Bu kentte emekçiler en büyük değeri yaratıyor ama maalesef hak ettiğini alamıyor. Kentin yaşam alanlarından da yeterince yararlanmıyorlar. Emek ile sermaye arasındaki ilişkide de adaleti ve hakça paylaşımı esas alan yaklaşımlardan yanayız. Bu nedenle biz emekçilere değer veren, onların katılımını esas alan bir yaklaşımdayız. Belediyelerimizde çalışanlar meclisi oluşturmuşuz. Diğer bir konu da taşeron işçiler. Bu mevcut yasalar başka işçi olanağı da tanımadığı için böyle bir süreç var. Ama o insan da bir hizmet üretiyor ve o hizmet üreten insan ne kadar mutlu olursa o kadar çok hizmet üretir. Onu mutlu etmenin yolları da hak ettiği ücrete ulaşmasını ve sendikalaşmasını sağlamaktır.

Daha somut bir örnek vererek soralım; bir buçuk yıl önce Başpınar OSB’de 5 bin tekstil işçisi 10 gün süren bir grev yaptı. AKP’li belediyeler işçilerin çadır vb. taleplerine yanıt vermedikleri gibi grev yapılan bölgede çöp bile toplamadılar. Siz böyle bir durumda işçilerin yanında durabilecek misiniz?
Haklı olan herkesin yanında olacağız. Bu işçi de olsa, işveren de olsa, memur da olsa, esnaf da olsa hak edenin yanında olmak böyledir. Haklı olmanın kimliği, sınıfı yoktur. Mesela benim belediyemde, 20 yıllık çalışan görevliler benden önce başkanlık makamını ya da başkanı görememişler. Şunu da özellikle ifade etmek istiyorum; biz belediye başkanı olmayacağız, halkın hizmetkarı olacağız. Ama bu halkın içinde bütün kategoriler vardır; sermayedarı, işçisi, memuru, kadını, genci, öğrencisi… Birine yaptığımız hizmeti diğerinden asla esirgemeyeceğiz. Her zaman haklının yanında olacağız.

TÜM İNANÇ VE KİMLİKLERİ GÖZETEN BİR BELEDİYECİLİK

Diyarbakır Sur’da çok dilli belediyecilik ve Kırklar Meclisi gibi deneyimleriniz var.  Antep’te de farklı mezheplerden, dil ve kültürlerden insanlar birlikte yaşıyorlar ama eşit koşullarda oldukları söylenemez. Bu konuda neler yapacaksınız?
Belediye hizmetlerinin çok dilli, çok kültürlü, çok kimlikli ve tüm inançları gözeten bir şekilde yapılmasına yönelik çalışmalarımızı burada da sürdüreceğiz. Diyarbakır’da oluşturduğumuz Kırklar Meclisi gibi, kentin çok farklı bileşenlerinin, farklı bakış açılarına sahip olduğu bir ayrı danışma meclisi de oluşturmayı düşünüyoruz. Demokraside soru şudur; Kendinizden farklı olana da yaşam hakkı tanıyacak mısınız? Biz bunu Diyarbakır’da geliştirdik. Örneğin bir tane Ezidî aile var Diyarbakır’da, biz onun için Ezidî Evi yaptık. Diyarbakır Sur bölgesinde 3-4 tane Alevi köy var, şimdi mahalle oldular, onların talepleriyle onlar için cemevi yaptık. Sanırım belediye olarak cemevi yapan ender illerden biriyiz.

CHP DE AKP DE CEMEVİ YAPMADI

Baktığınızda bazı partiler, Alevileri kendi arka bahçeleri gördüler. Alevileri istismar ederek birçok şey yaptılar ve oylarını aldılar. Antep’te belediyenin yaptığı bir cemevi yoktur. CHP döneminde de yoktu, AKP döneminde de yok. Ama biz Diyarbakır’da yaptık. Cami de yaptık. Ermeni kilisesini de restore ettik ve Ermeni cemaatine sunduk. Mesele bir mekanı restore etmek değil, mesele zihniyetleri restore ederek bir arada, barış içinde yaşama kültürünü geliştirmektir. Diyarbakır’da 15-20 Süryani aile var, biz onlara da hizmet ettik.

KİRA ARTIŞININ SEBEBİ SURİYELİLER DEĞİL, RANTÇILIK!

Antep, Suriye’deki savaştan en çok etkilenen illerden biri. Yalnızca il merkezinde 200 bin civarında Suriyeli yaşıyor. Bu durum kentin yaşamında çok şey değiştirdi. Bu konuya nasıl bakıyorsunuz?

Bu sorunu yaratan AKP’nin yanlış politikası. Bu yanlış politikaya sebep olanlar bu sorunu çözemezler. Sorunun çözümü, bu insanlara düşmanlık besleme veya onları bu şartlarda bırakmak değildir. Suriye’nin demokratikleşmesine katkıda bulunup bu insanların bir an önce kendi yurtlarına dönmesini sağlamaktır. En doğru çözüm budur. Ama bu oluncaya kadar bu duruma bir çare bulmak gerekiyor. Antep halkının tarihsel anlamda da böyle bir olgunluğa sahip olduğuna inanıyorum. Bu nedenle Antep halkının milliyetçi söylemlere pabuç bırakacağına inanmıyorum. Bu konuda geçmiş tecrübeler de göstermiştir. Daha önce buraya gelen Kürtlerle ve diğerleriyle ilgili kışkırtmalar olmasına rağmen Antep halkı o olgunluğu göstermiştir. Ama bu tek başına çözmüyor. Biz bunu çözmenin yolunu, demokratik katılımla, bu kentin bütün bileşenlerini çağırarak, bu toplumsal gerçeği gören noktadan, hem sağlık, hem eğitim, hem de barınma anlamında uygun çözümleri bulmalıyız.

Antep’in en önemli sorunlarından biri de ev kiraları... Herkes Suriyeliler yüzünden diyor ama…
Gaziantep Üniversitesinin 25-30 bin arası öğrencisi var. Ama yurt kapasitesi 5 bin kişi. Devlet ranta yöneleceğine yurtlar yapmalı. Acil çözümlerden biri bu. İkincisi, zaten tek tipleştirmesiyle ilgili eleştiriyi bir yana bırakarak, TOKİ konutlarına bakalım. Bu tip konutların neden bu kadar çok yapılıp neden halen satılamadığı ayrı bir olay. Örneğin Antep’te ciddi miktarlarda konut yapılıyor ama satış oranı çok az. Demek ki sermaye belirli ellerde toplanıyor ve bu gayrimenkulleri satışa çıkarmıyor. Yeni arsaların gelişmemesi, master imar planında yeni alanların açılamamasından kaynaklı yeni konutlar da yapılamayınca kiralar artıyor. Bu başlı başına rantçı bir yaklaşım. Çünkü siz talep edilene göre arzı azaltırsanız, arz edilenin fiyatını artırırsınız. Bakın bu böyle giderse yarın ciddi bir sosyal patlamaya da neden olacak. Farklı sıkıntıların doğmasına neden olacak. Üniversite öğrencileri, memurlar, hatta yerli Antepliler, kenar mahallelerde yaşayan işçiler ev bulamaz ya da kiralarını ödeyemez duruma gelmiş. Doğru bir konut politikasıyla belediye sosyal konutlar üretmelidir. Bu insanların barınmalarını sağlayıcı konutlar yapılmalı, dünyada bunun örnekleri var. Biz bu sorunu çözebiliriz bu şekilde.

‘ANTEPLİLİK KİMLİĞİ’ ÇÖZÜM MODELİ OLABİLİR

“Merkezden böyle bakan bir anlayış yerelde de hiçbir sorunu çözemez” dediniz. Peki merkez böyleyken yerelde daha demokratik bir seçeneğin dayanakları nelerdir?
Kentleri demokratikleştirmek, kimlikleriyle buluşturmak gerek. Örneğin Antep’in Antepli kimliği var. Farklı kültürlerin, farklı etnik kimliklere sahip insanların hepsinin buluştuğu bir nokta Antep ve hepsi bir çatı kimlik olarak ortaya koyuyor Antepliliği. Mardinlisi de ‘Ben Antepliyim’ diyor, Adıyamanlısı da, Urfalısı da. Ama buna demokratik bir öz kazandırmamız gerekiyor. Anteplilik kimliği sadece Türkiye’de değil, Ortadoğu’da da çok önemli bir barış ve çözüm modeli olur. Halkın da yönetime katılımını sağlarsak, Anteplilik kimliğini, Türkiyeli kimliğiyle buluşturup aslında Türkiye’ye bir barış projesi olarak sunabiliriz. Herkesin kendi farklılığıyla buluşabileceği bir çatı yani.
 

www.evrensel.net