Tekin Gönenç’e mektup

Tekin Gönenç’e mektup

Sayın Tekin Gönenç,Şiirlerinizden yapılmış bir seçmeyi yeniden okudum dün. Karanfil Sesleri’ni. Şiirinizin size ne kadar benzediğini düşündüm. Bir söyleşinizde “Benim şiirim bağırmaz” demişsiniz ya. Doğru. Sesinizi yükselttiğinizi de görmedim. Bu topluma yabancılaştığınızı göstermez ama. TMK Ma

Sennur Sezer

Şiirlerinizden yapılmış bir seçmeyi yeniden okudum dün. Karanfil Sesleri’ni. Şiirinizin size ne kadar benzediğini düşündüm. Bir söyleşinizde “Benim şiirim bağırmaz” demişsiniz ya. Doğru. Sesinizi yükselttiğinizi de görmedim. Bu topluma yabancılaştığınızı göstermez ama. TMK Mağduru Çocuklar için şiir istediğimde bir an bile duraksamamıştınız. O gün okunsun diye verdiğiniz şiiri hiç unutmadım: Bana Yalnız Kuşları Ve Çocukları Bırakın. Ve şiirdeki uyarı  hep aklımda: “sen susunca/askıya alır birileri/senin yerine/senin düşlerini”. Susmamayı öğütleyen bir şiirin bağırması gerekmez ki.

Sevgili Tekin Gönenç,
Durgun görünen bir insansın. Seni hiçbir toplantıda ayakta hatırlamıyorum. Çevrenin seslerine duyarsız kaldığını bile sanabilir seni tanımayan: “tam inecekken/sarılıp iplerine usancın/çözülür birer birer/dilinin ucundaki sözler”. Bu yüzden başka alanların karanfil seslerinin haykırışa dönmesine da yabancı kalmadığını / kalamayacağını biliyorum. “Ağlamak için kitap sayfalarından çıkardığı solgun bir gülü yakasına takan” bir delikanlı olduğunsa kimsenin aklına pek gelmez. Böyle bir delikanlının gözyaşları o sararmış güle değmez mi? Değerse, gül rengini ve kokusunu kazanmaz mı yeniden?
Belki de bu sorudur senin şiirinin ipucu…

Kucaklarında lunaparklarla güneşe uçan çocuklar, on dördünde, on beşinde karnı burnunda çocuk anneler, umudun yangın yeri odalar senin şiirinin öğeleri. Yüreğe değen hiçbir olay senin şiirinden uzak değil ki. Hele çocuk annelerin aşk yanılgısı. Ne dersin Tekin Gönenç, aşk  şiirle öğretilebilir mi? Aşk yanılgıları şiir eksikliğinden midir?

Çocukluk aşklarımızın uzak genç kızları, düşleriyle cennetlerini doğuranlar belleklerimizin tuzaklarından senin şiirlerinle kurtuluyor.

Bazen sorular da getiriyor, senin karanfil seslerinin başka karanfil seslerine neden karışmadığı sorusunu belki. Arabanızın camlarına uzanan çocuk ellerinin taşıdığı isyan şarkısını hüzün sanıyorsunuz bazen. Aceleniz hüzünlere geç kalmamak için. Oysa hüzün sizin şiirinizin bir parçası, tıpkı aşk gibi . Mektuplardan “yırtık asker türküleri” ve postal sesleri çıkan bir ülkede başka türlüsü nasıl olabilir ki: “yaralı dağlara gömdün yanılgılarını da/  tek bir kurşunla yanı başında vurulan/ o can arkadaşın gibi.”

Sevgili Tekin Gönenç,
Senin şiirlerinin kişiliğinle, görünür yanlarınla örtüştüğünü söylemiştim. Dingin, durgun, yaz ortası bir akarsu gibi. Onun coşuşunu yalnızlığına saklıyorsun kuşkusuz. Şiirlerinde de bir yalnızlıktan ötekine, belki de aşk diye, avutmak için gönül kırıklıklarını, yollar örerken yanına uğrayanlara kuşları gösteriyorsun. Ve sonsuz maviliği… Soru sormayı sürdüren olursa bir tambur sesine kulak vermelerini istiyorsun. Yaslı bir tambur bu. Kim bilir hangi divandan taşan.
Kimi zaman anlatmak istediklerin şiirlerine sığmıyor. Öyle iç içesin ki şiirle düz yazı bir sığınak belki. Babamın Bıyıkları Yoktu öyküleri bu yüzden. Bu yüzden yalnız bir insan gibi görünüyorsun. Ve biraz mesafeli hayata. Başka alanların karanfil sesleri yüzüne çarptıkça:
“gidin dersin/hepiniz gidin/bana yalnız kuşları/ve çocukları bırakın”
Kuşları ve çocukları sevenler yalnız olmazlar.

www.evrensel.net