Kumdan kale

Kumdan kale

Keşke bugünlerde şöyle bir muhabbetle bir araya gelmiş olabilseydik: Bizde İtiraf adıyla gösterilen Nymphomaniac’ı çekiştirseydik. Dört saat boyunca kör göze parmak misali kurduğu 'Seks balık tutmaya benzer' türünden benzerliklerin ne kadar olmadığını konuşsaydık.

Çağdaş GÜNERBÜYÜK

Keşke bugünlerde şöyle bir muhabbetle bir araya gelmiş olabilseydik: Bizde İtiraf adıyla gösterilen Nymphomaniac’ı çekiştirseydik. Dört saat boyunca kör göze parmak misali kurduğu “Seks balık tutmaya benzer” türünden benzerliklerin ne kadar olmadığını konuşsaydık. Kadınlardan yana bir mesaj veriyor görünürken, nemfomani gibi bir hastalıktan iç gıcıklayıcı hikayeler çıkarma uyanıklığını eleştirseydik. Lars von Trier’in giderek daha fazla sarıldığı dini göndermelerinin iyice parodiye dönmesiyle eğlenseydik. Sansasyon merakının gölgesinde kalan mizah anlayışını öne çıkarsaydık. Anti semitist olmadığı şeklindeki ifadeyi filmine yerleştirmesindeki savunma psikolojisini kurcalasaydık. Yönetmenin kişiliğiyle filminin birbirinden ne kadar ayrılabilir olduğunu, bu örnekle nasıl da iç içe geçtiklerini yorumlasaydık. Kendisinin bile kendisini ciddiye almadığını ilan edişini kutlasaydık. Onu haddinden fazla ciddiye alanlara iki çift laf etseydik.
Olamadı. Bırakmadılar. Sıkıcı ama, sansürün bütün o zararlı sandıkları filmlerden daha zararlı olduğunu söylemek lazım ille de. Derdini anlatmak için temel olan ne varsa saldırıya uğradığı için, bütün muhabbetlerde hep başa dönmek adet oldu çünkü. Sinemadan, sanattan söz ederken, en çok onun özgür bırakılması gerektiğini anlatmak icap ediyor bu memlekette. Filmleri konuşacak kadar zenginleştiremiyoruz zihnimizi. İlle en ortada görünenle uğraşmalıymışız. Ahlak denen zincirin her seferinde bir çifte standart yarattığı bir daha yazılsın buraya mesela. Bir şeyden de derinlemesine söz etmek mümkün olmasın, zinhar.
Sığlık, faşizmin en sevdiği özelliklerinden. Elleri kolları bağlanıp kıyıya oturtulmuş gibi oluşumuz ondan. Açılmayalım diye. “Kumdan kale yaptık, nenize yetmiyor” diyorlar sanki her gün meydanlardan. Keşfedecek koca bir dünya varken, biz daha ilk adımın hesabıyla uğraşıyoruz.
Sonra yeni bir şey söylemiyor oluyorsun. Belki bizde daha ne laflar var da, bariz olanı tekrarlamaktan sıra gelmiyor.
Mülkiyetin hırsızlık olduğunu konuşsak fena mı olur mesela? Ama ağzımızdan çıksa çıksa “hırsızlık hırsızlıktır” çıkıyor. Göz göre göre, artık saklanamayan, gizlenemeyen, eritilemeyen bir dağ gibi halkın cebinden çalınan, miktarını hayal bile etmesi zor paraları hak etmediklerini bir daha bir daha mı söylemek lazım? Öyle demek.
Oldu olacak, devlet insanları öldürmesin diyelim. Devlet ne işe yarar zinhar teferruatına girmeyelim. Önce şu silahı indirsin, öyle mi?
Hukuku eleştirmeye başlasa insan, duramaz. Şu sadece son birkaç ayda geçirilen yasaları, en az bilen insan yerden yere vurmak için saatlerce konuşabilir. Adamlar yasalara uymuyor ki, sen içeriğiyle ilgilenesin. Hukuku hukuk olmaktan çıkardı, devletin bütün kurumlarının üstüne öyle bir oturdu ki, “en iyisinin Allah belasını versin” nasıl diyeceksin? Yasalar uymak içindir mi diyeceğiz, ne diyeceğiz? Hayat Bilgisi dersi mi bu?
Sen sosyal medya hayatına ne kattı, ne eksiltti diye sorgularsın belki, o Facebook’u, Youtube’u toptan kapatma peşinde. Haberleşme imkanını, dayanışma ortamını falan boşver, Facebook’ta geçirilen saatleri, teşhir bağımlılığını, klavye devrimciliğini eleştireyim derken, kendini Facebook kapanmasın derken bulursun.
Tek ayak üstünde kırk tane yalan söylüyorlar, her birini düzeltmeye kalksa ne söyleyeceğini unutur insan.
Her seferinde baştan başlamaya mahkum edilmiş Sisifos gibi buralarda hayat. Şu kıyı bekçilerinden, uyduruk kumdan kalelerinden bir kurtulsak, önümüz koca okyanus halbuki.

www.evrensel.net