09 Mart 2014 10:00

Fırtınadan önce Mavi Dalga

Bugünlerde hangi şehre doğal gazın ne zaman geldiği meydanlarda sıkça kullanılan bir seçim malzemesi oluverdi. Oysa, doğal gazın gelişinin şehirde hayatı nasıl etkilediği çok boyutlu bir mesele. Mavi Dalga’da, orta boy bir şehirde, Balıkesir’de o kış bir grup liseli doğal ve dalgalı neler yaşadıysa, o anlatılıyor.

Paylaş

Devrim ACAROĞLU
Çağdaş GÜNERBÜYÜK


Bugünlerde hangi şehre doğal gazın ne zaman geldiği meydanlarda sıkça kullanılan bir seçim malzemesi oluverdi. Oysa, doğal gazın gelişinin şehirde hayatı nasıl etkilediği çok boyutlu bir mesele. Mavi Dalga’da, orta boy bir şehirde, Balıkesir’de o kış bir grup liseli doğal ve dalgalı neler yaşadıysa, o anlatılıyor.
Yönetmenler Zeynep Dadak ile Merve Kayan’ın tanışması, 2005’te Irak Dünya Mahkemesi Tarihe Şerh filmine dayanıyor. Birlikte çalışmanın zevkli olduğunu fark edince, ortaklık belgesel, kısa film, klipler (Kim Ki O grubu, Mavi Dalga’da da dikkat çekiyor), sinema okulları, farklı ülkelerdeyken İnternet üzerinden haberleşmelerle ilerliyor. Bir genç kadın grubunun büyüme hikayesini anlatan Mavi Dalga, ilk uzun metrajlı filmleri. Başrol oyuncuları ise, Liseliler Tiyatro Yazıyor projesinde Galata Perform’da bir araya gelen bir grup, ki onları bulmuş olmaktan çok memnunlar.
Filmi bitirdikleri gün çıkıp Gezi’ye gelmeleri, oyuncuların bir Gezi belgeseli çekmesi tesadüf değil elbette. Filmlerini “fırtınadan önceki sessizlik” ile ifade etseler de, fırtınanın öncesi de dalgalı. Uluslararası festivallerde de ilgi toplayan, Antalya’da En İyi İlk Film, En İyi Senaryo ve En İyi Kurgu Altın Portakalları’nın sahibi olan Mavi Dalga, bu haftadan itibaren Başka Sinema salonlarında gösterimde.

Olaylar günümüzde geçiyor değil mi? Doksanlar havası da var sanki…
Zeynep Dadak: Belki müziklerden öyle gelmiştir. Doksanları retro olarak dinliyor çünkü şimdi gençler.
Merve Kayan: Filmin günümüzde geçtiğinin en önemli delili cep telefonları herhalde. Konuşurlarken pek görmüyoruz ama ışıkları devamlı yüzlerine yansıyor.
Zeynep: Ama senaryoda bir araç olarak kullanmak istemedik cep telefonunu.

Ne demek o?
Zeynep: Bilgiyi cep telefonu üzerinden seyirciye geçirmedik yani.
Merve: Daha çok kendi sözleriyle, birbirlerine nasıl anlattıklarıyla ilgiliydik.
Zeynep: Başlarına gelen şeyleri anlatmaları kendisini görmekten daha ilginçti bizim için. O yaşların en önemli şeyi, bir şey yaşayınca, ertesi gün onu bir başkasına nasıl bir anlatıya dönüştürdüğün.

Gençlik çok değişmiyor mu ki bize bu kadar tanıdık geldi kendi gençliğimizle?
Zeynep: Pek benzemiyor aslında, taşrada olma hali benziyor. Taşrada bazı şeyler hep aynı şekilde olmaya devam ediyor. Evlerin dekorları o kadar kolay değişmiyor. O mobilyalar muhtemelen aile ilk evlendiğinde almıştır. Diğer yandan biz bugünün gençliğini anlatmak gibi bir yerden hareket etmedik, tabii kendi gençliğimiz de vardır.
Merve: Değişmeyen şeylerden bahsetmek gerekirse; yaşadıkların arasından bazı şeyleri şeyi seçip onların çok önemli olduğuna kendini inandırmak mesela. Bazı şeylerin yaşanırken çok dramatik olması ama geriye dönüp baktığında öyle gelmemesi hali.

Filmde neydi bu?
Merve: Mesela öğretmeniyle yaşadığı… Deniz’in kafasında çok büyüttüğü bir şey olarak arkadaşlarına anlatmaktan çok keyif aldığı, neredeyse öğretmene karşı sevgisinin bunu dışarıya nasıl yansıtacağından beslenen bir şey olması ama yaşanma ihtimali olduğunda o kadar çekici gelmemesi.
Zeynep: Konser izlerken bile herkesin elinde cep telefonu olması böyle değil mi? Nasıl aktarılacağı sorusu kendisinin önüne geçiyor. Bu hep vardı aslında, sözle yapıyorduk, şimdi başka medyumlar giriyor araya. Ama nasıl anlatacağın sorusu baki.

Gerçekten yaşamaktan çok anlatı ile ilgilenmek; klişelerin de anlatı şeklinde aktarılması ile mi ilgili? Filmler, kitaplar, şarkılar aracılığıyla… Bu anlatıların kahramanı olmak oluyor herhalde hedef…
Zeynep: Evet ama bazıları için bu geçip gitmiyor da (gülünüyor)…
Merve: Gençliğin bitmeyen bir şey olması en çok ilgilendiğimiz şeydi filme başlarken. Lise bitiyor, üniversiteye giriyorlar, çok büyük değişiklikler geçiriyorlar, birer yetişkin haline geliyorlar gibi bir şey değil de herkes için daha farklı zamanlarda sonlanan, kimileri için hiç sonlanmayan bir şey gençlik.
Zeynep: Cep telefonunun dışarıda kalması gibi okulu da dışarıda bıraktık aslında. Kitaplardan, filmlerden öğrenilen önemli anların -ilk öpüşme, mezuniyet gibi- dışındaki artık zaman bizim daha çok ilgimizi çekiyordu. Her gün okula gidiyorlar ama okul dışındaki zaman da çok önemli. Bol bol boş boş konuşmaları gibi… Filmi izleyen gençler enteresan bir şekilde filmle çok iyi ilişki kuruyorlar. Bizim beklediğimiz bir şey değildi çünkü normalde gençlik filmlerini gençler sevmez. Ama bu his onları filmle birleştirdi.

YETİŞKİNLER GENÇLERE BAKIYOR FİLMİ OLMASIN İSTEDİK
Oyuncularınızı senaryo sürecine kattınız mı?

Zeynep: Onları pek fazla dahil etmedik. Hatta hiç etmedik. Onlarla doğaçlamalar yapıyorduk. Bazen bir cümle enteresan geliyordu ve o sahneyi bir cümle üzerinden kurabiliyorduk. Ama oyuncular son bir aya kadar senaryoyu görmediler.
Merve: Onların senaryo üzerine düşünmeleri bayağı tehlikeli bir şey olurdu.

Neden?
Zeynep: Çok farkında olarak çok entelektüelize ederek oynayabilirlerdi -ki buna yatkın bir grup- ezbere dönerdi sonra iş sette. Ezbere oynamak hiç istemediğimiz bir şeydi.

Gençlerden yararlanmadığınıza göre dünyalarını bu kadar gerçekçi yansıtmanız daha da enteresan bir başarıya tekabül ediyor…
Zeynep: Emirgan’da bir çay bahçesinde otururken okuldan çıkmış gençlerin sohbetlerine kulak misafiri olup sapık gibi not aldığımı hatırlarım. (gülünüyor)
Merve: Okul, dershane çıkışlarına gittiğimiz de oldu da, YouTube’da da çok fazla malzeme var. Okulda kendilerini çekip YouTube’a koyuyorlar.
Zeynep: Şunu özellikle ifade etmeliyiz, konuyla aramıza bir mesafe koymak istiyorduk ama dışardayız diye gözlemi bir yargıya dönüştürmemeye çok dikkat ettik. Sosyolojide olduğu gibi “Alt alta yazdık bakın bu çıktı” diye bir yargı yapıştırmak istemedik. Yetişkinler gençlere bakıyor filmi olmasın istedik. Zaten “Ah ne güzel, ne masum günlerdi” nostaljisi ile hatırladığımız bir şey değildi gençlik. Özellikle taşra ve gençlik birleşince öyle masum güzel bir dünya ortaya çıkıyor ama biz bundan kaçınmak ve olduğu gibi yansıtmak istedik.

NE KADAR AZ MESAJ KAYGISI O KADAR POLİTİK BİR GENÇLİK
Filmi bitiriyorsunuz ve sonra Gezi patlıyor. Apolitik gençlerinize bir haller oluyor. Nasıl tartıştınız Gezi’yi?
Merve: Zamanlama gerçekten manidar oldu (gülünüyor). Filmin altyazılarını hazırlıyorduk, mayıs sonu, Cihangir’de çalışıyorduk. Altyazıları bitirdik ve Gezi’ye geldik.
Zeynep: Bir daha da ayrılamadık. Postprodüksiyonu da Yunanistan’da yapmıştık, orada da acayip bir gençlik vardı. Sokaklarda tartışmaları, kamusal alanın tanımının değişiyor olması.. çok tartıştık bunları. Sonra Türkiye’ye döndük ve Gezi’de bulduk kendimizi. Şöyle düşündük; filmimiz bir yol ayrımında bitiyor ya, Kaya üniversiteye gidiyor bizimkiler de bir sene sonra gidecek. Bir sonraki buluşmaları Gezi’de olur gibi düşündük. Gerçekten de politik olma potansiyeli olan ama  nasıl yapabileceğini bilemeyen, referanslarını kaybetmiş bir genç kuşak 90’lar… Bir şekilde onların fırtına öncesi sessizliği… kaynamakta olduğunu görürsün de nerden nasıl çıkacağını henüz bilmezsin falan ya…
Merve: Bunun üzerinden zaman geçtikten sonra geriye baktığımızda politik gençlerin hikayesinin nasıl önemi olacaksa bizim anlattığımız durgun, apolitik gençlik hikayesi de bir yere oturacak. Bizce ancak bunlar bir araya geldiğinde sinema bir şey ifade edebiliyor insanlara, en azından tarihi anlamda. Farklı hikayelerin toplamı ancak fikir verebilir insanlara.
Zeynep: Ayrıca bizim oyuncu kadromuz bir belgesel yaptı Gezi’de. Sinemayla Mavi Dalga ile tanıştılar, sinema ile ilgili bir istek duydular, kamera aldılar ve Gezi oldu. İf’te gösterilen “Ben bir slogan buldum, annem benim yanımda” isimli uzun metrajlı belgeseli yaptılar.
Daha az mesaj kaygılı işler oldukça daha politik bir gençliğimiz olacağına inanıyorum. (gülünüyor). Sürekli altı çizilen, neyin nasıl yapılacağını söyleyen abiler. Çok daha kendi yolunu bulmaya çalışan çok daha az didaktik yerlerden beslenen, çok daha açık bir gençlik neden olmasın?
Merve: Her şeyi bir sorumluluk projesi haline getirmek ve bir misyonla başlamak biraz yaratıcılığa ters düşen bir şey. Tabii ki anlatmak istediğimiz hikayelerin herkes için hayırlı olması gibi bir derdimiz var. Yarattığımız şeylerde bunun parmakla gösterilir durumda olmaması gerektiğini düşünüyoruz.

“MİZANSEN SONA ERMİŞTİR”
Törende çocukların suratına kömür süren korkunç adamlar kimdir, neden öyle şeyler yapıyorlar ki?
Zeynep: Onlar Tülütabak. Balıkesir’e özgü bir şey. Törenlerde ortaya çıkıyorlar. Aslında bir tür Cumhuriyet kuruluş mitinin parçası. Efendim şehir işgal altındayken Yunan askerlerini kaçırmak için tabakhanedeki işçiler, üzerlerini kömürle boyayıp, koyun postu giyip düşmanı korkuturlarmış. Bu yüzden Balıkesir’in kurtuluş gününde bunlar çıkar ve dehşet saçarlar. Asıl amacı çocukları korkutmaktır, kömürle boyanmış oldukları için dokundukları her şeye iz bırakırlar. Hem çok sevilen hem çok korkulan bir yarı mitik karakterler. Muhtemelen Cumhuriyetten çok pagan bir şey. Benim çocukluğum Balıkesir’de geçti, çocukluk canavarlarımla arkadaş olmam, isimleriyle hitap etmem çok enteresan oldu tabii.
Merve: Biz filmi çekmeden birkaç sene önce Balıkesir’deki bayramları takip etmeye başladık. Birkaç bayram gidip çekim de yaptık. Tülütabaklar dikkatimizi çekti. Onlarla ilgili bir belgesel de yapmayı düşünüyoruz.
Zeynep: Filmde yer aldıkları sahnede toplumsal olan her şeyi temsil ediyorlar aslında. Kızın aralarında kalması, mehter marşı ile bandonun çaldığı valsın birbirine karışması, Avcılar Atıcılar Birliğinin geçisi… Tam bir kaos halinde Türkiye’ye ait absürtlükler ortaya dökülüyor.
Merve: 1 Mart Yerel Yönetimler Bayramı’nı kutluyorlar. Yok tabii öyle bir bayram, biz uydurduk. Ama fark etmiyor, ne kutlanırsa kutlansın aynı absürtlükle kutlanıyor.
Zeynep: Cumhuriyet Bayramı’nda mehteran varsa bu bayramda da olabilir sonuçta. Bir ses eksikti o sahnede, ona çok üzüldük. Kaydetmiştik ama sonra kaybetmişiz. Bir adam çekimin sonunda “Mizansen sona ermiştir” anonsu yapmıştı (gülünüyor). Müthiş bir şey tabii mizansen olarak nitelendirilmesi.

DOĞAL GAZI SELAMSIZ BANDOSU GİBİ BEKLEMEK
Filme ismini de veren doğal gaz meselesi baştan sona arka planda yürüyor. Doğal gaz geldi gelecek derken eskisinden beter oluyor ısınma sorunu. Keşke kömürde kalsaydık dedirtiyor.
Merve: Metrobüs geliyor yolda kalıyor, Marmaray geliyor elektirik kesiliyor, metro geliyor arasında yarım saat fark oluyor.
Zeynep: Yeni bir şey olacak, acayip şeyler olacak patırtısı hep. Asıl ilgilendiğimiz bütün bunların içinde büyüyen çocuklara ne oluyordu. Hepimize bir şey oluyor. Her şeyi çıkardın attın ama iki gün sonra doğal gaz kesildiğinde neler oluyor.
Merve: Toplumdaki “Biz kendimize yeteriz, çok iyiyiz” hali biraz ergenlikte ilgili geliyor bize. Deniz karakterinde özdeşleştiriyoruz; kendinden memnun görünüyor ama o kadar da kendine yetebilecek bir yerde değil hayatta. Bir tür Selamsız Bandosu durumu.

SEVİŞSİN VE BAŞINA BİR ŞEY GELMESİN
Deniz’in aşkı yaşama şekli biraz aşırı cool değil mi?
Merve: Bu yine Deniz’in ya da genel olarak gençlerin bir şey anlatırken bazılarına daha fazla değer yüklemeleriyle aslında gerçekte nasıl yaşadıkları arasındaki farka dayanıyor olabilir. Deniz Hoca’nın yanına gittiğinde eli ayağı birbirine karışıyor. Çok cool değil yaşarken, ama anlatırken öyle oluyor…
Zeynep: Karakterin biraz narsist bir tarafı var. Bir erkekte cisimleşen bir aşk durumundan çok kendiyle karşılık bulabildiği her an onun için kıymetli. Hocayla karşılık bulduğu an çok mutlu oluyor. Onu yaşamaya cesaret edebilecek bir kız değil aslında, cool görünüyor ama değil. Yine bir gençlik türü olan “vahşi kızlar”dan biri değil Deniz. Şefkatli Kaya ile bir araya geliyor o yüzden. İlk sevişmenin anlatısı o kadar büyük bir şeydir ki hep ezer gerçeği. Deniz o anlamda kendi halinde ve sıradan yaşıyor. Karakteri konuşurken başta, sevişsin ve başına bir şey gelmesin de dedik, demedik değil.

ÖNCEKİ HABER

Ortak bir iradeyle topyekûn mücadele

SONRAKİ HABER

CHP'nin 'sandık kurulu' itirazı kabul edildi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa