Blok işçi sınıfıyla Kürt özgürlük mücadelesini birleştirmelidir

Blok işçi sınıfıyla Kürt özgürlük mücadelesini birleştirmelidir

15-16 Haziran direnişi işçi sınıfının sendikal anlamda en örgütlü ve toplumsal bakımdan da en etkili olduğu bir dönemin ürünüdür. Gerek DİSK gerekse Türk-İş içinde örgütlü sendikalı işçi sayısı bugünle kıyaslanmayacak kadar yüksekti. Ayrıca sendikalar başta DİSK olmak üzere iş&cce

Sendikalar başta ücretlerin yükseltilmesi olmak üzere çalışma koşullarının iyileştirilmesi bakımından da işçilerin güvendiği kurumlardı. Ayrıca yalnızca aynı iş kolunda olanlar arasında değil, farklı bölgelerde ve iş kollarında bulunan işçilerin birlikte mücadele etmeleri ve dayanışmaları için de sendikalar önemli bir rol üstlenmişti. 15-16 Hazirana yol açan 274 sayılı kanun da doğrudan doğruya sendikal hayata yönelmiş bir tehditti ve işçilerin buna cevabı konfederasyon farkı gözetmeksizin ortak oldu. Türk-İş üyesi işçiler de DİSK üyesi işçiler kadar, hatta daha fazla kitleyle bu yasaya karşı mücadelede yer aldılar. Meseleyi doğru kavramışlardı. Bu DİSK’e karşı bir yasa değil işçi sınıfına ve sendikal örgütlenmeye karşı bir yasaydı.

15-16 Haziran direnişinin en önemli etkisi sol siyaset üzerinde görüldü. Başta darbecilik olmak üzere köylülere işçilerden daha öncelik tanıyan teoriler de dahil olmak üzere işçi sınıfına yabancı ya da işçi sınıfını ihmal eden sol görüşler önemli bir darbe yedi. İşçi sınıfını merkezine almayan her hangi bir sosyalist düşüncenin en azından gerici olacağı yönünde net bir işaret verdi. Devrimci hareketi yalnızca aydınlardan ve öğrencilerden ibaret gören bütün görüşler tamamen yok olmasa da ağır yara aldılar. Özellikle 15-16 Haziran olaylarından sonra hükümeti işçi hareketini önleyemediği için eleştiren ve bu hareketin Demirel Hükümetinin uyguladığı yöntemlerle değil de sıkıyönetimle çözüleceğini ileri süren Devrim Dergisi’nin darbeci yüzü apaçık ortaya çıktı. Bunun yanında her siyasi analize “Başta işçi sınıfımız olmak üzere” diye başlama adeti 15-16 Haziran ile birlikte geldi.

Buna benzer bir etkiyi yakın zamanda TEKEL işçileri yaratmıştır. 40 yıla yakın bir zaman sonra TEKEL işçileri devrimci siyaset alanında işçi sınıfının merkezi yerinin anlaşılması için bir kez daha örnek olmuşlardır.

Şimdi Türkiye siyaseti Blok ile birlikte yeni bir döneme giriyor. Blok yalnızca Kürt özgürlük hareketinin değil aynı zamanda başta işçi sınıfımız olmak üzere bütün ezilen ve sömürülen kitlelerin ortak sözcüsüdür. Ve yürüteceği çalışmalarda işçi sınıfının devrimci muhalif gelenekleriyle güncel taleplerini birleştiren bir hattı kurmaya yardımcı olabilir. Ve bu Kürt özgürlük hareketini de haklı mücadelesinde daha da güçlendiren bir etki yaratır.

Sonuç olarak işçi ve emekçi kitleleriyle ezilen diğer halk kitlelerinin ortak talepler tarafında birleştirilerek seferber edilmesi amacı işçi sınıfının merkezi ve önder bir rol üstlenmesiyle başarıya ulaşacaktır. 15-16 Haziran 1970 işçi eyleminin bize bıraktığı en önemli ders budur.

(*)Evrensel Kültür Dergisi Genel Yayın Yönetmeni

www.evrensel.net