İşçi Zehra Kosova’ya mektup

İşçi Zehra Kosova’ya mektup

Merhaba Zehra Kosova, Dünya Emekçi Kadınlar Günün şimdiden kutlu olsun. 1935’te yine böyle bir 8 Mart’ta evlenmiştin Moskova’da.

Sennur SEZER

Merhaba Zehra Kosova,
Dünya Emekçi Kadınlar Günün şimdiden kutlu olsun. 1935’te yine böyle bir 8 Mart’ta  evlenmiştin Moskova’da.
Seninle yaşarken tanışmayı göze alamadım.  Oysa Zihni Anadol’un arkadaşıydın, Zihni ağabeyden istemek yeterdi. Ama beni paylar, “Gençsin daha, işçiler için yapacak işin, yazacak yazın yok mu da sohbete geliyorsun” dersin gibi geldi. Böyle bir azarlanmaya da hak verdim. Sen işçi sınıfı için kurulmuş bir partiye “bir insanın bir insana aşık olması gibi” çıkarsız, hesapsız tutulmuştun. Genç bir kızdın. Belki de ilk aşkındı partin. Sınıfının kurtuluşunu sosyalizmde görüyordun. Moskova’daki Doğu Halkları Emekçi Üniversitesindeki (KUTV) iki yıllık  eğitimin bitince oyalanmadan, eğitimini geliştirmek gibi bahaneler aramadan, partide görev almadan acele yurda dönüşünde öğrendiklerini, inandıklarını yurdunda uygulamak içindi. Ardında bıraktığın kızını güvenilir bir “ana”ya, sınıfına emanet etmiştin. Türkiye’deki kreşi, bakımı eksik işçi çocukları, Sovyetlerdeki çocuğundan daha önemliydi senin için.
Böyle davranmak hiç kolay değil, biliyorum. Bir kadının böyle davranabilmesi için yalnız partisine değil, sınıfına da aşık olması gerekir.
Sözlerin hep aklımda özellikle “Çolak Hamdi” diye andığın işkenceci polis müdürüne söylediklerin. Hani önüne fotoğrafları yığıp, kimleri tanıdığını, kimin hangi siyasi inançta olduğunu sorduğunda verdiğin yanıt: “Ben yalnız bu fotoğraftakileri değil, otuz beş bin tütün işçisini ellerimin parmakları gibi tanıyorum”.  Bu cümleyi tamamlayan söz “Çünkü ben işçiyim”dir. Anıların kitaplaştığında başlığı “Ben İşçiyim” değil miydi?
İşçi işçinin yaşam koşullarını, kaygılarını, özlemlerini tanımasın, olur mu? Senin özlemini hepimiz biliyoruz:
“Hayatım boyunca bir gün denizin durulacağını, fırtınanın dineceğini, benim gibi milyonlarca insanın sakin ve rahat hayata ulaşacağını düşündüm. İnsanların ezilmeyeceği, sömürülmeyeceği bir dünyanın özlemiyle yaşadım.”
Aydınlık bir gelecek özlemi yüzünün çizgilerine öylesine yerleşmiş ki, 2010 yılının 8 Mart’ında AKP yaptığı kadın afişlerinde senin fotoğrafını da kullandı. Belki de gözlerin şunları söyledi afişi düzenleyene :
“Ben işçiyim, elimin emeğiyle bu ana kadar çalıştım, mücadele ettim ve yaşayabildim. Sosyalizm için kavga verdiğim, aç kaldığım, susuz kaldığım, işkence gördüğüm yıllar benim için en değerli yıllardı. O beni boğmak için üstüme gelen dalgalarla boğuşmak, onları alt etmek, geleceğe, sömürünün olmadığı bir dünyaya inanmak beni ayakta tutan tek nedendi belki de...
Bugün de işkence görenler var, bugün de inançları uğruna her şeyi göze alanlar var, bu sadece Türkiye’de değil, birçok ülkede öyle. Daha henüz bir şey bitmedi, söylenecek son söz de söylenmedi. Belki ben ve benim gibi hayatının son basamaklarına dayanmış kişiler için noktayı koymak gerekir ama insanlığın tarihinde, işçi sınıfının mücadelesinde her zaman için yeni sayfalar açılacak ve buralara bizim gibi binlerce insanın hikayesi yazılacaktır.”
Özlemin özlemimizdir Zehra Kosova. Sen tütündeki işçi yoğunluğu azaldığında iş kolunu değiştirip tekstilde çalışmayı, o dalda örgütlenmeyi sürdüren bir öncüsün.
8 Mart’ın kutlu olsun. Seni ve bütün işçi kız kardeşlerimi, (hele direnişte ve grev çadırlarındakileri) kucaklıyor, işlerin yıkanmakla silinmez kokusunu taşıyan ellerini sevgiyle, şefkatle, saygıyla öpüyorum.

www.evrensel.net