01 Mart 2014 11:00

Yoksulluk eken isyan biçer

Bu hafta Avrupa’nın gündemlerine dair seçtiğimiz makalelerde üç değişik konuyu işliyoruz. İngiltere’den Simon Tisdall, Türkiye, Ukrayna ve Tayland’da, yaşanan isyanlar arasındaki benzerliği kaleme alıyor. Almanya’dan seçtiğimiz makale ise, ülkede grev hakkının yasaklanmasını konu alıyor. Fransa’dan seçtiğimiz yazı ise Fransa’nın Afrika kıtasına yönelik emperyalist girişimlerini konu ediyor.

Paylaş

Bu hafta Avrupa’nın gündemlerine dair seçtiğimiz makaleler üç değişik konuyu işliyor. İngiltere’den Simon Tisdall, 2014 yılında gündeme gelen isyanlar arasındaki benzerliği kaleme alıyor. Türkiye, Ukrayna ve Tayland’da, yaşanan isyanları tetikleyen ortak nedenler olarak; devlet kurumlarının başarısız ya da işlemezliği, yanlış politik kararlar, kötüleşen ekonomik performans, sosyal uyumda başarısızlık, genç kuşakların yabancılaşması, etnik ve milliyetçi gerilimler ve demokratik süreçlere inanç yitimi olarak açıklıyor. Almanya’dan seçtiğimiz makale ise, insan hakları konusunda toz kondurmayan bu ülkede grev hakkının yasaklanmasını konu alıyor. Birkaç yıldan beri sendikalar arasında ve haliyle mahkemeler önünde de okullardaki devlet görevlileri için grev hakkı konusu tartışılıyordu. Greve katılan Alman memurlar, Strasburg’taki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye’deki bir davayla ilgili bir kararını göstererek memurlar için genel olarak grev yapma yasağının kabul edilemez olduğunu belirtiyorlardı. Zira Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi böyle bir yasağın doğru olmadığını belirtmiş ve grev hakkındaki sınırlanmaların yalnızca “Ordunun, polisin ve devlet idaresinin mensupları için” söz konusu olabileceğini beyan etmiş ve genel bir grev hakkı yasağının insan haklarına aykırı olduğunu kararlaştırmıştı. Ama Alman yetkililer memur statüsünde olan öğretmenlerin, ki bunlar tüm öğretmenlerin hemen hemen dörtte üçünü oluşturuyor, grev yapmaları yasaklanmıştı. Süreç içerisinde bu konuda bölgesel mahkemelerin çeşitli ve farklılık arz eden kararları oldu ama geçtiğimiz perşembe günü Leipzig’teki Federal İdari Mahkemesi memur olan öğretmenler grev yapamaz diye bir karar vererek tartışmayı tekrar alevlendirdiler. Hakimler, uyarı grevlerine katılan bir kadın öğretmene verilen disiplin cezalarını da onayladılar. Fransa’dan seçtiğimiz yazı ise Fransa’nın Afrika kıtasına yönelik emperyalist girişimlerini konu ediyor. Bir kaç yıldır, Fransa özellikle söz konusu kıtada etki alanını güçlendirmek ve büyütmek için bayağı aktifleşti. Bir yandan askeri müdahale ve sürekli bulunan asker sayısını artırırken, diğer taraftan değişik ülkelere yönelik devlet ziyaretlerini artırmaya başladı. Makale eski İngiltere sömürgesi Nijerya’ya yapılan bir devlet ziyaretinin perde arkasına dair önemli ip uçları veriyor.


İSYANA GİDEN YOL: UKRAYNA, TÜRKİYE VE TAYLAND'IN ORTAK YANI NE?

Simon TİSDALL
The Guardian


Güneydoğu Asya’dan Avrupa’ya ve Latin Amerika’ya kadar gözlenen sokak isyanları dalgasından çıkarılacak bir ders varsa o da her devrimin farklı olduğudur.
Aynı zamanda modern ve birbiriyle bağlantılı dünyada halk ayaklanmaları birbirini besler ve genellikle benzerlik gösterir. Türkiye, Ukrayna, Tayland, Venezuela ve Bosna-Hersek... Bu ülkelerin tümü orta gelirli demokrasileri oluşturuyor ve seçilmiş liderleri kötü yönetim, yolsuzluk ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle halkın öfkesini topluyor. Bu günlerde kitlelerden korkması gerekenler yalnızca diktatörler değil.
Şiddet içeren devrimci değişimin uluslar üstü, hatta öz olarak evrensel ve çıkış noktası ve talepleri bakımından bir örnek olduğu inancı çekici olduğu kadar tarihsel olarak saçmadır da. [...]
Bu yanıltıcı formüle uyularak, 2010’da Tunus’ta başlayan ve Arap dünyasını saran ayaklanmalar başlangıçta iyimser Arap baharı etiketiyle bir potada toplandı. Bu terim bugünlerde fazla işitilmiyor. Arapların sözde birleşik özgürlük ve demokrasi mücadelesi, ki Batıda böyle yorumlanmak isteniyordu, farklı türden çatışmalara dönüştü: Mısır’da şiddet içeren darbe ve karşı darbe, Libya’da ulusal parçalanma, Bahreyn’de sert baskılar ve Suriye’de felaketle sonuçlanan iç savaşta olduğu gibi.
İsyandaki demokrasilerde farklılıklar da aynı şekilde öğretici. Ukrayna’daki ayaklanma giderek etnik bir biçim alıyor: Ulusalcı batı ile etnik olarak Rus kökenli doğu. Tayland’daki temel hoşnutsuzluk eski moda sınıf savaşı ekseninde, göreceli olarak iyi durumdaki kentliler ile sübvanse edilen köylü kitleler arasında cereyan ediyor. Türkiye’de ise protestocuların öfkesi esas olarak Başbakan Erdoğan’a yönelmiş durumda.
Erdoğan, Ukrayna’nın Yanukoviç’inden geri kalmıyor. Ama kendisi de özgürlükleri kısıtlamakla suçlanan Venezuela’nın Maduro’sunun Avrasyalı versiyonuna daha fazla benziyor. Tayland’da olduğu gibi Maduro’nun da ateşli muhalifleri, önceli Chavez’in başlattığı ‘Bolivarcı sosyalist devrim’e küfreden orta sınıflardan geliyor.
Bu ülkelerin ortak paydalarından biri de zenginlik sıralamasındaki yerleri. IMF’nin 2012 listesine göre, kişi başına düşen milli geliri 14 bin 812 dolar olan Türkiye listede 68. sırada yer alırken, Venezuela 73, Tayland 92, Ukrayna ise 106. sıradaydı. Bu ülkeler zengin olmamakla beraber, (sınıf atlama anlamında) yukarı doğru akışkanlığa sahip devrimciler olarak tanımlanabilecek gruplar, daha önceki kuşakların sahip olmadığı şekilde protesto lüksüne sahip.
Kötü yönetilen bir ekonomi, yolsuzluğa bulanmış özelleştirmeler, gençler arasındaki yüksek işsizlik oranı, iktidardaki elitler arasında rüşvet ve kayırmacılık da Bosna’da ani patlayan şiddetli protestoların nedenleriydi. Burada Türkiye’deki durumla bir örtüşme söz konusuydu ve Tayland’da olduğu gibi Bosna’da da halk, savaş sonrası karmaşık siyasi siteme güvenini yitirmişti. Fakat yakın tarihine rağmen Bosna’daki mevcut hoşnutsuzluklar etnik değil, ekonomik nedenlere dayanıyordu.
Başarısız, gelişmemiş veya varlık göstermeyen kurumlar, yanlış yönetim, kötüleşen ekonomik performans, sosyal uyumda başarısızlık, genç kuşakların yabancılaşması, etnik ve milliyetçi gerilimler ve demokratik süreçlere inanç yitimi... Bütün bunlar 2014’teki ayaklanmaları tetikleyen ortak nedenlerdir.
Hiçbir ülke ya da devrim tipik değildir; fakat bu kritere göre bir sonraki huzursuzluğun nerede çıkabileceğini tahmin etmek zor değil. Arjantin baş adaylardan biri. Cumhurbaşkanı Kirchner’in solcu, bölücü liderliği, giderek antidemokratik hale gelen tavırları, hükümetinin bulaştığı yolsuzluk skandalları ve dikkatleri başka yöne çekmek için İngiltere ile Falkland üzerinden dalaşma çabaları başlıca göstergeler. Başka yerlerdeki tecrübeler gösteriyor ki milliyetçi bir demagogun gözetiminde, düşüşe geçen bir ekonomi isyana giden yolu açıyor.  
(Çev.: Aynur Toraman)


‘ÖĞRETMENLER BURADA GREVE YER YOK’

Wolfgang JANİSCH
Süddeutsche Zeitung


Sendikaların, emek mücadelesini gelecekte okul sınıflarına taşıma umudu en azından şimdilik yıkıldı: Memur olan öğretmenler grev yapamazlar. Bununla birlikte, Federal İdari Mahkemenin açıklamasına göre, bu karar, bu konuda söylenmiş son söz de değil. Şimdi yasa koyucu, memurların grev hakkıyla ilgili -pek çok kez İnsan Hakları Mahkemesince gerekli görülmüş- gevşetmelerin, sonuçta Alman öğretmenleri için de geçerli olması gerekip gerekmediğini irdelemeli.
Bu sorunu parlamentolara havale etmek akıllı bir karar. Memura grev hakkı konusu, bir mahkemenin kendisinin girişmemesi gereken temelli bir değişikliktir. Kaldı ki bu konuda, siyah ve beyazın ötesinde çözümler olasıdır: Söz gelimi, meslek örgütlerinin memur maaşlarının belirlenmesinde daha güçlü bir katılımını sağlamak, grev hakkı olmaksızın da belki. Bu konuda kararı, seçilmiş halk vekilleri versin.
Karardan sonra kuşkulu olan diğer bir husus da, öğretmenlerin bu işten ne kazanabilecekleridir. Mahkemenin işaret ettiğine bakılacak olursa, grev hakkı, bedelsiz elde edilemez. Tersine, bu hak, maaş ödemesinde kısıtlamalar ile satın alınması gerekecek. Aba altında bir sopaya benziyor bu ama, son tahlilde tutarlıdır da. Zira öğretmenler memur olmak zorunda değiller. Fakat olmuşlarsa eğer, o durumda her iki dünyanın da en iyi şeylerini onlara tanımanın bir gereği yok; yani, hem sözleşmelinin grev hakkını ve hem de memurluğun tüm imtiyazlarını. 
(Çev.: Gazi Ateş)


HOLLANDE’IN NİJERYA GEZİSİ: KAVGANIZ BİZİM DE KAVGAMIZDIR

Jean-Baptiste Bonaventure
Les Echos


Nijerya’nın ulusal birleşiminin yüzüncü yıl dönümü kutlamaları vesilesi ile, ülkenin başkenti Abuja’da bulunan François Hollande, esas olarak ekonomik ve askeri iş birliği sorunlarını konuşmaya geldi. Kutlamalara eş olarak, “Afrika’da güvenlik ve kalkınma” başlıklı bir uluslararası konferans gerçekleşecek. Bir çok Afrika’lı devlet başkanı hazır bulunacak, ama Batı’dan katılan tek devlet Fransa olacak. […] François Hollande’ın, Afrika’da güvenlik sorunları ve Fransa’nın katkıları üzerine bir konferans düzenlemesi bekleniliyor.

BOKO HARAM’IN SALDIRILARI

Nijerya’da güvenlik sorunu ülkenin en önemli sorunlardan birisidir, zira Boko Haram adlı grubun saldırıları ülkeyi sürekli kana boğuyor. Radikal İslamcı bir grup olarak nitelendirilen Bako Haram, Afganistan Taliban’larına bağlılığını ilan ediyor ama bir çok uzman onun Vahabizm’den uzaklaştıran büyücülük geleneğinden geldiğini belirtiyor. Boko Haram’ın en büyük niteliği ise çok aktif olmasıdır, ve ülkenin kuzeyinde en azından haftada bir, bazen de günlük, saldırılar düzenliyor olmasıdır. Geçen hafta, grubun üyesi olduğu tahmin edilen kişiler Yobe bölgesinde bir liseye yaptıkları saldırıda 43 kişinin ölümüne neden olmuşlardı. […] Boko Haram’in üyeleri çoğu zaman çocuk ya da eğitim yerlerini hedef alıyorlar. İsimleri zaten “Batı eğitimi günahtır” anlamına geliyor. Toplantıda terörist grubu kastederek, François Hollande “kavganız bizim de kavgamızdır” diye ilan etti. Bu mücadelede Fransa’nın Nijerya’ya her türlü askeri yardımı etmeye hazır olduğunu ilan etti. […]
François Hollande’ın davet edildiği konferansın iki merkezi konusu var : Güvenlik ve Ekonomi. Askeri iş birliğin yanı sıra, bu ziyaretin ticari kazanımlarının da olması bekleniliyor. Eski İngiltere sömürgesi olan Nijerya, Fransa’nın geleneksel ortaklık yaptığı ülkeler arasında değil. Bu nedenden dolayı François Hollande’a, Dışişleri Bakanının yanı sıra, 50 civarında büyük Fransız şirket yöneticisi de eşlik ediyor. Bunlar arasında Total, Alstom, Bouygues, Lafarge, Sanofi ya da Thales bulunuyor. Afrika’nın ikinci en büyük ekonomisi ve kıtanın birinci petrol üreticisi Nijerya pazarı büyük ekonomik potansiyel taşıyor, ama ülke çok ciddi alt yapı yokluğu sıkıntısı çekiliyor. Fransa örneğin Abuja bölgesine elektrik taşıma sözleşmesi imzalayabilir.
Nijerya gezisi bitişinde, François Hollanda Merkez Afrika’ya bir ziyarette bulunacak. Başkan Catherine Samba-Panza ile görüştükten sonra misyonları uzatılan ve artırılan Sangaris operasyonu askerlerine seslenecek ve yaşanan zorluklara karşı moral vermesi bekleniliyor.

(Çev: Deniz Uztopal)

ÖNCEKİ HABER

Sultangazi Belediyesinin modern köleleri

SONRAKİ HABER

Cannes Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa