Şenlikçi’nin peşinde

Şenlikçi’nin peşinde

Bugünün masalını yazan kaç kişi var. Aşk ve inanç ile. Edebiyat dünyasının ilk olarak Sensizankaradadenizdüşleri isimli şiir kitabı ile tanıdığı Ayşegül Çelik ardından gelen öykü kitapları ile kendi okur kitlesini kısa sürede topladı ve her kitabının ardından onları merakla bekletir oldu. Muhsin Ertuğrul’u anlatan kitabını okurken dahi dilindeki masalsı tadı aldığımız yazarımıza aklımıza takılanları sorduk.

Bahar Çelik OMUR
İstanbul


Bugünün masalını yazan kaç kişi var. Aşk ve inanç ile. Edebiyat dünyasının ilk olarak Sensizankaradadenizdüşleri isimli şiir kitabı ile tanıdığı Ayşegül Çelik ardından gelen öykü kitapları ile kendi okur kitlesini kısa sürede topladı  ve  her kitabının ardından onları merakla bekletir oldu. Muhsin Ertuğrul’u anlatan kitabını okurken dahi dilindeki masalsı tadı aldığımız yazarımıza aklımıza takılanları sorduk.

Öykülerinizi yazarken de şiiri bırakmıyorsunuz. Kimi zaman girizgahı onunla yapıyorsunuz. Korku ve Arkadaşı’nda birbiri ile bağlantılı şiirler  ve öyküler var. Kurguyu başından itibaren mi böyle yapıyorsunuz?

Kurgu, hep kendini kuran bir şey oldu benim için. Mühendislik sonra başlıyor, önce yazı. Yazdığım şeyin sonuna gelene kadar hikayenin, şiirin işine karışmıyorum. Başladığım yerden çok uzağa gitmek ya da olduğum yerde dönüp durmak umurumda değil, eksik kelimeler varsa yenilerini icat etmekte sakınca görmüyorum. Kurgunun kamburu, kelimenin yenisi beni rahatsız etmiyor. Bu hikayeler, ancak bu kurguyla, bu kelimelerle anlatabildiğim için böyle yazıldılar.
Şiir meselesine gelince o biraz karışık işte. Korku ve Arkadaşı’ndaki şiirler, gerçekten çok eski, ta 20’li yaşlarımın şiirleri.  Aziz Nesin, bizim toplumumuzun yüzde 105’i şair demiş. Ben de şiir yazarak başladım ama o zamanlar zannediyordum ki, şiir hep böyle gelecek, birikecek. Hiç de öyle olmadı, 28 yaşımda yayımlanan bir şiir kitabım var ama eğer 2. si olacaksa ancak 60’lı yaşlarımda olur. Çünkü şair değilim ben, çünkü şiir kolayına birikmiyor, ben şiir görmüyorum galiba..

HERKESİN ŞENLİKÇİSİ KENDİNE

Korku ve Arkadaşı’ndaki şenlikçi kim desem?
Ona karışamam, herkesin Şenlikçi’si kendinedir. Onca yıl yaşayıp kendi şenlikçisini bulamayan, izine bile rastlamayan çok insan var. Ben herkesin erken yaşlarında şenlikçisiyle karşılaşmasını dilerim.

GERÇEKLİK YENİDEN KURULABİLİR

Kadim masallar sizin vazgeçilmeziniz. Öyküleriniz günümüzü anlatıyor olsa dahi masal ülkelerinde geçiyor. o sürreal ve büyülü gerçeklikten vazgeçmiyorsunuz. ben bunu başka bir dünya muhakkak mümkün diye algılıyorum. Ya sizin anlatmak istediğiniz?
Haklısınız, her şeyin farklı olabileceğinden eminim; kesinlikle çaresiz görmüyorum insanlığı ama yetersiz görüyorum. İnsanın büyüklüğü diye bir kavram var; suni, plastik, üretilmiş bir kavram. İnsanın dünyada yarattığı vahşeti legal hale getirmeye yarıyor. ‘İnsan dünyanın efendisidir’ deyince akan sular duruyor, önümüze gelene hunharca saldırıyoruz. Hayvanların soyu tükeniyor, ağaçlar devriliyor, denizler ölü su tabakalarına dönüşüyor... Saldırılardan insanın kendi türü de payına düşeni alıyor tabii, dünyanın her yerinden insanın insana ettiği zulmün sesi geliyor. Ben, insana yapılan zulmü, diğer canlılara yapılandan üstün tutamıyorum. Zulüm zulümdür. Ha çocuk gelin ha bardağı 150 dolara satılan kaplan kanı. Ha donarak ölen evsizler ha dişleri sökmek için öldürülen filler. Acımasızlıkta birbirlerinden farkları var mı?
O kadar üstünüz ki, dünyayı başka canlılarla paylaşıyor olduğumuza bir türlü gönül indiremiyoruz. Canlılar aleminde türümüze ait mütevazı yerimize oturmak ağırımıza gidiyor. Madem kuvvetliyim neden canımın istediğini yapmayayım ki, gibi bozuk bir denklem var ortada. Ama dünyanın gerçekliği sindirmiyor bunu, kusuyor. Bugün dünyayı bu hale getiren insan, istese denklemi tersine çevirebilir. Gerçekliğin yeniden kurulabileceğine yürekten inanıyorum. Söylemeden ölmek istemeyeceğim bir söz varsa tam da budur; ‘Başka bir dünya mümkün’.

MASALCILAR YENİDEN KURUYORLAR DÜNYAYI

Yeni masallar anlatan Ayşegül Çelik hangi masallardan besleniyor?
Beni yazıp çizmeye, bir şeyler yapmaya iten bir şey varsa, çarpışmalardır. Yüksek dağlardan çok etkileniyorum mesela. Tek tük kalmış büyük ağaçlarla yüz yüze gelmek soluğumu kesiyor. Böyle anlarda adeta ellerimin kaşındığını hissediyorum, hemen birkaç not almak istiyorum.
Bir de heykeller çok etkileyicidir benim için, müze gezeyim diye kendimi paralarım. Hayatımın en kuvvetli çarpışmalarını Antalya’da, Roma’da gördüğüm heykellerle ve gece bile arkasından ışık sızan bir dağın soluk kesici manzarasıyla yaşadım.
Bir diğer çarpışmayı da müzik yaratıyor bende. Richard Cocciante’nin Notre Dame’ı, Galt MacDermot’nun Hair’ı... Ya da Fredy Mercury, Nina Simon, Amy, Armstrong, Yves Montand, Brell, Yann Tiersen...
Masalı, mitolojiyi seviyorum ama beni asıl çarpan masalın kendisi değil, gerçekle gerçek dışının birbirine değdiği o eşiktir, o sınır... Bilge Karasu’nun, Murathan Mungan’ın camdan adımlarla yürüdüğü hat.. Herta Müller’den, Salman Rüşdi’den, Borges’ten, Turgut Uyar’dan, Melih Cevdet’ten de aynı tadı alıyorum, onlar şahane masalcılar. Her sayfada yeniden kuruyorlar dünyayı.

www.evrensel.net