SİZİN HİÇ ...

SİZİN HİÇ ...

"canım oğlum Güzel yavrum    Gözümün ışıltısıÖlümdenÖlmekten     Değil korkumuzDalda yaprak    Açar bir gün    Güler birgün     Solar birgün            

SERPİL ÇELENK GÜVENÇ

 Güzel yavrum
    Gözümün ışıltısı
Ölümden
Ölmekten
     Değil korkumuz
Dalda yaprak
    Açar bir gün
    Güler birgün
     Solar birgün
              Savrulur
Karışır toprağa toz olur gider"
(Hasan Hüseyin Korkmazgil)

Babanın kaybı zormuş... Düşündüğümden de daha zor.. Her yerde, her konuşmada, her eylemde O'nu bulmak, içten içe anımsamak, gözünün bakışını, gülümseyişini, sitemini, sevgisini...

Dün (4 Haziran) TEKEL işçilerinin mahkemesi vardı Ankara Adliye Sarayında. Geçen yıl kararlı eylemleriyle Türkiye'yi inleten, o soğuk kış günlerinde Sakarya Caddesi ve çevresini kendilerine mesken edinerek yılmadan direnişlerini sürdüren ve Zonguldak, SEKA gibi efsanevi başkaldırılardan birisini daha Türkiye tarihine kaydeden kadınlı erkekli o büyük direnişçilerin mahkemesi vardı...

Babamı anımsadım. Yatıyordu. Kalça kırığı ameliyatından sonra ayakta durmakta bile zorlanıyordu. TEKEL direnişine gidememişti ama o kadar sevinmiş ve heyecanlanmıştı ki... "Kızım, tüm paltolarımı, kazaklarımı al götür o arkadaşlara.. Annenin de hanım arkadaşlara uyan elbiseleri varsa onları da götür" dediğinde,  Kaya ve ben bu toptan eşya transferine "Baba, tamam ama sen yataktan kalktığında ne giyeceksin? Hepsini götüremeyiz"  diye karşı çıkmıştık. Uzun bir pazarlık (!) sonunda üç palto ve bazı giysiler üzerinde anlaşma sağlandı. İşçi arkadaşlar paltoları teslim aldıklarında çok sevindiler ama Halit Çelenk'in ismini vermek de istemediler. "Paltoların parçası kalmaz abla isim verirsek" dediklerini de anımsıyorum.

Dün adliye kapısında bir ağacın gölgesinde TEKEL işçileri ve dostlarının mahkeme kapısında, kulaklarımda babamın sesi...

"...ayrılık yaklaşıyor her gün biraz daha/güzelim dünya elveda/ ve merhaba/kainat" diyen büyük şair Nâzım gibi, aynı kavrayış çerçevesinde beni ölümüne alıştırdığını da anımsıyorum. "Ölümden korkmuyorum çünkü herkes gibi ben de bir gün öleceğim ve doğadan geldiğim gibi yine doğaya döneceğim. Bunun için sakın üzülme, ben korkmuyorum" demişti.
Yine,  "Eğer bu doğal olay vaki olursa, Enternasyonal'le gömülmek isterim" dediğini anımsadım öldüğü gün. Kardeşime de Denizlerin yanına ya da yakınına gömülmek istediğini iletmiş. 1953'de yazdığı "Vasiyet" adlı şiirinde, kurtuluştan önce ölecek olursa - ki öyle oldu-  Anadolu'da bir köy mezarlığına gömülmek isteyen Nâzım'ı ve nice yitik yoldaşları düşündüm bir an için.. "Kurtuluş" için, insanlığın özgürleşeceği, kendine yakışır bir biçimde yaşayacağı o büyük gün için, göremeyeceğini bile bile bu kadar emek vermek  ancak büyük bir inançla, insana ve onun iradesine olan inançla mümkün gibi görünüyor...

Tek başımıza Halit Çelenk'in dileklerini gerçekleştirebilir miydik? O'na bu kadar yakışan bir vedayı becerebilmemiz mümkün müydü?  Her iki soruya da olumlu yanıt verememiştim babamı yitirdiğimizde... Ama o gün "..dost omuzbaşlarını" omuzlarımızın yanında duyduk.

Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku Milletvekili, Eski EMEP Genel Başkanı Sevgili Levent Tüzel  Diyarbakır'dan seçim çalışmalarına ara vererek evimize geldi. Acımızı paylaştı. EMEP Genel Başkanı Sevgili Selma Gürkan bizi hiç yalnız bırakmadı. Halit Çelenk'e yakışır bir törenin baş mimarlarındandı. Enternasyonal Karşıyaka Gömütlüğünü inletirken omuz omuzaydık. Babamın hastalığından başlayarak son röportajını gerçekleştiren, ölümünden önceki günlerde sıkıntılarımı, acılarımı paylaşan daha doğru bir deyişle yüklenen Evrensel Gazetesi Ankara Temsilcisi ve Hayat TV programcısı, dostluğu ile kıvanç duyduğum sevgili Sultan Özer'in o alçakgönüllü ama sımsıkı yakınlığı, o candan dostluğu, yoldaşlığı.. Babamı üç gün boyunca neredeyse tüm sayfalarını ayırmak suretiyle yolcu eden Evrensel gazetesinin sayfalarında, duygularla düşüncelerin harmanlandığı o sayfalarda Sultan'ın kalemi ve emeği unutulur gibi değil..  Hayat TV Genel Yayın Yönetmeni Aydın Çubukçu ve EMEP GYK Üyesi Sevgili Mustafa Yalçıner, babamın müvekkilleri ve yoldaşları, son yolculuğunda, O'nu,  yoldaşın yoldaşa sunabileceği en güzel seslenişlerle uğurladılar.
Acıların yoldaşlarla paylaşıldıkça azaldığını bu kayıpla kavradım. Sadece o kadar mı?  Sosyalizmin değerlerinin, dostluğun, vefanın, beklentisiz omuzdaşlığın, yoldaşlığın böyle sıkıntılı dönemlerde ortaya çıktığını da yaşadım.
Kendimi çok mutlu hissediyorum.. Babamı kaybettim ama bu birliktelik sırtımı dayayacağım koca bir dağ gibi...
İyi ki varsınız!

Özgürlüğün "ekmeğimizdeki tuz/kitabımızdaki söz" ve "ocağımızdaki ateş" olacağı o güzel günleri  hep birlikte görmek ise en büyük arzum...

www.evrensel.net