24 Şubat 2014 11:00

Ekmek meselesi Internet meselesi

Cumartesi gecesi, saat 18.30. İnternet sansürüne karşı buluşmaya yarım saat var. Eylem saatini bekleyenler dolaşıyor. Dolaşmayıp bir kenarda kümelenenlerin sivil polis olduğunun herkes farkında. Öfkesi saate ayarlanamayacak kadar genç olanlar slogan atmaya başlamış bile.

Paylaş

Elif GÖRGÜ
İstanbul

Cumartesi gecesi, saat 18.30.

İnternet sansürüne karşı buluşmaya yarım saat var. Eylem saatini bekleyenler dolaşıyor. Dolaşmayıp bir kenarda kümelenenlerin sivil polis olduğunun herkes farkında. Öfkesi saate ayarlanamayacak kadar genç olanlar slogan atmaya başlamış bile.

Beşiktaş, Fenerbahçe, Trabzonspor, Galatasaray atkılarıyla grup halinde dolaşan gençler “Hırsız Tayyip Erdoğan” diye bir uçtan bir uca yürüyorlar, belli ki eylemi onların bu saat bilmezliği başlatacak.

Üzerinde “güvenceli iş” yazılı önlüğü var Barış’ın, hiç de güvence vermeyen bir TOMA ve bir grup polisin tam önünde, Dev-Turizm-İş sendikası standında imza topluyor. “TOMA kendisi geldi, ben saat 3’ten beri buradayım” diyor gülerek.  

DİSK’e bağlı sendika yeni kurulmuş. Üye kampanyası için stand açılmış. “Turizm iş kolunda çok sorunlar var. Geçici işçilik var, çoğunun sendikası yok. 2.5 yıldır bu sektörde çalışıyorum. Milyonlarca turizm işçisi var ve tamamıyla sigortasız” diye anlatıyor Barış.

“Birazdan eylem başlayacak” deyince, “Evet eylem var biliyorum. Her şey yasak sadece İnternet’te değil sansür. Ben de 7’de yerimi alacağım” diyor.

TARAFTARLAR VE  BAYRAKLAR

Barış, standı toplamaya başlarken meydanda insan kalabalığı birikiyor. Politik bayraklar çıkınca “Bu daha başlangıç mücadeleye devam” ve “Her yer Taksim her yer direniş” sloganları ekleniyor seslere.   

Derbiyi izlemek yerine eyleme gelen, Beşiktaş ve Galatasaray atkılı, liseli gençler, “Maçımız var ama kardeşlik için buradayız, özgürlüğümüz için buradayız” diyorlar.
Özgürlükten kastettiğinin ne olduğu sorulunca Enes bir düşünüyor, “Aslında gündemden haberimiz yok. Bunları medya vermediği için biz söyleyemiyoruz şu anda” diyor.
Kurumsal medya yoksa sosyal medya var. Arkadaşı Deniz, büyük ihtimalle sosyal medyadan izlediği, zengin ailesi tekne alınca ağlayan çocuğu hatırlatıyor, “Ailemiz yüz bin euroluk tekne alamadığı için buradayız kısaca” diyerek Enes’in yardımına yetişiyor.

Bir başkası “Anlayamazsın abla” deyince gülüşüyorlar.

Gezi’den önce eylem nedir bilmemişler, Gezi’ye de “insanlar nasıl ayaklanıyor bir görelim” diye gitmişler. Gülüşmeler polisin saldırıya geçmesi ile yarım kalıyor, Enes’in medyadan öğrenmeye ihtiyacı kalmıyor, “İşte bunlar yüzünden buradayız” diye bağırarak koşmaya başlıyor.

AMERİKA VURSA DA KOMPLE KURTULSAK!

“Oradakiler insan!” diye polise bağırıyor bir kadın, dönüp bakmıyorlar. Gözaltılar başlıyor. Sonrası tanıdık. TOMA’lar çıkıyor, ara sokaklara gaz bombaları atılıyor, kısa sürede çok sayıda insan gözaltına alınıyor. Mis Sokak’ta gençler hava fişeklerle yanıt veriyor.

Göz gözü görmez olmuşken genç bir ses “Amerika vursa komple ölsek bundan daha iyi” diye haykırıyor. Kimi gençler saldırı büyürse hangi dükkana sığınılabilir diye tartışıyor, “Saray olmaz, Saray almıyor” diyor bir genç kadın.

BİR GRUBA AİT DEĞİLİM AMA APTAL DA DEĞİLİM

Polis gören slogan beklemiyor elbette, “hırsızlar, katiller” haykırışları İstiklal boyunca hiç kesilmiyor. Oğluyla bir duvara sırtlarını yaslayarak saldırıdan korunan Meral, “Ben anneyim, 3 çocuk annesi bir insanım. Ne bir gruba ne başka bir şeye bağlı değilim ama aptal değilim” diyor.  

-Başbakan’ın istediği gibi 3 çocuk yapmışsınız.

-Evet ama çocuklarımız kendisinin istediği gibi olmuyor, hırsız olamıyor!

Arada ses bombası sesi geliyor ama durmuyor Meral: “Yargıyla oynamasaydı, dürüstçe çıksaydı, bunları yapmasaydı. Dinin arkasına sığınmasın artık. Hiçbir zaman inanmadım kendisine. Bunlara rağmen hala kendisine inanan olmasına da çok hayret ediyorum”

-Neden inanıyor insanlar o zaman?

-Televizyonlarda sunulan, eğitimde sunulan hiçbir şey çocuklarımızın gerçekten düşünmesini sağlamadığı için biz bu durumdayız bugün. Bu yeni değil, çok uzun yıllardır bu şekilde. Ama bizim gibi insanlar çoğaldığı sürece böyle gitmez. Kör olanların görmesini istiyorum artık.

KORSAN SLOGAN TUTMUYOR

Tarifimizin kusuruna bakmasınlar ‘bir grup orta yaşlı’ bir köşede eski sloganları yineliyor: “Faşizme karşı omuz omuza”

Onlardan biri Hasan. Emekli olduğunu söyleyen Hasan İnternet yasağı falan diye lafı dolandırmıyor, doğrudan “Direniş için geldim” diyor: “İnternet evet tamam da İnternet’ten daha çok özgürlüğümüz kısıtlandı. Korku düzeni kurmaya çalışıyorlar, insanlar bir araya gelemiyor.”

O zaman biz de eski soruları soralım, ne olacak bu memleketin hali böyle: “Yani mücadele edeceğiz. Birlikte olmamız lazım, yoksa bir şey olmaz.”
Kiraz da önce “İnternet...” diye başlıyor sonra vazgeçiyor: “Gençler burada diye ben de onlara destek için geldim. Yoksa hiçbir şey değişmiyor psikolojimiz bozuldu”
Bu arada koşarak geçen polisler yuhalanıyor.

Gaz dağıldıkça sigaralar yanıyor, biber gazının üzerine iki nefes nikotin çekiliyor.

Yeni sloganlar pek destek bulmuyor. “Kahrolsun AKP diktatörlüğü” tutmuyor mesela. Ama “Her yer Taksim her yer direniş” hiç yalnız kalmıyor.  

GERÇEĞİN KENDİSİ BİR MÜCADELE ALANI OLDU

Eren, “Biz seçimlerle çok ilgilenmiyoruz. Bizim seçimlerimiz burada” diye başlıyor söze.  

“Toplumsal özgürlükler, cinsiyet özgürlükleri” diye devam edince anlıyoruz ki Eren zaten politikayla ilgilenen bir genç. Doğrudan soruyoruz: “Üst üste yasaklar geliyor, her hafta eylem var, Gezi kalabalığına niye bir kez daha ulaşmıyor sayı?”

Yanıtlıyor: “Gezi ruhu dediğimiz şey bir eşikti. Emek Sineması için de buradaydık ve o zaman da bir avuç insan vardı, sonrasında hesap edilemeyen milyonlar geldi. Aslolan sokağı diri tutmak”

İşçi, emekçi demişken sosyal medyadan “Greif işçileri” de sansüre karşı Taksim’de haberi geliyor. Birinin gözaltına alındığı öğreniliyor sonra. Diyarbakırlı iki inşaat işçisi sigaralarını yakmış, bir kenardan izliyorlar. Rıfkı, “Diyarbakır’dan geldim. Tesadüfen buradayım. Ezilen yine biz. Tayyip Erdoğan’ın canı sağolsun, o ayakkabı kutularını götürsün biz inşaatlarda çalışalım. İnşaatta hayat sıfır” diyor.  

-Neden inşaat işçileri katılmıyor eylemlere?

-İşten atılma riski var. İşten mi atılalım? (Eyleme gelenleri kastederek) Bunların belki bir güvenceleri vardır, ama bizim yok.

GAZLI MİDYE; ANADİLİNDE EĞİTİM VE İŞİMİZİ Mİ KAYBEDELİM?

Bu  arada caddedeki kitlenin en sakinleri midyeci ve kestaneciler. “Biber gazından etkilenmiyor mu bu midyeler?” sorusunun yanıtı: “Limon var, limon sıkıyoruz” oluyor.
Caddenin aşağısından “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” sesleri geliyor. Midyeci gençler slogana ilgisiz, “Her cumartesi geliyoruz ama bizimki ekmek meselesi” diyor biri. Ekmek meselesi, Internet meselesi ile İstiklal’de bu gece de birleşemiyor.

Cuma akşamı Kürt gençlerin yaptığı “anadilinde eğitim hakkı” yürüyüşünde de birleşilemediğini hatırlıyoruz. O gençler de kendileri barikatlarını kendileri kurmuşlardı.
Neden birleşmiyor konusunu Eren’le konuşmaya devam ediyoruz: “İnternet sansürü bunun için var, ‘Alo Fatih’ bunun için var, gazeteciler bu yüzden baskı altında tutuluyor. Artık bizim kendi medyamızı kurmamız, kendi sözümüzü söylememiz gerekiyor. Gerçeğin kendisi bir mücadele alanı haline geldi. Gerçeğimizi ispat edersek hâlâ AKP’yi destekleyen işçi, emekçi, yoksul insanları da maniple edemeyecekler diye düşünüyorum. Ama uzun bir yolculuk olacak...”

 

ÖNCEKİ HABER

Duraklardaki tarih canlandı

SONRAKİ HABER

İran: Müzakere değil, direniş ve mücadele şartları var

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa