24 Şubat 2014 06:00

İçimizde bir yumru: Roboski

İlk uzun metraj belgesel filmi olan Evdelê Zeynikê ile tanıdığımız Bülent Gündüz’ün ikinci filmi Roboskî Mon Amour’un !f İstanbul kapsamında gösterimi yapıldı. Gündüz'le film üzerine konuştuk.

Paylaş


İlk uzun metraj belgesel filmi olan Evdelê Zeynikê ile tanıdığımız Bülent Gündüz’ün ikinci filmi Roboskî Mon Amour’un !f İstanbul kapsamında gösterimi yapıldı. 28 Aralık 2011’de Uludere’nin Roboskî köyü civarında Türk savaş uçaklarının bombardımanı sonucu 19’u çocuk 34 kişi ölmüştü. 21 Ocak 2012’de de Yönetmen Bülent Gündüz ve bir grup sinemacı Roboskî’ye taziye ziyaretine gittiler ve oradaki gözlemlerini ve ailelerin yaşadıklarını Roboskî Mon Amour filmiyle anlattılar. Biz de filmden sonra yönetmenle biraz sohbet etme şansı bulduk.

Önce biraz sizi tanıyalım, Paris’te yaşı-yorsunuz. Biraz kişisel bir soru olacak ama orada yaşamanızın sebebi siyasi mi, yani bu bir sürgün mü?
Paris’e siyasi sebeplerden dolayı gelmek zorunda kaldım. 2001 yılında yaptığım siyasi bir haberden ötürü çalıştığım TV kanalında (Kanal 6) çalışma koşullarım tamamen ortadan kaldırıldı. Gündem gazetesi okuduğum için ‘terörist’ diye arkamdan söyleniyorlardı. Dayanamadım daha fazla ve Paris’e gittim.

Roboskî Katliamı’nın 1. yıl dönümünde anmalara katılmak için Paris’ten yola çıktınız. Yola çıkarken belgesel-film fikri kafanızda var mıydı?
Ziyaretimizi 21 ocak 2012 yılında bir grup sinemacı arkadaşla yapmıştık. O zaman sadece Roboskîlilerin yanında olduğumuzu, yalnız olmadıklarını hissettirmek ve acılarını paylaşmak için gitmiştik. Birinci anma yıl dönümüne zaten gitmek istiyordum, birkaç hafta önceden bu fikri Handan Yıldırım’a açtım. O da severek katılacağını ifade edince, bunu belgelemek istedik. Aslında bu fikir taziye ziyaretinden dönünce Kürt annelere kendi kendime verdiğim sözden kaynaklı. İlk gidişimde annelerin feryadını dünyaya yaymanın bir vicdani borç olduğunu düşündüm. Bir anneyi evladının  parçalarını toplarken düşünmek ne ifade eder acaba düşündünüz mü? Katliam sonrası yaşanan vurdumduymazlık ve siyasal hakaretler ve medyanın katliamı meşrulaştırma çabaları beni bu işi yapmaya  iteleyen başlıca sebeplerdir.     

‘BİR KAREYE SIĞMAYACAK KADAR BÜYÜK BİR TRAJEDİ’

Roboskî’de tabutların taşındığı kıvrımlı yolu ‘bir kareye sığmayacak kadar büyük bir trajedi’ diye tasvir ediyorsunuz. Anlaşılmama gibi bir hisse kapıldınız mı hiç?
Sinemada metaforu çok seviyorum. Beni sinematografik olarak Roboskî’ye götüren o yoldur. Tabutların taşındığı yol mahşeri bir kalabalık eşliğinde o kadar uzun ki; bütün hepsini tek bir fotoğraf karesinde görmek mümkün değildi. Yani bu sadece tabutların sayısal durumuyla alakalı değildi. İsyan vardı, öfke seliydi ordaki. Annelerin o çığlığı arşa yükseliyordu. ‘Bu trajedi o kadar büyük ki onu bir kareye sığdıramamış hiçbir fotoğrafçı’ diye bir ironi yaptık. Ve bu tamamen spontane gelişti. Anlaşılmama gibi bir kaygı olmadı ama ‘Yeterince irdelendi mi acaba?’ diye sormadan da edemiyorum o sahne için. ‘O yol bu yol’ sözü bana göre her şeyi ifade ediyor. Her ne kadar da boş gösterilse de filmde. Bir gün büyük filmler yapsak, geriye dönüp o sahneyi yeniden irdeleleyenler olur diye düşünüyorum.   

Roboski Mon Amour’un !f İstanbul dışında gösterimi devam edecek mi?
İkinci yıl dönümünde zaten Roboskî, Antep, Ankara, İstanbul, Bursa ve İzmir’de özel gösterimler yapmıştık. Şimdilik Türkiye’de herhangi bir gösterim yok, Avrupa’da özel gösterimler devam edecek.

KÜRT SİNEMASI GÜN GEÇTİKÇE BÜYÜYOR

Kürt sinemasını nerede görüyorsunuz? Daha çok belge-film yapılıyor, biraz da ihtiyaçtan aslında. Sizce önümüzdeki yıllarda Kürt sineması  ne yönde gelişir?
Daha önce Kürt sineması Kürt halkı gibi parçalı demiştim. Güney, kuzey, doğu ve batı her bölge bağlı olduğu tarafın bazı karekteristik özelliklerini taşıyor. Kurumsallaşamamak ciddi bir sorun olarak duruyor karşımızda. Kürdistan’da her şey bakirdir. Yani işlenecek çok hikaye, çok konu var. Ama biz sinemacılar ne kadar Kürdistaniyiz? sorusunun cevabı bana göre özellikle Kuzey Kürdistan Kürt sinemasının durumunu özetlemeye yeter. Kürt sineması tabii ki gelişiyor, yapılan birçok belgefilm aslında resmi ideolojiyi görsel olarak ters yüz etti. Resmi inkara karşı belgefilm yapmak iyi bir eylemdir bence. Filistinlilerin ‘kendilerini görünür kıldığı’ sinema’da Kürtler de kendilerini görünür kılmaya başladı. Kürt sinemasının kendi dilini bulması, sinemacıların kendi motiflerini, ritüellerini özümsediği oranda hızlanacaktır.

İNSANLAR VİCDANLARINI SORGULASIN’

Avrupa’da yaptığınız gösterimlerde nasıl tepkiler aldınız?
Londra’da Kürt Film Festivali’nde ve Paris’te gösterildi. Paris galasına Fransızları da katmıştık.  İlgi vardı tabii. Bazıları yetersiz  buldu. Metaforik bulanlar oldu. ‘Neden ağlatmıyorsun filmde?’ diyenler oldu. Ben de ağlatıp deşarj olmanızdan ziyade içinizde bir yumru gibi bırakmayı, içinizde bir  sızı bırakmayı tercih ettiğimi söyledim.Yani filmden ağlayarak  deşarj olup çıkan ve sonrasında bunu unutan bir izleyici yerine filmeden sonra  kendisini vicdani sorgulamaya tabi tutacak bir profil tercih ettim. (İstanbul/EVRENSEL)

ÖNCEKİ HABER

Trabzonspor - Kayserispor: 2-1

SONRAKİ HABER

Kılıçdaroğlu'dan 2. yıl dönümünde “Adalet Yürüyüşü” açıklaması

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa