20 Şubat 2014 07:00

Köyden erzak gelmese ekmeğin içi boş kalır

Kayseri’de işçi ücretlerinde belirleyici olan asgari ücret. Geçim derdine düşen işçilerin can simidi köyden gelen erzak. İşçiler “Köyden erzak gelmese ekmeğin içi boş kalır” diyor.

Paylaş

DOSYA: KAYSERİ'NİN İŞÇİ YÜZÜ

NEDEN KAYSERİ?
Seçim gündemi kendini tüm sıcaklığıyla hissettiriyor. 17 Aralık’ta patlak veren yolsuzluk ve rüşvet skandalları, gündemi daha da tartışmalı hale getirdi. Böylesi dönemlerde gözler simgesel anlamı olan yerlere çevrilir. Bu yerlerden biri de Kayseri.
Kayseri yüzde 70’e varan oy oranı nedeniyle AKP’nin kalesi olarak bilinir. Kayseri’yi böyle tarif edenler şunu da ekler: “Ama Tayip Erdoğan’ın değil Abdullah Gül’ün AKP’sinin kalesi.” Bu nedenle bu ilde politik hayatla ilgili değişimler, AKP’nin içindeki dengelere de işaret eder.
Kayseri son dönemde, sadece bu yönüyle değil, emek ve emek hareketleri açısından da ilgi odağı. Firmalar büyürken çalışma koşullarının kötüleştiği Kayseri’de işçi hareketliliği ve dolayısıyla sendikalaşma eğilimi de artıyor.
Tüm bunların izini sürebilmek umuduyla Kayseri’de çok sayıda işçiyle çalışma koşullarından yaşam alanlarına, sendikalaşma mücadelelerinden siyasi eğilimlerine bir dizi görüşme yaptık. Dosyamız, bu görüşmelerde elde ettiğimiz bilgi ve izlenimleri içeriyor.

Hazırlayanlar: Muzaffer Özkurt / Ümit Kartal


KÖYDEN ERZAK GELMESE EKMEĞİN İÇİ BOŞ KALIR

Kayseri 1,5 milyon nüfusuyla Türkiye’nin 31 büyükşehir belediyesinden biri. Küçük esnaf ve üretici köylü üzerinden dönen ekonominin merkezi son 10–15 yılda sanayi üretimine kaymaya başlamış. Özellikle 2002’de AKP’nin hükümet olmasıyla birlikte, bir zamanların Anadolu Kaplanları olarak bilinen firmalar şimdilerde devler liginde top koşturur olmuş.
Fabrikaların kapasitesi arttıkça işçileşme oranı tavan yapmış.
İşçi bulma sıkıntısı olsa da patronların iç örgütlülüğü, buna karşın işçilerin örgütsüzlüğü, bu sıkıntının işçi ücretlerinin yükseltmesini engelliyor. Bu durumu fırsat bilen patronlar, çalışabilir nüfusu artırıp, işçileri birbiriyle rekabet eder hale getirmeye uğraşıyor. Örneğin Yozgat, Sivas, Nevşehir gibi illerden yoğun göç alıyor Kayseri. Yetmiyor şehir merkezine 100 kilometre uzaktaki ilçelerden, servis masrafını göze alarak işçi getiriyorlar. Çalışabilir nüfusu artırabilmek için kadın ve göçmen emeğine de ihtiyaç duyuyorlar. Şu an Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’nde 2 bin civarı kadın işçi, bir o kadar da göçmen işçinin çalıştığı söyleniyor. Bu rakamlar az gibi gözükse de artış hızı çok yüksek. Kadın istihdamının son 6 ay içinde yüzde 10 arttığı belirtiliyor. Çoğunlukla İran’dan gelen göçmen işçi sayısı da Suriye’den gelenlerle yükseliyor. Göçmen işçiler sigortasız ve kuralsız ayda 300–400 liraya çalıştırılıyor.

ASGARİ ÜCRET BELİRLEYİCİ

İle hâkim olan genel ücret, asgari ücret. Normalde asgari geçim indirimi bu ücretin üzerine eklenerek verilmesi gerekirken, çoğu fabrikada “her şey dâhil” 860 lira ödeniyor. “Dolgun ücret” denilen yerlerde ise bunun 100–150 lira üzerinde ücret ödeniyor işçiye. Yani asgari geçim indirimiyle birlikte ödeniyor ücret. Sendikalı fabrikalarda buna bir de ikramiye ekleniyor. Ama saat ücreti diye bir şey yok Kayseri’de. Bursa’da bir işçi toplantısına katılan işçi yaşadığı şaşkınlığı şöyle anlatıyor: “Bursa’daki işçiler hep saat ücretlerini söylüyordu. Biz de bu bilinmez, ne verirse o. Fabrikada arkadaşlara anlattım onlar da şaşırdı, saat ücreti de ne dediler?”
İşçiler için ay sonunanda ellerine ne kadar geçtiği, günde kaç saat çalıştıklarından daha önemli. Bu nedenle fazla mesai yaptıran fabrikalar, “Orası yüksek ücret ödüyor” diye, işçiler tarafından tercih ediliyor.

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ!

Sürekli fazla mesai yapmak, eline daha fazla para geçse de bir süre sonra boğucu olmaya başlıyor. Çalışmak, çalışmak ve hep çalışmak… İşçilerin ailesiyle bağı kalmıyor bir süre sonra. Aynı mahalledeki abisiyle vardiyaları uymadığı için yıllardır görüşemediğini söyleyen var.
Bir işçi “Fabrikaya girdim 5 yıl çalıştım. Sonra işten ayrıldım. Şehir merkezine bir indim ki kocaman bir postane vardı yıkılmış. O kadar dünyadan kopmuşum” diyor.
Başka bir işçi her hafta sonu çalıştıkları için çocuğunun isyan ettiğini dile getirerek, aralarında geçen şu konuşmayı aktarıyor:
- Baba bugün çalışmasan?
- Olmaz kızım patron izin vermiyor.
- Patron kötü biri mi?

FABRİKALAR BÜYÜYOR

Az sayıda usta işçinin ücreti 1500–2000 lira arasında. Organize Sanayi Bölgesi (OSB) genelinde ancak 1000 kişinin bu düzeyde ücret alabildiğini söyleyen işçiler, bu durumda makineleşmenin etkisi olduğunu düşünüyor: “Yeni yeni makineler getirdiler ustalığı bitirdiler.” Fabrikaların büyümesiyle birlikte teknolojik yenilenme, patronların üretimi artırmak için başvurduğu temel yöntem.

KİRA DERDİ, KREDİ BORCU

Kiralar 250 liradan başlıyor. En büyük harcama dilimi olan kiradan kurtulmak hemen her işçinin hedefi. Bankadan kredi çeken işçi sayısı oldukça fazla. İşçilerin yüzde 70’inin bir şekilde bankalara borçlu olduğu söyleniyor. “Benim çalıştığım yerde abi kardeş var. Birin üç, birinin iki çocuğu var. Aynı evde kalıyorlar. Sırf evin parasını ödemek için 60 ay böyle yaşayacaklar” diye anlatıyor bir işçi.
Borç almış bir işçinin işsiz kalması ise en büyük dert. “Çünkü bu sefer banka da işçinin gırtlağına çöküyor.” İşçiler patronların kredi borcunu işçilere karşı kullandığını düşünüyor. İşçilerden biri bu düşünceye, kulaklarıyla duyduğunu söylediği bir konuşmayı kanıt gösteriyor: “Patron bankacıyla konuşuyordu. Dedi ki benim işçim kredi istedi ver ona. Ama vadeye yay ki tamamen bana bağlansın.”
Akşam saat sekizden sonra hayatın durduğu Kayseri’de sosyal hayat neredeyse hiç yok. Ailece tatile gitmenin adı anılmıyor. Bir elektrik ustasının şu sözleri, işçi ailesinin yaşamının karın doyurma ve aynı çatı altında kalma üzerine kurulu olduğunu yalın ve çarpıcı bir şekilde anlatıyor: “Evlenirken karına da dersin. Bak benim sosyal hayatım yok. Senin de olmayacak. İşte ev. Sen de bir şey yapmayacaksın, bundan sonra evin içinde yaşayacaksın.”

ATIK TAHTAYI İŞÇİYE SATIYORLAR

Her evde ortalama üç çocuk var. Düşük ücretin üzerine bir de kira ya da banka borcu eklenince köyden gelen erzak işçiler için hayati önem kazanıyor. Her evin bulguru, sebzesi, yoğurdu, peyniri köyden geliyor. “Çalıştığımla ancak ekmek alabiliyorum. Köyden erzak gelmediğinde ekmeğin arasına koyacak yiyecek bulamıyorsun” diyen bir işçi, kota nedeniyle köyden giderek daha az erzak geldiğini, artık köylerde de kimsenin kalmadığını söylüyor.
Hemen her işçi ek iş yapıyor. Hafta sonları tuğla dizen, elektrik su tesisatı yapan sayısı az değil. Kadınlar ise dışarıdan ekmek alınmasın diye yufka ekmek açıyor.
Mobilya fabrikalarındaki atık tahtalar da geçim için kıymetli. İşçiler, sıranın kendilerine gelmesini sabırsızlıkla bekliyor. Çünkü dışarıdan odun alındığında bütçe sarsılıyor. Eskiden atık tahtalar bedavaya verilirmiş. Şimdilerde ise traktörüne 100 lira istiyormuş patronlar. Bir işçi buna tepki gösteriyor: “Birileri istismar ediyormuş! 100 liralık tahtanın nesi istismar edilecekse! Koca patron tahtanın da parasını bizden çıkarıyor.”


İŞÇİNİN PASTIRMASI

Malum Kayseri deyince akla bir mantı bir de pastırma gelir. Pastırmanın fiyatı, kalitesine göre 40 liradan 70 liraya kadar değişiyor. Düşük ücret alan işçiler için el yakıyor. Elektrikçi olarak çalışan işçiyle konuşuyoruz. Konuşmamız sırasında “fakir” kelimesinin Kayserililer için nasıl bir anlamı olduğunu da öğreniyoruz:
- Pastırma yiyebiliyor musunuz ya da ne sıklıkla yiyebiliyorsunuz?
- Çalıştığım yere İstanbul’dan gelenler vardı. Onlar aldı onlarla birlikte yedik.
- Yani normalde aldığınız bir şey değil?
- Nerde! Biz sıcak ekmeğe hani pastırmanın etrafındaki çemen var ya işte onu sürer yeriz.
- Yani fakirin pastırması bu?
Bir anda ortalık buz kesiyor. Sessizliği, görmüş geçirmiş bir işçi bozuyor. Kibarca, farkında olmadan kırdığımız potu düzeltiyor:
- Fakir demeyelim de işçi diyelim...
- Neden?
- Fakir elden ayaktan düşmüş, bi çare, evine barkına bakamayan, işi gücü olmayan zavallı kişidir. Bizim işimiz var sonuçta. Bir şekilde eve ekmek götürebiliyoruz.


OLSUN BABA ALLAH’TAN İSTERİZ

Buzdolabı üreten bir fabrikada çalışan işçiyle görüşüyoruz. 920 lira ücret alıyor. İki çocuğu var. Biriken borçlarını hale yola koymak için eşini ve çocuklarını kayınpederinin evine göndermiş. Geçim sıkıntısı nedeniyle çocuklarının istediğini alamamaktan yakınıyor: “Çocuğum istiyor ben de banka vermedi diyorum. ‘Olsun’ diyor ‘Canın sağ olsun.’ Bazen kızıyor, bazen ‘Olsun baba Allah’tan isteriz’ diyor. Ağlayamıyorum da içim sıkılıyor.”
Başka bir fabrikada çalışan işçi giriyor söze: “Bir gün çocuk hasta izin vermediler. Zaten istediklerini alamıyorum. Çıktım gittim. Asgari ücrete her yerde iş bulurum. Çocuğuma bakamıyorsam niye kalayım.”
Bir başka işçinin anlattıkları ise şöyle: “Çocuk doğmuş bez alamıyoruz. Para yok. Borç arıyorum bulamıyorum. Eşim yüzüğünü verdi ele muhtaç olma git bez al bir de yağ al ki yemek yapalım.”


FABRİKALAR PAZARYERİ GİBİ

İşçilerin ek gelir elde etmek için başvurdukları yollardan biri de fabrikada satış yapmak. İşçiler, fabrikalarda yaygın bir şekilde kaçak sigara, peynir, yoğurt, oyuncak, sabun mevsimine göre köyden getirilen sebzeler, pekmez, soğan, elma, kuru fasulye, ceviz… satıyor. Kimi işçiler takasa girip, örneğin “Pekmez vereyim sigara borcumu sil” diyor. Günlük poğaça satanların bile olduğunu söylüyor bir işçi: “Fabrikada birden poğaça satan sayısı ikiye çıktı. Tabi satış azaldı. Gelir gelmeyince biri çekildi başka işe girdi.”
Bu satışlarla 200 lira ile 400 lira arası gelir elde eden var. Ancak en yaygını kaçak sigara. Dışarıda sigara satan kimi dükkânlar fabrikalardaki işçilerle ortak çalışıyor. Kaçak sigara satan bir dükkân sahibiyle konuşuyoruz: “Kimse kaçak içmek istemez. Kalitesi düşük. Ama sigaradaki vergi yükü ve asgari ücretin yarattığı koşullar buraya itiyor. Mecburiyet bu işin ticaretine yol açıyor. Parası olan toptan alıyor ve kârıyla fabrikada satıyor. İşçi de maaşını aldığı gün ödüyor. Özellikle son zamlarla birlikte fabrikalardaki kaçak sigara kullanım oranı yüzde 80’lere varmış durumda.”
Milliyetçiliğin güçlü olduğu bu ilde, Başbakan’ın “Kaçak sigara içen teröre destek verir” sözünün nasıl bir etki yarattığını soruyoruz. Aldığımız yanıt “Hiçbir etkisi yok. Kaçak sigara satışı giderek arttı” oluyor. 
Şimdilik patronlar bu “ticari faaliyetlere” bir şey demiyor. Ancak firmalar büyüdükçe ve uluslararası alanda top koşturdukça bu tür faaliyetler rahatsız etmeye başlamış. Boydak’ın bir fabrikasında çalışan işçi, engellemenin kendi fabrikalarında başladığını anlatıyor: “Eniştem oyuncak satıyordu. Biri şikâyet etmiş. Şikâyet yukarı gitse işten atılacak. Usta gelip uyardı. İyi de para kazanıyordu ama bırakmak zorunda kaldı.”

Yarın: Kayseri’nin ağası Boydaklar

ÖNCEKİ HABER

AKP’ye Gül, demokrasiye diken

SONRAKİ HABER

HAYTAP orman yangınlarında yaralanan hayvanların tedavisini üstlendi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa