Ana dilde eğitim!

Ana dilde eğitim!

21 Şubat: “Uluslararası Anadil Günü”...  UNESCO, Dünya genelinde çeşitli baskı ve engellemeler nedeniyle yok olmakla karşı karşıya olan dillere dikkat çekmek amacıyla 1999’da aldığı bir kararla 21 Şubatı “Anadil günü” olarak ilan etti. Bunu da, Bengladeşli öğrenci ve aydınların ana dilleri olan Beng

Hüseyin Deniz

21 Şubat: “Uluslararası Anadil Günü”...  UNESCO, Dünya genelinde çeşitli baskı ve engellemeler nedeniyle yok olmakla karşı karşıya olan dillere dikkat çekmek amacıyla 1999’da aldığı bir kararla 21 Şubatı “Anadil günü” olarak ilan etti. Bunu da, Bengladeşli öğrenci ve aydınların ana dilleri olan Bengal diliyle (Bengali) eğitim ve öğretim önündeki yasakların kaldırılması için 1952 yılında gerçekleştirdikleri yürüyüş sırasında Pakistan güvenlik güçlerinin müdahalesi sonrası yaşamını yitiren 5 öğrenciye atfetti.
UNESCO’nun böyle bir kararı alması dahi oldukça düşündürücü.
Neden? Demek ki, 1952 ile 1999 yılları arasında ana diller üzerindeki baskılar devam ediyordu. Peki sonrasında ne oldu?
Çok da değişen bir şey yok aslında; ana dil üzerindeki baskı ve engellemeler hâlâ dünyanın birçok yerinde şu veya bu şekilde sürüyor.
Bir kişinin doğduktan sonra annesiyle yaşama ilk adımlarını attığı ve çocukluğunu biçimlendiren temel iletişim aracının, devletlerin ve egemen ideolojilerin demokrasi havarisi kesildiği günümüzde dahi yasaklanıyor olmasının nasıl bir trajedi olduğunu anlatmaya gerek yok. Bunu en iyi göç edenler yaşar/bilir. Oysa ki göç edenlerin gittikleri yerde ana dilleri yasak değil, ama onun da toplumsal ilişki açısından geçerliliği yok. Dolayısıyla gittikleri yerin dilini öğreninceye (kendisini rahatlıkla ifade edince) değin, o zamana kadar elde ettiği deneyimden, dünyayı algılamaya dair geliştirdiği bütün kişisel ya da toplumsal araç ve yöntemlerden vazgeçmek zorunda kalıyor. Yani bir anlamda sıfırlanıyor. Günümüz deyimiyle “yeni format” atılıyor.Göç edenlerin büyük bölümünde bunun getirdiği olumsuzluklar yaşam boyunca sürüyor. Ötekileştirmenin yanı sıra sürekli bir kendine güvenememe hali yaşanıyor. Bunun en çok yaşayanlardan biri de Avrupa’daki Türkler... Hâlâ birçok ülkede Türkçe eğitim olanakları yok. İki dilli eğitim yapılan okul sayısı az vb. Ankara hükümetlerinin de Türklerin kendi ana dilleriyle de eğitim yapmalarına dair olanakların artırılması konusundaki girişimleri biliniyor. İşin trajik yanı, bu durumun çok iyi farkında olan yine son yıllara kadar Bulgaristan ve Yunanistan’da, Türkçe üzerindeki yasaklamalar nedeniyle bu ülkelerin yönetimiyle karşı karşıya gelen Türkiye Cumhuriyeti’nin, Kürt vatandaşlarına Kürtçe eğitim ve öğrenimi yasaklamasıdır. Sadece Kürtçe de değil, Lazca, Arapça, Süryanice vb. daha birçok dile böyle...
21 Şubat günü, Türkiye’nin bir çok yerinde, Kürtçe eğitim ve öğrenim talebi ile etkinlikler yapıldı.
Aynı günlerde BDP Meclise baskı altında ve yok olmak durumundaki dillere dikkat çeken bir soru önergesi verildi. Ancak her ikisi için de bir yanıt gelmiş değil.
Kürtçe eğitim ve öğrenim talebi için 21 Şubat akşamı Berlin’de de bir toplantı gerçekleştirildi. Kreuzberg Belediyesi toplantı salonunda gerçekleşen ve YEKMAL tarafından düzenlenen toplantıya, Alman hükümeti ortaklarından FDP’nin yanı sıra, SPD, Yeşiller ve Linke’den eğitim konusuyla ilgili milletvekilleri ve temsilciler katıldı. Uzun yıllardan sonra ilk kez Kürtçe öğrenim ve eğitim meselesi resmi mercilere bu düzeyde taşınmış oldu. Kürt diline ilişkin bir sunum yapan Dr. Zerdeşt Hajo, Hewler’de (Erbil) Alman okulu açan Almanya hükümetinin Kürtçeyi de görmesi gerektiğin söyledi. Toplantıda, genelde Almanya özelde de Berlin’deki Kürtçe eğitim ve öğrenim durumu, bu konuda yaşanan sorunlar ve sıkıntılara vurgu yapıldı. Kürt kimliğinin kabul edilmediğini, okullarda da bunun örneklerine sık sık rastlandığını dile getiren katılımcılar, öğretmen ve materyal ihtiyacı üzerinde de durdular. Kürtçe ders vermek isteyen çok sayıda öğretmen bulunduğunun da altı çizilirken, iki dilli eğitim veren Avrupa Dil Okulu’nda Kürtçe eğitimin de yer alması talebi ifade edildi.
Vekiller, Almanya’da herkesin kendi ana diliyle eğitim hakkı olduğunu bu konuda gelen talepleri not aldıklarını ve gerekli girişimlerde bulunacaklarını söylediler. Seçimlerin arifesinde siyasi partilerin verdikleri desteklerin ne kadar karşılık vereceğini söylemek zor. Biraz da seçim sonrası süreç belirleyecek ancak bir toplantıyla da bu işin yerine gelmeyeceği açık. Türkiye gibi olmasa da Almanya’da da ana dilde eğitimin gerçekleşmesi, buradaki Kürtlerin duyarlılığına ve soruna sahip çıkmasına bağlı.

www.evrensel.net