17 Aralık bir turnusol olacak

17 Aralık bir turnusol olacak

Gezi ile değişmeye başlayan toplumsal pratiklerimiz artık bize hiçbirşeyin eskisi gibi olmayacağını göstermişti. Gezi gibi bir sürecin ardından yine onun kadar ses getiren bir başka olay ise, 17 Aralık operasyonudur şüphesiz. 17 Aralık ile başlayan operasyonlarda halkın cebinden çalınanlar öylesine gözümüzün önüne döküldü ki, artık ülkede buna ses çıkarmayan çok az kişi kaldı.

Aysel Ebru OKTEN
Kocaeli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü
4. sınıf öğrencisi

Gezi ile değişmeye başlayan toplumsal pratiklerimiz artık bize hiçbirşeyin eskisi gibi olmayacağını göstermişti. Gezi gibi bir sürecin ardından yine onun kadar ses getiren bir başka olay ise, 17 Aralık operasyonudur şüphesiz. 17 Aralık ile başlayan operasyonlarda halkın cebinden çalınanlar öylesine gözümüzün önüne döküldü ki, artık ülkede buna ses çıkarmayan çok az kişi kaldı. Tabi bu süreçte “ Çalmayan var mı? Kim gelse çalıyor” diyenlere yeni bir seçenek oluşturma görevimiz de haliyle sürmektedir. Türkiye siyasal hayatını düşündüğümüzde cumhuriyetin kuruluşundan itibaren iktidara gelen bütün hükümetlerin -kimisi göstererek, kimisi göstermeden, kimisi az, kimisi çok ama hepsinin- çaldığını söylesek abartmış olmayız. Bu yüzden de yeni bir seçeneğe inandırma konusunda eksik kalabiliriz. Ama yazının başında da dile getirdiğim gibi, 17 Aralık tarihi yerellerden “Çalışınca oluyor” zihniyetini merkezi düzeyde “Hizmet bizim işimiz durmak yok yola devam etmek” diyenlerin aslında yolsuzluktaki yoğun çabalarının, servetlerine servet katma noktasında durmak bilmeyen bir çaba içinde olduklarını görüyoruz. Yolsuzlukları çarşaf çarşaf öğrenebilmemizin altında yatan hükümet-cemaat gerginliğinin bir ileri aşaması kapışmanın ülkeyi nereye götüreceği gerçeği ise hala tartışmalı. İnsanların payına düşene baktığımızda (asgari ücret ortada) yolsuzluktan, talandan ve yağmadan karınları doymayan iktidarın teveccühü kadar oluyor. Ülkede geçimin bu kadar zorlaştığı zamanlarda rant için satılan kaynakların ayyuka çıktığı bir dönemde toplumun hükümeti sıkıştırma ve bu ülkenin de, kaynaklarının da gerçek sahibinin kendisi olduğu gerçeğini yüksek sesle dile getirmesi bir mecburiyettir.

HSYK DEĞİŞİKLİĞİYLE PLANLANANLAR
Son süreçte görünür olmaya başlayan ise HSYK tartışmalarıyla birbirine giren milletvekillerinin arasında hızlıca kabul ettirilmek istenilen HSYK’nın, önceki yapısına göre  Adalet Bakanlığı eksenine daha çok kayması şeklinde oluyor. Yargının cemaat elinden kurtarılma planı için HSYK üyelerinin eğitiminin müfredatını dahil kendi akademisine bağlayan Adalet Bakanlığı ipleri baştan sıkı tutmanın yollarını sağlamaya çalışıyor. Böylelikle de yargının içerisinde yaratılan  “paralel devlet”’in önüne geçilmiş oluyor. Ülke içerisinde tüm bu yaşananlara baktığımızda, egemenler yerlerini sağlamlaştırmak için ülkeyi yönetsel olarak da bir çıkmazın içerisine sürüklemek istiyorlar. İşte tam bu çıkmazda sokağa çıkmak, talepleri dile getirmek ve iktidar savaşında bir taraf olmak değil, ezilenlerin emekçilerin yanında olmak onlarla bir politika götürmek ve hep birlikte kendimiz için bir şey yapma savaşımına girmemiz gereklidir. Asgari ücretin yüzde 4 gibi bir rakam kadar yükseltilmesi, tırların içerisinde çıkan mühimmatlarla radikal dincilere aktarılan paralar da yine bu ülkenin emekçilerinin cebinden çıktığı gerçeğini gösteriyor. Unutulmadan üzerinden bunca zaman geçmişken bile hala faillerinin bulunmayıp takipsizlik kararının çıkarıldığı Roboski kararındaki aymazlık gerçeği kadar bizler tek seçeneğinin arkasında durmalı geleceğimize ekmeğimize sahip çıkma kararlarımızı daha gür dile getirmeliyiz. Tarihin bizden beklediği budur.

www.evrensel.net