21 Ocak 2014 06:00

Fotoğraflar

Roboskî; 28 Aralık 2011 tarihine kadar yaşadığı süreç ile nasıl ki, Kürt sorununun ve mücadelesinin bir özetiyse, bu tarihten sonra yaşadıkları ile de bu sürecin önemli yarıklarından ve belirleyici unsurlarından biri olacak gibi…

Fotoğraflar

Fotoğraf: Emrah Yorulmaz/AA

Paylaş

Müge Tuzcuoğlu


Roboskî; 28 Aralık 2011 tarihine kadar yaşadığı süreç ile nasıl ki, Kürt sorununun ve mücadelesinin bir özetiyse, bu tarihten sonra yaşadıkları ile de bu sürecin önemli yarıklarından ve belirleyici unsurlarından biri olacak gibi…
1994’te Irak’tan devraldıkları Zeviya’nın boşaltılması, şu anki sınıra daha yakın olan Gülyazı (Bejuh) ve Ortasu (Roboskî) köyüne yerleşmeleri, koruculuğu kabul eden aileler, mayından yaralanan/hayatını kaybeden insanlar, koruculuk ve savaş ile silahlanmanın perdesine saklanan kadın cinayetleri, kaçakçılık, yoksulluk, sosyal devlet hizmetlerinin ulaşamaması, Kürtlüğe dair temel haklardan yoksunluk… Bunların hiçbirinde yeni olan ve bölgenin diğer merkezlerinden farklı olan bir yönü yok! Yeni olan ise; 28 Aralık’tan sonra değişen dengeler. Irak ve Türkiye sınırları arasında gidip gelen bir akarsu ve dağlar arasına sıkışmış, tabiri caizse “Allah’ın bile unuttuğu” bir köyün, 34 evladının yitirmesi ardından değişen dengeler… Bir devletin sınır hattının belirginleştirmesi ve ekonomik faaliyetleri belirleme çabası ile insan yaşamının karşılaşma ve çatışma anları…  Bu çatışmanın, gündelik yaşama, siyasete, gelecek hayallerine yansımasının çok çarpıcı sonuçları var bu köyde. “Biz kendi halinde yaşayan köylülerdik. En büyük hayalimiz, düğünümüzün nasıl olacağına dairdi. Şimdi bizi siyasetin ortasına attılar. Mücadele etmekten yasımızı tutamaz hale geldik” söylemi, durumu özetler nitelikte. Şimdi Roboskîliler, üzerlerine düşeni ve kendilerine dayatılanı yapıyor ve yaşıyorlar. “Anormalleştirilen” yaşamlarını yaşıyorlar. Henüz, “normal”e dönme, gündemde bile yok! Çünkü ailelerinden eksiltilmişler. Her evde televizyon, neredeyse 24 saat açık! “Eski yaşamlarına yeni hayaller” aradıkları diziler yerine artık, kendilerini ve adaleti aradıkları haberler açık. Sürekli! Olay yerine gitmek, yas’larının bir parçası iken; karşılığında gelen “sınır ihlali” cezaları mevcut. Yine yas’larının bir parçası olan, “kendini anlatma” çabası, yereldeki devlet görevlileri tarafından hep “devleti karalama” operasyonu olarak yorumlanıp, tehditlerle karşılaşıyor. Köylüler, biber gazıyla, katliamın 500’ncü gününde, yapmak istedikleri yürüyüş sırasında tanışıyor. Yeni yeni tanıştıkları birçok şey gibi… Tüm bunlar arasında, en çarpıcı simgelerden birisi ise fotoğraflar! Genç kızlık hayallerini süsleyen düğün fotoğrafları, çok sevdikleri akrabalarının fotoğrafları, sevdikleri şarkıcıların, siyasetçilerin fotoğrafları değil tabi ki… Kaybettikleri 34 kişinin fotoğrafları! Köy çocuklarından Ceylan Yılmaz’ın, söylediği gibi: “Bizim burada ölen bir akrabamızın ya da yakınımızın fotoğrafı büyütülüp çerçeveletilir ardından duvara asılır… Biz fotoğrafı örteriz… Çerçevelettiğimiz fotoğrafı gözümüzün önüne koyarız onları unutmamak için ama sürekli göz göze gelip, içimizin yanmaması için onları örteriz. Ölen kişinin bir yakını evimize geldiğinde acı çekip ağlamaması için örteriz.” Şimdi Roboskî’de fotoğraf kaynıyor. Her evde. Her duvarda. Herkesin elinde. Herkesin gözünün önünde. Fotoğraflar! Geçmişten hatıra kalan fotoğraflar. Geçmişte asılı kalan. Hatıralarda kalan. Özlenen geçmişin bir an’ı olarak kalan. Oradan bir anı olarak kalan.  Konuk olduğunuz her evde, kaçak çay öncesi fotoğraflar sunulur size. Anne, anlattıklarının yetmeyeceğinden, dilinin, sözlerinin, sözcüklerinin anlaşılamayacağından “Hele git içeriden fotoğrafı getir” der öncelikle. Daha da çarpıcısı, çocuklar. Yanınıza önce yaklaşamayan çocuklar, akşam karanlığında, koşa koşa eve gider, amcasının, ağabeyinin fotoğrafını taşır size. 3 yaşındaki çocuklar, ölen akrabalarının fotoğraflarını taşır sizin kucağınıza, kucağınıza oturup oynamak yerine acısını sunar. Herkesin yaptığı gibi değil; “Benim de amcam, benim de ağabeyim” demek için…  Babasının ardından, ağabeyinin ardından doğmuş çocuklar bile! Onlar bile fotoğraf taşır size. Babasının ardındaki bir buçuk yaşındaki Barış da, ağabeyinin ardındaki 9 aylık Erkan da, geceleri duvardaki fotoğraflara bakarak uyuyor. Küçücük işaret parmaklarıyla babasının fotoğrafını gösteriyor Barış, “baba” diyerek. Erkan ise ağabeyi Erkan’ı çağırıyor fotoğrafında, “gel gel” diyerek… “Güvenlik yolu”na karşı yapılan yürüyüş ardından eve yapılan baskınlarda, fotoğrafların tekmelenmesi, ayakların altında ezilmesi şimdi ne demek oluyor anladınız mı? Bir acının, bir mücadelenin ayaklar altına alınmasıydı. Bombalardan daha ağırdır, acı’ya küfretmek! Yas’ın ve mücadele’nin iç içe geçtiği Roboskî’de, fotoğrafların asılması da, örtülmesi de, sunulması da, ezilmesi de bir kez daha gösteriyor ki; bu iş burada bitmeyecek!

ÖNCEKİ HABER

Ukrayna’da gerilim sürüyor

SONRAKİ HABER

Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı hakim karşısına çıktı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa