Kadınlar kendileri için oy kullanacak

Kadınlar kendileri için oy kullanacak

Kadınlarla sıkıntılarını  konuşmak, beklentilerini konuşmak o kadar zor ki. Kendilerine dair hiçbir şey istemiyorlar, çok şey ama hiçbir şey. Önce çocuklar, eşler… "Peki ya sen" dediğimizde yaşamın bütün yükünü sırtlayan kadınlardan aldığımız yanıt içimizi sızlatıyor: “Onlar mutl

Meltem Akyol

Seçimlere sayılı günler kala bu sefer kadınları konuşmak için gidiyoruz kadınlara. Ve kadınlar açık çağrı yapıyor gazetemiz aracılığıyla: “Kendinize oy verin, kendiniz için oy verin. Abdullah Levent Tüzel’e oy verin.”

HANİ KİMSE HASTANE KAPISINDA KALMIYORDU?

Bir araya geldiğimiz her kadının bir hikayesi var. Hepsi canımızı sıkıyor, ama Çiğdem Çelik. buna rağmen hep gülümsüyor. Bütün kadınlar gibi zor bir yaşamı var. Eşi kalp hastası, ameliyat olmuş ama riskler devam ediyor. Şöyle anlatıyor yaşadıklarını Çiğdem Çelik: “Eşim kriz geçirince hastaneye götürdük, kapıda kaldık. Para getirmeden almadılar. Düşün kalp krizi geçirmiş, biz kapıda kaldık. Sağdan soldan para bulduk, yatırdık. Ama biter mi. Her ay ilaçlarına bir sürü para. Artık hiç kimse kapıda kalmayacak dediler, ama biz kapıda kaldık, hem de eşim kalp krizi geçirdiği halde. O halde işe gidiyor. Her gün yüreğim ağzımda. Telefon çalsa içim tir tir. Acaba bir şey mi oldu diye.”

‘BAŞBAKANI DİNLEDİM, ÜÇ ÇOCUK YAPTIM!’

Çiğdem Çelik’in üç çocuğu var. Bizi de gülümsetecek şekilde şunları söylüyor: “Başbakan istedi yaptım. Peki, nasıl baktığımı, nasıl büyüttüğümü soran var mı? Yok. Kızım liseye geçecek nasıl yazdıracağım bilmiyorum. Yazın çalıştıracağım, mecbur. Buradan Başbakana sesleniyorum, seni dinledim üç çocuk yaptım. Nasıl bakacağım bunlara sen söyle.”

‘NE YAPAYIM?’

Şimdiye kadar hep eşini, çocuklarını anlatması dikkatimizi çekiyor. “Sen kendin için bir şey istemez misin” diye soruyoruz. Yanıt bütün kadınların yaşamı oluyor: “İstemem ki ne isteyeyim. Onlar iyi olsun bana yeter.” Sonra utangaçça ekliyor: “Ben annemleri çok özledim. Onlar Arnavutköy’de oturuyorlar ama ben aynı şehirde onlara hasretim. Gidemiyorum, biraz ekonomik durumum olsa giderim. Ama şimdi. Yola vereceğimi çocuğa, beze vereyim diyorum. Ne yapayım?”

‘BENİM YAPAMADIKLARIMI ÇOCUKLARIM YAPSIN DİYE’

Suna Şen de ev kadını. Ona göre en büyük sorun eğitim. Şen şöyle sürdürüyor sözlerini: “4 çocuğum var. En büyük kızım üniversite okuyor. Ben okuyamadım. İstiyorum ki çocuklarım okusun. Hele ki kızlarım. Şimdi ben okuyamadım ya, eşim ne derse onu yapmak zorundayım. Eve parayı o getiriyor. O çalışıyor, mesela bir yere gitmek istedim, izin vermezse gidemem ki. Ona bağlıyım çünkü. Ne olursa olsun çocuklarımı okutacağım ki benim yapamadıklarımı onlar yapabilsin.”

‘KÜRT ANNE DE TÜRK ANNE DE AĞLAMASIN’

Evniye Şener de kadınlar için en çok barış istiyor. “Artık anneler ağlamasın, Kürt annesi de ağlamasın, Türk annesi de. Asker de bizim çocuğumuz gerilla da” diyen Şener bütün kadınlara bir çağrı yaparak noktalıyor sözlerini: “O yüzden oyunuzu kimseye değil, kendinize verin. Kendiniz için kullanın.”

Bir başka anne de Hayriye Sezer. O da barışı, kardeşliği söylüyor önce ve devam ediyor: “İş de istiyoruz, çocuklarımızın geleceğini de. Biz artık daha rahat yaşamak istiyoruz, kimseye muhtaç olmadan, makarnaya, kömüre muhtaç olmadan.”

‘PARASI OLANA HER ŞEY VAR’

Hayriye Kaya da çalışan bir anne. “Kadınların sorunları var ama biz çalışanların sorunları  daha fazla” diyerek başlıyor söze. “Her şeyi yaptık diyorlar, hastane yaptık, onu yaptık bunu yaptık. Ama parası olana zaten her şey vardı. İş parası olmayanlar bundan yararlanabiliyor mu?” diyen Kaya, “Mesela ben kreş istiyorum, burada kreş var ama, yok değil de ben bunlara nasıl göndereyim çocuğumu. İşten aldığım para bile yetmez o kreşe. O yüzden artık gerçeklere bakmalıyız” diyor.

BU KADERE RAZI DEĞİLİM

Kader Turgay genç bir anne. 26 yaşında, dört çocuk annesi. Söze başlarken Mardin’den göç ettiklerini öğreniyoruz. Kader anlatıyor:  “Biz hep yoksulluk çekiyoruz, çalışmak istesek eşim göndermiyor. Çocuklar küçük. Ben kendi memleketimde yaşamak isterdim ama olmadı.” “Nereye bırakayım çocuklarımı, neyi düşüneyim. Her birinin okulundan para istiyorlar, 300 lira kira veriyorum. Ne yapayım?” sorusuyla devam ediyor Kader Turgay ve ekliyor: “Ama ben bu kadere razı olmuyorum. O yüzden çalışıyorum, barış için de çalışıyorum, iş için de, çocuklarıma kreş için de. İşte bu yüzden kadınlara sesleniyorum, seçimlerde bizi kandıranlara oy vermeyelim. Bizi bu yaşama mahkum edenlere oy vermeyelim. Hem kendimiz için, hem çocuklarımız için oyumuzu Abdullah Levent Tüzel’e verelim.” (İstanbul/EVRENSEL)


TÜRK ANNELERE ÇAĞRI

Şerife Ayyıldız da genç bir kadın. Çalışmıyor şimdi. Ama aslında çok çalışıyor. “Abdullah Levent Tüzel’i Meclise göndermek için çalışıyorum” diyor. Şerife bütün kadınlar gibi. Ama onlardan biraz farklı. Kabul etmiyor dayatılanları, “bak” diyor: “Dinledin kadınları şimdiye kadar. Hangisi kendisi için bir şey istedi. Ya öyle bir şey yapmışlar ki kendimize bir şey isteyemez hale gelmişiz. AKP önce yoksullaştırıyor, kendine mahkum ediyor, sonra da makarna dağıtıyor. En çok kadınları eziyor bu. Öbür yandan CHP kadınlara ev kadını olmayı vaat ediyor. Bu ülkede kadınlar bütün sorunları en çok yaşayanlar, yoksulluktan en çok etkilenen biziz. Şiddete uğrayan, dayak yiyen. Savaşta en çok canı yanan. Ben buradan kadınlara sesleniyorum. Biz istersek bu savaşı da durdururuz, yaşamı da güzelleştiririz.  Türk annelerine sesleniyorum; ne zaman siz ‘Yeter artık’ derseniz, ne zaman siz gerilla annesinin acısını da içinizde hissederseniz biz bu savaşı durdururuz. İşte bu yüzden bu seçimler önemli. Bu seçimlerde oyumuzu barış için kardeşlik için verin. Kimse için değil, kendiniz için, çocuklarınız için. Ülkenin, yaşamın daha güzel olması için verin. Oyunuzu Abdullah Levent Tüzel’e verin.”

www.evrensel.net