Ey özgürlük!

Ey özgürlük!
Ey özgürlük!

Fotoğraf: Can Erok/DHA

2013 yılı özgürlük kavramı üzerine yeniden düşünmemiz için pek çok fırsat sunarak geçti. Geçmiş yıllardan devraldığımız geniş çaplı tutuklamalar, uzun tutukluluk halleri, sınırları birkaç kişi ve kurumla belirlenmiş olsa da etkileri bakımından büyüktü.

Aydın ÇUBUKÇU

2013 yılı özgürlük kavramı üzerine yeniden düşünmemiz için pek çok fırsat sunarak geçti. Geçmiş yıllardan devraldığımız geniş çaplı tutuklamalar, uzun tutukluluk halleri, sınırları birkaç kişi ve kurumla belirlenmiş olsa da etkileri bakımından büyüktü. Özgürlük, Kürt halk mücadelesinin değişmez özlemini ve kazanma azmini ifade ederek, dağlardan meydanlara kadar toplumsal hayatın her alanında bir başka kimlikle dolaşmaya devam etti. Haziran 2013, o güne kadar ancak hayal edebildiğimiz bir kılıkla önce Taksim Meydanı’na çıktı, sonra ülkenin her köşesinden haykırmaya başladı. Artık özel bir alanı, özel bir kimliği ve kendisini de sınırlayan sıradan hedefleri yoktu. Belki de özgürlük kavramının kendi kendisini de elde etmeye yöneldiği bir zenginlikle açılıp saçıldığı bir süreçti.

ÖZGÜR YURTTAŞ!

Her çağın kendi özgül sorunlarından ve toplumsal özelliklerinden bağımsız olarak, kimi düşünürler “özgürlük” kavramını tartışmaktan, ona bir içerik kazandırmaya uğraşmaktan geri durmadılar. En eski dinler, en eski felsefeler zamanı aşan bir biçimde buna kafa yordular. Bütün sorun, kendi iradesine göre davranmayı engelleyen birtakım kurumların ya da toplumsal baskılamaların doğmuş olmasından kaynaklanıyordu. Özellikle devlet, din, gelenekler, ahlak vs. gibi sınırlayıcı kurallar koyan, yasalar yapan, yasaklayan kurumların doğduğu andan itibaren, bunlar karşısında bağımsız olabilmenin düşünsel ve maddi temelleri üzerine de düşünülmeye başlandı. Belki başlangıçta sadece “neden, niçin, niye?” soruları vardı ama zaten her türden felsefe önce sormakla başlar.
Herhangi bir davranışı, ilişkiyi, düşünceyi yasaklayan kurallar, çoğu zaman nedenini açıklamadan, sadece “yüksek bir gücün” isteğinin yerine getirilmesi gerekçesiyle konulmuştur. Bütün insanlık tarihinin en temel yasaklarını özetleyen Musa’nın “On Emir” bildirisi, gerekçesizdir. Yalnızca “Rab böyle istiyor” denir ve bunlara uyulmadığı taktirde başa gelecek belalardan söz edilir. Yüce bir iradenin isteği ve ceza arasında kalan insanın “peki ama neden?” diye sorma hakkı kalmaz.

YASALARIN YASAKLAMADIĞI ŞEYLER

Bu aslında bütün egemenlik sistemlerinin kural koyma özelliğidir. Dereceli olarak, Tanrı’dan sonra, kral, padişah, bey böyle istiyor halini almaya açık bir “hukuk sistemi”.  
Yasakları koyanla yasaklara uyması istenenler arasında bir anlaşmanın olması, yasakların ikna edici gerekçelere bağlanması ve toplumsal ihtiyaçlarla açıklanabilir hale gelmesi epey uzun zaman almıştır. Yönetilenlerle yönetenler arasındaki bu anlaşma, anayasalar biçimini aldıktan sonra, özgürlük  tartışmasının sınırları da belirlenmiştir. Artık “özgür yurttaş” denilince, “yasaların yasaklamadığı şeyleri yapma hakkına sahip insan” anlaşılacaktır. Bu kadar basit!
Neyin yasak neyin serbest olduğuna karar veren “yukarıdaki güçler” yerine, dolaysız olarak insanın kendi yaşamından , bireysel ihtiyaçlarından yola çıkarak, “iyi ile kötü”, “doğru ile yanlış”, “güzel ile çirkin” hakkında toplumsal bir karar oluşturabilmesi, herhangi bir bireyin ya da sınıfın çıkarlarının yerine toplumun tümünün çıkarlarını gözeten ve kimseyi ezmeyi, sömürmeyi, sindirmeyi amaçlamayan kurallar konulabilmesi, ancak sınıf ayrılıklarından arınmış olmakla mümkündür.

ÖZGÜR TOPLUM

Ama böyle bir toplumda yaşamak için ille de sınıfların ortadan kalktığı bir zamanı beklemeye gerek yoktur. Özel koşullarda, kısmen ve geçici bir süre için özgür bir toplumda özgür bireyler olarak yaşamak mümkündür. Devrimci ayaklanma anları, toplu direnişler belli bir yerde birlikte yaşamak ve savaşmak zorunda kalan insanlar arasında “özgür toplum, özgür birey” koşularının oluşmasını sağlar. Bir mücadeleyi paylaşmak, yalnızca ekmeği, suyu paylaşmayı, yalnızca gücü ayakta tutmak için dayanışmayı sağlamaz¸ duyguları, umutları, özlemleri eşitlediği gibi ve hakları ve grevleri de eşitler. Bunların herhangi bir yasaya, “yüksek makamın” emir ve isteklerine dayanması gerekmez. Kaynağı bellidir, işlevleri bellidir, gerekçeleri yaşanan hayat içinde kendiliğinden oluşmuştur. Bu, tarihin en eski köle ayaklanmalarında da böyle olmuştur, Paris Komünü’de de böyle olmuştur, Gezi direnişinde de böyle olmuştur. Halk kendisi için ayağa kalktığında kendisi için en iyi olanı “hukuk” haline getirir.

HAYDUTLARIN HUKUKU VE ÖZGÜRLÜĞÜ

Toplumca yanlış, ahlaksız, haram sayılan yollardan kazanç elde etmek için bir araya gelenlerin de kendilerine özgü bir hukuku ve kendilerine özgü bir özgürlük anlayışı vardır kuşkusuz. Birbirlerinin kuyruğuna basmamak, aynı yerde otlamamak, ganimeti hakkaniyetle paylaşmak, hak edenin rüşvetini zamanında ödemek, kumpas kurmamak, madik atmamak gibi... Bu kurallar da herhangi bir yasaya dayanmaz, dayanaklarını yüce varlıklardan ya da padişahlardan almaz. Yapılan işin tabiatından, bir araya gelenlerin temel ihtiyaçlarından doğmuştur ve iş devam ettiği sürece ganimeti paylaşacak olanlar bunlara riayet ederler. Çok açıktır ki, bu kurallar “birliği sağlamak, işin bozulmasını önlemek, amaca ulaşmak” için gereklidir. Örneğin bir bankayı hortumlamak, rüşvet paylaşmak, kara paradan komisyon almak için bir araya gelenler, birbirlerinin “dürüstlüğünden, namusundan, hayırseverliğinden” emin olmak zorundadırlar. Mesela milyon dolar yüklenmiş bir çantayı alıp şuradan şuraya götürecek olan kişinin “çok namuslu” olması önemlidir. Bir de namazında niyazında, dindar bir delikanlıysa, şebekenin çalıp çırptıkları rahatça ona emanet edilebilir.
Bu belirlenmiş çerçevede kendilerini ve hempalarını özgür bireyler olarak hissederler. Bu da bir tür özgür toplum, özgür birey görünümüdür. Sadece bir görünüştür. Özünde ise, bir yerlerden çalıp çırptıkları, emeksiz biriktirdikleri zenginliği “hakkaniyetle uygun ve özgürce” paylaşırken insana ait bütün değerleri, bu arada elbette özgürlük ve eşitlik kavramlarını da dibine kadar çamura batırırlar.

ÖZGÜR İNSANLAR TOPLUMU

Özgürlük ve onun ayrılmaz yoldaşı olan eşitlik, bütün insanlık tarihi boyunca, en süzülmüş insan özelliklerinin bir ifadesi olagelmiştir. Kardeşçe paylaşılacak her şey, kardeşçe üretilmiş, eşitlik bunun üzerinde kurulmuştur. Özgür insanlar, ortak üretim araçlarıyla çalışan, bireysel güçlerini önceden birlikte kararlaştırdıkları gibi ortak bir toplumsal emek gücü halinde kullanan insanlardır. Kimse tarafından sömürülmedikleri gibi, kimseyi sömürmek gibi ihtiyaçları da yoktur.
Bugüne kadar insanlığın bir ayaklanmadan ötekine, birazcık tadına vardığı bu hayatın  özgürlüğün hayatı olduğunu derinden anlayacak olanlar da yine onlar olacak.  ı

İLGİLİ HABERLER

29 Aralık 2013 08:22
2013 yılı özgürlük kavramı üzerine yeniden düşünmemiz için pek çok fırsat sunarak geçti. Geçmiş yıllardan devraldığımız geniş çaplı tutuklamalar, uzun tutukluluk halleri, sınırları birkaç kişi ve kurumla belirlenmiş olsa da etkileri bakımından büyüktü.

Toplam Query: 36