2014: Restorasyon mu?

2014: Restorasyon mu?
2014: Restorasyon mu?

Bir kriz, devrim veya savaş sonucunda çöken bir düzenin yeniden ihya edilmesine restorasyon deniyor. 2008’den bu yana dünya siyasetinde gözlemlediğimiz ekonomik, siyasi ve ideolojik kriz 2013’ün sonuna yaklaşırken düzen güçlerinin inisiyatifi ele geçirdiği bir mecraya girmiş bulunuyor.

M. Sinan BİRDAL

Bir kriz, devrim veya savaş sonucunda çöken bir düzenin yeniden ihya edilmesine restorasyon deniyor. 2008’den bu yana dünya siyasetinde gözlemlediğimiz ekonomik, siyasi ve ideolojik kriz 2013’ün sonuna yaklaşırken düzen güçlerinin inisiyatifi ele geçirdiği bir mecraya girmiş bulunuyor. Henüz restorasyon tamamlanmış değil ve düzen karşıtı güçlerin bir sonraki dönem içinde daha sağlam mevzilenmeleri için fırsatlar bulunmakta. Ancak daha ileri, daha geniş ve daha sağlam mevziler ancak düzen karşıtı güçlerin açık ve net değerlendirmeler yapabilmeleriyle mümkün.

MAI GERİ GELİYOR

2008 finansal krizi ertesinde Evrensel gazetesine yazdığım bir yazıda 1968 krizi sonucunda ortaya çıkan neoliberal restorasyon döneminin sonuna yaklaşmakta olduğumuzu ve 1968’in derslerini akılda tutarak yeni bir restorasyona karşı dikkatli olmamız gerektiğini yazmıştım. ABD piyasalarındaki ve politikalarındaki gelişmeler ekonomik kriz aşamasından belli bir istikrara ulaşıldığını gösteriyor. Daha doğrusu sermayenin merkeze çekilmesi başlarken, kriz merkezden çevreye deplase ediliyor. Henüz hala Keynes veya Chicago okulu gibi bir doktrin ortaya çıkmış değil.
Ancak sermaye hareketine yönelik hukuki altyapının hazırlanması için merkez ülkelerin arasında bir uzlaşıya varılmakta. 1995-97 yılları arasında 29 OECD üyesi arasında yapılan Yatırıma Dair Çoktaraflı Anlaşma’nın (MAI) gizli bir bölümü yabancı şirketlerin hükümetleri sosyal haklar ve çevre koruma kanunlarından kaynaklanan zararlarının tazmini için dava edebileceğini öngörmekteydi. Gizli maddelerin açığa çıkmasıyla başgösteren protesto dalgası karşısında rafa kaldırılan bu proje Temmuz ayından bu yana ABD ve AB arasında sürdürülen görüşmelerde tekrar ele alınıyor. Görüşmelerin hedeflediği Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) veya Transatlantik Serbest Ticaret Anlaşması (TAFTA) gerçekleşirse Atlantik’in her iki kıyısında da ABD ve AB holdinglerinin hakimiyeti tahkim edilmiş olacak. ABD benzer bir düzenlemeyi içeren Transpasifik Ortaklık (TPP) 12 Pasifik’e kıyısı olan ülkeyle görüşmekte. TTIP/TAFTA görüşmeleri sadece holding temsilcilerine açık, kamuya kapalı bir şekilde yürütülmekte. Haberlere göre görüşmelerde 2008 krizi sonrasında finans sermayesine ilişkin getirilen kimi düzenlemelerin kaldırılması gündemde (Wallach 2013).

AKLIN HİLESİNİ BOZMAK

2008 sonrası ABD ve AB’deki protesto hareketleri ise herhangi bir siyasi ve ideolojik bir seçenek oluşturamadılar. Olası bir restorasyonun bu protesto hareketlerinin kimi taleplerini ve özelliklerini sisteme entegre edeceğini tahmin edebiliriz. Nitekim her restorasyon eski düzenin sürdürülemeyen unsurlarını tasfiye etmeyi ve bunların yerine eski düzenin muhalif bazı unsurlarını düzenle uyumlu hale getirmeyi amaçlar.
İkinci dalga feminizmin önemli düşünürlerinden Nancy Fraser feminizmin de dahil olduğu 1968 sistem karşıtı hareketlerin neoliberal restorasyona yedeklendiğine dikkat çeker. Fraser’a göre, feminizmin ekonomizm eleştirisi ekonomi politik eleştiri unsurundan arındırılıp salt bir kimlik siyasetine indirgendi. Devlet kapitalizminin aile ücretini hedefe alan erkek-merkezci eleştiri ise çift maaşlı ailenin norm hale geldiği yeni esnek kapitalizme daha ahlaki bir içerik kazandırdı. Keynesyen refah devletinin eleştirisi Thatcher’in “bakıcı devlet” eleştirisine (Türkiye’deki “devlet baba” eleştirisine koşut) güç verdi. Son olarak verili uluslararası sistemin eleştirisine dayanan sınır ötesi feminizm giderek yerelden kopuk, Birleşmiş Milletler konferansları perspektifine hapsolmuş ve STKlaşan bir özellik kazandı. Profesyonel sivil toplumcularla yerel hareketler arasındaki makas açılırken, İngilizce konuşan elitler kadın hareketinin temsilinde öne çıktılar (Fraser 2009: 107-113).
Fraser’ın bu tespitleri, restorasyon riskini gözardı eden sistem karşıtı eleştirinin nasıl sistemin yeniden tesisinde meşrulaştırıcı bir unsur haline dönüşebileceğini gösteriyor. Fraser bu olguyu Hegel’e atıfla “tarihin hilesi” olarak tanımlıyor. Hegel genel ve evrensel çıkarı temsil eden akılla, özel ve tikel çıkarı temsil eden tutkuların tarihte oynadığı role değinirken dünya tarihinde genel ve evrensel aklın tarihsel çatışmalara girmediğini, çatışmalarda kendi hedefi için özel ve tikel çıkarlar peşinde koşan tutkuları kullandığından bahseder: “Genel düşünce çatışma ve mücadeleye girip kendini tehlikeye sokmaz; o kendini saldırılmamış ve zarar görmemiş şekilde arka planda tutar. Buna aklın hilesi denir...” (Vurgu orjinal) (1970: 49) Hegel’in bu mistik düşüncesi; evrensel ve genel çıkarı, makul olanı, sağduyuyu verili bir mantıksal kategori değil de hegemonik bir kavram olarak tanımladığımızda restorasyon riskine karşı önemli bir çıkış noktası oluşturur. Nitekim hegemonya tikel çıkarın genel çıkar olarak, yani sınıf çıkarının ulusal çıkar olarak, ideolojinin makul olan olarak kabul görmesi durumudur. Günümüzde hegemonya sermaye birikimin mantığının evrensel, genel, makul olarak kabul görmesidir ve hegemonyanın sürmesinin yegane koşulu tarihsel çatışmalara taraf görünmemesi, mücadele görevini tikel görünen ideoloji ve hareketlere tevdi etmesidir. Restorasyon sermaye birikiminin tarihsel çatışma ve mücadelelerden masun, onların üzerinde ve dışında bir temel ilke olarak sunulabilmesi olasılığına dayanır.
Bu anlamda ABD, AB ve Ortadoğu’da çıkan halk isyanları sermaye birikiminin hilesini bozamadı. Böyle olunca isyanlar Mısır’da olduğu gibi düzenin restorasyonunu engelleyecek bir güce ulaşamadı. Bölgede tahribat büyük, ancak düzen yerinde. Dahası ABD ve AB’nin İran ve İsrail diplomasileri bölgesel düzenin yeni bir mimariye uygun şekillendirileceği sinyalini veriyor

TAHAKKÜMSÜZLÜK OLARAK ÖZGÜRLÜK

Peki restorasyona karşı özgürlük mücadelesi nasıl bir yol takip etmeli? Özgürlük mücadelesinin önündeki temel görev hegemonya karşısında mevzilerini genişletmektir. Bunun için özgürlük mücadelesinin bağımsız hattını koruması, her koşulda hegemonyanın hangi çıkara hizmet ettiğini teşhir etmektir. Bu bağlamda hegemonyanın sunduğu seçeneklerin gerçek bir seçenek olmadığını vurgulamak gerekiyor. Özgürlük size sunulanlar arasında seçme hakkı değil size ne sunulacağını belirleyebilmektir.
Cumhuriyetçilik üzerine araştırmalarıyla tanına Philip Pettit düşünce geleneğinin özgürlük tanımını “tahakkümsüzlük” olarak tanımlar. Pettit bu tanımıyla Isaiah Berlin’in klasik negatif ve pozitif özgürlük ayırımını eleştirir. Berlin’e göre benlik hakimiyeti kurmak pozitif ve başkalarının müdahalesinden azade olmak negatif özgürlüktür. Pettit’e göre bu yaklaşım tahakküm ve müdahale arasındaki önemli ayırımı gözardı eder: “müdahale olmaksızın tahakküm olabileceği gibi, tahakküm olmadan da müdahale olabilir” (Pettit 1997: 45). Hiçbir müdahaleye maruz kalmadan tahakküm altında olmak mümkündür. Pettit bunu tahakküm ilişkisinin modeli olarak tanımladığı efendi-köle ilişkisinde örnekler: “Bir efendim olduğu müddetçe ben tahakküm altındayım; efendi müdahale etmediği müddetçe müdahalesiz bir hayat sürerim” (Pettit 1997: 44). Pettit’e göre müdahalesizlik ve tahakkümsüzlük farklı hedeflerdir: “Müdahalesizlik idealine bağlı olanlar, seçim şansının tahakküm altında olup olmadığına bakmaksızın, seçim şansına sahip olmaya – müdahalesizliğe – değer verirler; tahakkümsüzlük idealini benimseyenler ise zorunlu olarak genelde seçim hakkında sahip olmaya değil, tahakkümsüz seçim hakkına sahip olmaya değer verirler” (Pettit 1997: 47). Yerel seçimler yaklaşırken kendini belirleyemediği seçenekler arasında sıkışmış hisseden özgürlük tutkunları restorasyon önündeki en büyük umut.

KAYNAKLAR
Fraser, Nancy (2009) Feminism, Capitalism and the Cunning of 56: 97-117.
Hegel, G.W.F. (1970) Vorlesungen über die Philosophie der Geschichte. Frankfurt am Main: Suhrkamp.
Pettit, Philip (1997) Cumhuriyetçilik: Bir Özgürlük ve Yönetim Teorisi. Abdullah Yılmaz (Çev). İstanbul: Ayrıntı.
Wallach, Lori M. (2013) The Corporate Invasion: Governmen By Big Business Goes Supranational. Le Monde Diplomatique, Aralık 2013.
http://mondediplo.com/2013/12/02tafta.

 

İLGİLİ HABERLER

29 Aralık 2013 08:06
Bir kriz, devrim veya savaş sonucunda çöken bir düzenin yeniden ihya edilmesine restorasyon deniyor. 2008’den bu yana dünya siyasetinde gözlemlediğimiz ekonomik, siyasi ve ideolojik kriz 2013’ün sonuna yaklaşırken düzen güçlerinin inisiyatifi ele geçirdiği bir mecraya girmiş bulunuyor.

DİĞER HABERLER