Üniversiteler hâlâ akademik özgürlüğe muhtaç

Üniversiteler hâlâ akademik özgürlüğe muhtaç

Türkiye çelişkilerle dolu. Sözlerle eylemlerin çelişmesi olağan. “Hukuk devleti” deniyor ama PVSK yürürlükte; polis sokakta gençleri öldürüyor! “Demokrasi” deniyor ama gazeteciler hapiste; milletvekilleri de!

Serdar DEĞİRMENCİOĞLU*

Türkiye çelişkilerle dolu. Sözlerle eylemlerin çelişmesi olağan. “Hukuk devleti” deniyor ama PVSK yürürlükte; polis sokakta gençleri öldürüyor! “Demokrasi” deniyor ama gazeteciler hapiste; milletvekilleri de!
Tutuklu milletvekilleri birer ikişer serbest bırakılmaya başlanınca Anayasa Mahkemesi Başkanı aslında hepsinin bırakılması gerektiğini söylüyor; hatta seçildikleri gün tahliye edilmeliydiler diyor.1 O zaman susan Anayasa Mahkemesi Başkanı şimdi böyle söylüyor. BDP milletvekilleri ise salıverilmiyor.
Anayasa Mahkemesi Başkanı üniversitelerin özgürlüklerin mekânı olması gerektiğini ama üniversiteleri suskunluğun kapladığını da vurguluyor.
“Ben üniversiteleri özgürlüklerin ikametgahı olarak tanımlıyorum. Bu mekanda yaşayan öğretim üyeleri ve öğrencileri düşüncesini ve bunu ifade edebilmeyi, inançlarını, kanaatlerini(...) ortaya koyamıyorsa devletin bağışıklık sistemi çökmüştür(...) üniversitelerimiz 1980 sonrası hayatında bu çöküntüyü ağır biçimde yaşadığından dolayı, çağdaş bilim dünyasında olması gereken kalitesini yakalayamamıştır. Maalesef bugün üniversitelerimiz ifade özgürlüğünü yaşama yerine “susma hakkını” kullanmayı tercih eden kurumlar haline gelmiştir.2
Anayasa Mahkemesi Başkanı “ifade özgürlüğü yok” diyor ama 12 Eylül ardından üniversiteleri hizaya getirmek için kurulan YÖK bir “Akademik Özgürlük Bildirisi” yayımlıyor. YÖK Başkanı, “YÖK vesayet kurumuydu”, 12 Eylül ve 28 Şubat sürecinde “anti-demokratik uygulamalara imza attı” diyor. Sanki YÖK artık demokrat ve özgürlükçü olmuş.

ÜNİVERSİTELERİN DÖNÜŞÜMÜ

YÖK Başkanı yüksek öğretimin “yeniden yapılandırması için çaba sarf ettiklerini” söylüyor ve ekliyor: “Kaliteli akademik uğraşların hayata geçirilebilmesi, nitelikli araştırma ve öğretim süreçlerinin yürütülebilmesi için sağlıklı bir akademik özgürlük ortamının tesisi hayati önemdedir. Bunu yaparken, tek ölçütümüz, akademik özgürlüklere ilişkin evrensel uygulama ve normlardır.”
Burada iki büyük çelişki var. YÖK tarafından yürütülen ve 2012’de sona eren ‘Yükseköğretimi Yeniden Yapılandırma Çalışmaları’ beş temel ilkeye dayandırılıyor: ‘çeşitlilik’, ‘kurumsal özerklik ve hesap verebilirlik’, ‘performans değerlendirmesi ve rekabet’, ‘mali esneklik ve çok kaynaklı gelir yapısı’ ve ‘kalite güvencesi’ Bu neoliberal üniversite düzeninin güçlendirilmesi demek. Bu düzenin akademik özgürlük gibi bir önceliği yok ve olmayacak da. Yeniden yapılandırılacak üniversiteler, ekonominin hem destekçisi, hem de güçlü sektörlerinden biri olacak.3

YÖK’ÜN AKADEMİK ÖZGÜRLÜKLERİ

İkinci büyük çelişki ise ortada. Üniversitelerde baskı rejimi sürüyor. Her yerde “güvenlik” var; karakollar artık üniversitelerin içine taşınıyor. Binlerce öğrenci soruşturmaya uğruyor; usulsüz soruşturmalarla eğitim hakları ellerinden alınıyor. YÖK’ün kendi verileri son on yılda öğrencilere açılan soruşturmaların ve verilen cezaların arttığını, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün kısıtlandığını göstermekte.
Öğretim elemanlarına yönelik baskılar da çeşitleniyor ve artıyor. “Sakıncalı” konularda çalışan veya sendikalı olanlar soruşturmaya uğruyor, işten uzaklaştırılıyor. Kamusal sorumluluk adına topluma ve doğaya sahip çıkan, bilgi ve bulgularını topluma sunanlar mahkemelere çıkarılıyor; çalışma olanakları ve ortamları yok ediliyor. Her düzey yönetici lisans üstü programlara alınacak öğrencilere müdahale edebiliyor. Öğretim elemanları, hatta öğrenciler facebook ve twitter üzerinden takip edilip fişlenebiliyor. Ama yöneticiler dokunulmazlıklara sahipler; suçları sabit bile olsa, iktidar yanlısı oldukları için soruşturma görmüyorlar.
YÖK, “düşünce, bilim ve araştırma özgürlüğünü çiğneyen bir kontrol mekanizmasına, devlet aklını toplumun tüm damarlarına yaymakla mükellef bir baskı ağına dönüşmüş” durumda.4

DÜZENE UYGUN ÜNİVERSİTE

Artık iktidarın derdi “yandaş” üniversiteler ve kuşaklar üretmek. Rektörler iktidar yanlısı açıklamalar yapıyorlar. Hatta, ODTÜ’ye ziyaret bahanesiyle çıkartma yapan Başbakan protesto edilince, kimi rektörler ODTÜ’yü protesto etmekte yarışabiliyorlar. Bir rektör, iktidar partisi genel merkezine gidiyor, plaket veriyor ve bu ziyaret üniversite web sitesinden duyuruluyor.
Neoliberal düzen eğitimin “serbest”, okulların “özel” olmasını gerektiriyor. Güya kâr amacı gütmeyen “vakıf” üniversitelerinin hemen hepsi aslında kâr amacı güden birer özel işletme. Bu üniversitelerde geçici ve güvencesiz çalışma işleyişin bel kemiği. Geçici ve güvencesiz olarak çalışan akademisyenler örgütlenmekte büyük güçlük çekiyor ve sonuçta ağır iş yükü ile, bir dershane ortamında çalışıyorlar. Geçicilik ve güvencesizlik akademik özgürlüğün olmaması demek. Kamu üniversitesinde öğretim elemanları devleti sorgulamışlardır çünkü sorgulayabilirler. Koç Üniversitesi’nde ise Koç’un savaş sanayinden çekilmesi istenemez çünkü iş güvencesi yoktur. Bugün Türkiye’de üniversiteler hâlâ akademik özgürlüğe muhtaç!

* Prof. Dr.


1 Posta, 5 Aralık.
2 Atatürk Üniversitesi 2012-2013 Eğitim ve Öğretim Yılı Açılış Konuşması, 5 Ekim 2012.
3 Eğitim Sen Yükseköğretim Stratejisi Atölyesi ve Yükseköğretim Bürosu tarafından hazırlanan Yükseköğretimin Yeniden Yapılandırılmasına Karşı Görüş Metni.
4 Türkiye’de Araştırma ve Öğretim Özgürlüğü Uluslararası Çalışma Grubu (GIT Türkiye) ve Eğitim-Sen İstanbul Üniversiteler Şubesi tarafından yapılan açıklama.

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.