Hayallerimiz burada gömülü!

Hayallerimiz burada gömülü!

Onlar 50 lira için ‘kaçağa’ giderken, ayakkabı kutularında çıkan milyon dolarlar… Çocukların anıları, yok olan hayaller, acı, öfke, acı ve acı... Roboskî Katliamının ikinci yılında başlayan dosyamızda, Roboskîli ailere kulak veriyoruz.

DOSYA: Kapanmayan yara: Roboskî


Uzun bir yolculuğun ardından varıyoruz Roboskî’ye. Minübüs şöförü köyün girişindeki benzinlikte duruyor. Benzinliktekiler bir bardak çayla karşılıyor bizi. Çayımızı içerken gözümüzü karşımızda duran ve sınıra doğru uzanan dağlardan alamıyoruz. Aklımızda savaş uçakları, bombalar, parçalanan bedenler, karların kana boyandığı o soğuk aralık gecesi... Tüm bu düşünceler arasında, Ümit Encü geliyor. Bizi buradan alarak köye götürüyor. İlk durağımız, katliamda hayatını kaybeden Hamza Encü’nün evi. Evin girişi kalabalık, kadınlar yemek hazırlıyor. İçeri geçiyoruz. Hamza’nın babası Tahir Encü’nün bizi karşıladığı odanın bir duvarına katliamda öldürülen 34 kişinin fotoğraflarının yer aldığı, etrafı çiçeklerle süslenmiş, katliamın tarihi ve saatinin not düşüldüğü bir pano var. Bu panoyla gittiğimiz diğer evlerde de karşılaşıyoruz. 34 kişinin fotoğraflarının yer aldığı bu pano Roboskîli ailerin ortak acısının simgesi olarak asılı duruyor duvarlarda. Birbirlerine, geçmişlerine, anılarına ve adalet arayışlarına bu fotoğrafla sarılıyor gibiler.
Odada televizyon açık. Önce Ferhat Encü’nün konuk olduğu Med Nûçe yayınını izliyoruz. Daha sonra Roboskîli ailelerin Van’da Erek Dağı’na tırmanışıyla ilgili haber veriliyor. Ve başka yerlerden Roboskî haberleri… Bulunduğumuz oda giderek kalabalıklaşıyor. Beraber oturuyoruz sofraya.

ACIMIZ HİÇ DİNMEDİ
Söze ilk olarak 22 yaşındayken bombaların hedefi olan Hamza Encü’nün babası Tahir Encü giriyor. 80 kiloluk bedeninden sadece 10 kilosu bulunup toprağa verilen Hamza Encü’nün babası... “Çok acı yaşadık” diyor. “İki yıldır acımız hiç dinmedi” dedikten sonra ekliyor, “Üzerimizdeki baskı da bitmek bilmiyor.” Katliamın bir kaza, yanlışlık sonucu gerçekleştiğine inanmıyor Tahir Encü. Duvarda asılı panodan oğlunun fotoğrafını göstererek, “Hamza’dan ne istediler” diye soruyor. Askerlerin köylülerin sınıra gidip geldiğini bildiğini anlatıyor. “Getirdikleri sigaradır. Bilerek bir katliam yaptılar. Ama iki yıldır AKP bir adım atmıyor” diyor. Sınırda yapılan bir anmadan dolayı ‘sınır ihlali’ gerekçesiyle kendilerine para cezası kesildiğini söyleyen Tahir Encü, “Adalet böyle mi işliyor? Biz çocuklarımızın faillerini isterken bize ceza veriyorlar. Biz ‘birini öldürsünler’ demiyoruz. Failleri istiyoruz. Biz adalet istiyoruz” diyor.

ŞURADA TOP OYNARDIK
Tahir Encü’nün yanından ayrılıp katliamda öldürülenlerin yan yana yattığı mezarlığa doğru yola koyuluyoruz. Faruk ve Ümit Encü eşlik ediyor bize. Burada herkesin bir yakını katliama kurban gitti. Yolda Faruk bize bir arsa göstererek, “Ölen arkadaşlarla burada top oynardık” diyor. Hüzün kaplıyor hepimizi. Sessizce mezarlığa varıyoruz. Tüm mezarların üstünde çiçekler ve fotoğraflar var. Ümit birkaç mezar taşında elini gezdiriyor. Arkadaşlarına dokunuyor gibi... Sonra bir köşeye oturuyor. Biz de yanına oturuyoruz. “2 yıl hayatımdan çalınmış gibi” sözleri dökülüyor ağzından. “Ölenlerin hepsi arkadaşımdı. Benim de umutlarım, hayallerim hepsi burada gömülü” diyor. Katliamdan daha 3 gün önce arkadaşlarıyla top oynadıklarını anlatıyor. Sonra o güne dönüyor Faruk; “Maçtan sonra arkadaşlarla kaçağa gittik. Sonra ben Silopi’ye, dershaneye gittim. Sabah uyandığımda babam aradı. ‘Başın sağolsun, arkadaşların vefat etti’ dedi. Ne oldu, nasıl oldu anlamadım. Arkadaşlarımı aradım, kimseye ulaşamadım. Arabayla eve geldim. Bir sürü insan gördüm, arkadaşlarımı da görürüm diye düşündüm. Ama yoktular. ‘Arkadaşların şehit düştü’ dediler.”

SELAM, FADIL, ŞERVAN... ARTIK HİÇBİRİ YOK
Biraz para kazanabilmek için sınıra gittiklerini söyleyen Ümit giriyor söze. “Burada bir fabrika yok, tek şansımız sınıra gitmek. Şimdi televizyonda bakan çocuklarının nasıl para kazandığını görüyoruz. Bize ‘kaçakçı’ diyorlar. Ama onların nasıl kaçırdıkları ortada” diyor. Arkadaşlarının eksikliğini çok hissettiğini söylüyor Ümit; “Sanki buradakilerin hayatını bir gecede bitirdiler. Çoğu okuldan, köyden arkadaşımdı. Günlük hayatta hep birlikte, her şeyi yapıyorduk. Düğünlere gidiyorduk, birlikte eğleniyorduk. Şimdi köyde 2 yıldır düğün yapılmadı. Kimse de yapmaz zaten. Aileden öte tuttuğum arkadaşlarım vardı. Selam, Fadıl, Celal, Şervan, Seyithan, Zeydan vardı... Şimdi yoklar. Bu bana çok dokunuyor” diyor. Adaletten başka bir şey istemediklerini söylüyor Ümit. “Dilerim bu son katliam olur. Adalet yerini bulur. Sadece bizim için değil; Türkler, Aleviler herkes için adalet istiyoruz. Tüm halklarla dostça yaşamak istiyoruz” diyor.
34 gencin mezarı başında yaptığımız sohbeti sonlandırıp, diğer ailelerle görüşmek için yeniden yola koyuluyoruz...


ADALETİNİZ BU MU?

OLAY gecesi askerlerin yolları tutarak köylülerin yaralılara ulaşmasını engellediğini söyleyen Faruk Encü, “O gece biz aileler olarak ambulansı, yetkilileri aradık ama bize dönmediler. Ambulansların gelişi engellendi. Köyün üzerinde helikopterler geziyordu. Katliamın üçüncü günü İçişleri Bakanı geldi. Tugay Komutanlığına gitti. Aileler çadırdaydı, yanımıza gelmedi. Arada 3 km bile yoktu. Bir başsağlığı dilemedi. Tekrar skorksy helikopterine binip gitti” diyor. 28 Aralık’ta büyük bir vahşet yaşadıklarını ifade eden Faruk, “Geçen iki yıl içinde bize öyle davrandılar ki sanki bir katliam daha yaşadık. Bize cezalar verdiler, cezaevine attılar. 5. gün anneler sınıra gitmek istedi, çocuklarının nasıl katledildiğini görmek için. Oraya bir karanfil bıraktıkları için her anneye 3 bin TL para cezası geldi. Aileler ne zaman bir yere gitse korkutuyorlar, ‘bu mücadeleden vazgeçeceksiniz’ diyorlar” diyor. Geçen ay Cumhuriyet Savcılığından randevu istediklerini ancak randevu verilmediğini söyleyen Faruk, “Bu katliamın açığa çıkarılmaması, dosyanın askeri yargıya gönderilmesi zaten katliamın onaylanmasıdır. Asker bu katliamı yapmış ve sen o dosyayı alıp askerin eline veriyorsun. Bu mu adalet? Şimdi dosya askeri yargıda bekliyor. Bir ilerleme yok. Dosyanın bir an önce askeri savcıdan alınıp, sivil yargıya devredilmesi gerekiyor” diyor.


KATLİAMI HERGÜN YAŞIYORUM

KATLİAMDAN sonra köyde herkesin hayatının çok değiştiğini söylüyor Faruk. “Zaten köyde fazla genç de kalmadı. 34’ü katledildi. Bazıları Güney Kürdistan’a, bazıları İstanbul’a gitti” diyor. Ölen arkadaşlarıyla çok yakın olduklarını anlatıyor, “Birbirimize çok bağlıydık, kopamıyorduk. Arkadaşlarımın katledilmesi benim yaşamımı değiştirdi” diyen Faruk, sözlerini şöyle sürdürüyor; “Katliamı her an yaşıyorum. Şurada bir ağaca bile baksam onlarla anımız var. Kafamı yastığa koyduğum zaman vicdanım rahat olmuyor. Ben o 34 insana söz verdim. Mücadelenin sonucu ne olursa olsun, canımı da alsalar bu mücadeleden vazgeçmeyeceğim.”


CEMAAT DE AKP DE SORUMLU

YOLSUZLUK operasyonundan sonra polislerin görevden alındığını hatırlatan Faruk, “Buradaki katliamada bir tek kişi istifa etmedi, görevden alınmadı. Sadece Kaymakam ile bir komutanın yerleri ödül gibi değiştirildi” diyor. Bakan çocuklarının tonlarca para çaldığını, ayakkabı kutularında sakladıklarını söyleyen Faruk, “Burada bazı çocuklar ayaklarına poşet geçiriyor. Kışta, karda 20-30 lira için sınıra gidiyorlar. Roboskî Katliamı’nda cemaatin de, iktidarın da parmağı var. Bu katliamda parmağımız yok diyorlarsa failleri açığa çıkarsınlar” şeklinde konuşuyor.


GEZİ’DE, LİCE’DE, ROBOSKÎ’DE DEVLET KATLETTİ

ROBOSKÎ’de 34 gencin vicdani reddini açıklayacağını söyleyen Faruk, “Gençlerin üzerinde ‘askere gideceksiniz’ diye baskı var. Önce kardeşini katledeceksin sonra da gelip ağabeyine ‘askere git’ diyeceksin. Böyle şey olur mu? Biz artık katliamların son bulmasını istiyoruz. 15 gün önce Gever’de de bir katliam oldu. Gezi’de, Lice’de gençler öldürüldü. Biz Gezi aileleriyle birlikte mücadele etmek istiyoruz. İktidarların karşısında hep birlikte artık yeter dememiz lazım” diyor.


BİNLER ROBOSKÎ'DE OLACAK

KATLİAM’ın 2. yılında Türkiye’nin dört bir tarafından sanatçılar, aydın, akademisyen ve siyasetçiler ile binlerce kişi bugün  Roboskî’de olacak. Yaşamını yitiren 34 kişinin anılacağı etkinlikte, bir kez daha katillerden hesap sorulması istenecek.
Bugün Türkiye’nin dört bir tarafında yapılacak yürüyüş ve etkinliklerle de katliam lanetlenecek, sorunluların hesap vermesi istenecek.


TÜM İNSANLIĞIN TRAJEDİSİ

ROBOSKÎ Katliamı’nın 2. yıl dönümü nedeniyle yapılan etkinlik ve eylemler sürüyor. Antep’te yönetmenliğini Bülent Gündüz’ün yaptığı ‘Roboskî Mon Amour’ filminin gösterimi yapıldı. Nar Sanat ve Halkların Demokratik Kongresinin düzenlediği film gösterimine ilgi yoğundu. Filmin ardından izleyicilerle bir söyleşi gerçekleştiren Yönetmen Gündüz, olayın ardından Hükümet ve Genelkurmay Başkanının istifa etmesi gerektiğini söyledi ve medyanın Robosk’i konusundaki tutumunu eleştirdi.
Katliam Malatya İnönü Üniversitesinde de lanetlendi. Malatya Özgür Öğrenci Derneğinin çağrısıyla kütüphane önünde bir araya gelen öğrenciler Rektörlük binasına yürüdü. 
Adıyaman Üniversitesi öğrencileri de bir yürüyüş yaptı. Katliamın sorumlularının açığa çıkarılmasını isteyen öğrenciler, ‘Gün gelecek devran dönecek, katiller halka hesap verecek’ sloganları attı. Yapılan açıklamada “Roboskî’nin hesabı sorulmadan barıştan söz edilemez” denildi. (HABER MERKEZİ)

www.evrensel.net