Yolsuzluklar üstüne ya da rızanın imalatı

Yolsuzluklar üstüne ya da rızanın imalatı

Rıza Sarraf, bakanları parmağında oynatacak gücü nereden alıyor? Durum, yalnızca dağıttığı avantalarla açıklanabilir mi? Yolsuzluk dosyalarının içyüzünü görebilmek için bu tür soruların yanıtlanması gerekiyor.

Ulaş Başar GEZGİN

Rıza Sarraf, bakanları parmağında oynatacak gücü nereden alıyor? Durum, yalnızca dağıttığı avantalarla açıklanabilir mi? Yolsuzluk dosyalarının içyüzünü görebilmek için bu tür soruların yanıtlanması gerekiyor. Bu genç ‘iş’ adamının RTE’nin birçok açılışında Erdoğan ailesinin yakınında olduğunu görüyoruz. Acaba kendisi, Amerikan ambargosu nedeniyle zor duruma düşmüş olan İran’ın bir kuryesi, taşeronu ya da gölge arabulucusu mu?
Yolsuzluklarla ilgili sohbetlerde, işin uluslararası boyutu, kimi zaman gözden kaçabiliyor. Sarraf’ın Türkiye’den uçurttuğu uçaktaki altınların sahibinin İran olma olasılığı yüksek. Çeşitli yazarların dikkat çektiği gibi (bkz.  ), Amerika’nın İran’a yönelik ambargosu nedeniyle, İran’a para göndermek ve İran’dan para almak olanaksız olmuştu. Ancak İran’ın dış ticari ilişkileri bir biçimde sürüyordu. Nasıl oluyordu bu? Türkiye, İran’a, Halkbank’ta, TL, döviz ve altın hesabı açtırmıştı. Örneğin, Türkiye, İran’dan enerji satın alıyor; karşılığında, İran’ın Halkbank’taki hesabına altın aktarıyordu. Bu altınlar, ‘altın ticareti’ adı altında bir biçimde İran’a ulaştırılıyordu. Yani 1.5 ton altın dolu uçağın ardı da arkası da var; şaşırmamalı. Amerikan Temsilciler Meclisi üyelerinin, daha önce tam da bu nedenle, Halkbank’ı protesto ettiklerini de anımsatalım. Halkbank konusu, Wikileaks’teki belgelerde de yer alıyordu (bkz. ).
İşin İran boyutu, Amerikan parmağını gösteriyor; ancak, bu, bakanların ve şürekasının rüşvet aldığı gerçeğini değiştirmiyor. Erdoğan’ın ABD nezdinde ‘istenmeyen kişi’ (persona non grata) oluşu, bu ambargo delme hikayesinden ileri geliyor. Yine Mavi Marmara konusunu da eklersek; Cemaatin ABD ile İsrail’in yanında yer aldığı rahatlıkla söylenebilir. Ancak bu, parayla vatandaşlık dağıtacak kadar alçalmış ilgili bakanların dolandırıcı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Ayrıca, bu durum, Erdoğan’ın neden Gezi’de bu kadar ısrar ettiğiyle ilgili bir soru işareti de doğuruyor. Gezi direnişi sırasında, kulislerde konuşulan bir konu, Gezi’deki projede bir yabancı devlet başkanının dahli olduğu; Erdoğan’ın bu projeyi hayata geçirmeyerek ona mahçup olmak istemediği biçiminde idi. Bu durumda, Sarraf’la bu kadar akçeli işler çevirmiş olan bir iktidarın Gezi gibi bir projede ne biçimde nemalandığı da sorulmalı. Rıza Sarraf’ın hayırsever olduğunu söylemesi, Halkbank genel müdürünün ise ayakkabı kutusundaki paralar için “İmam-hatip parasıydı” demesi, aslında ne kadar da Deniz Feneri ve Süleyman Mercümek davalarını anımsatıyor değil mi...
Erdoğan’a uyarılar çok önce gelmişti aslında. Hanefi Avcı, kitabında (bkz.  ), cemaatin AKP’liler hakkında gizli dinleme ve takip yaptığını, bir arşiv oluşturduğunu ve ileride bunları patlatacağını ileri sürmüştü. Bir cemaat kalemi ise, 4 ay önceki bir tweetinde, “Bakanların oğulları yolsuzluğa karışmışsa kim güler kim ağlar” yazmıştı (bkz.  ). Ayrıca, Hakan Fidan olayından sonra, Erdoğan’ın gardını çoktan almış olması gerekirdi. Ancak Hakan Fidan olayında, soruşturma yürüten savcıları görevden alamayıp onun yerine Meclisten MİT görevlileri için yasal bir koruma çıkarması (Böylece MİT’çilerin yargılanması Başbakanlık onayına bağlı oldu), aslında duruma tümüyle hakim olmadığını gösteriyordu. Üstüne üstlük, dershaneleri kapatma (Daha doğrusu dönüştürme) konusundaki ısrar, Erdoğan’ın, cemaatin AKP’yle ilgili tuttuğu dosyalardan daha önce pek de haberdar olmadığını gösteriyor. Ya da onlarda da cemaate karşı başka şantaj malzemeleri olabilir (bkz. ). Yoksa bu kadarını göze alamazdı herhalde.
Gezi’nin en sıcak günlerinde, yani haziran 2013’te, kulağımıza çalınan bir diğer konu da, Cemaatin, başta Erdoğan olmak üzere AKP’lilerle ilgili yolsuzluk dosyaları biriktirdiğiydi; bunları yerel seçimden birkaç hafta önce patlatacaktı.
1 yıl öncesine ait soruşturmanın (Ki altın kaçakçılığı olayı, 1 yıl önce bakan bağlantıları anılmadan basına da yansımıştı) delil karartma nedeniyle biraz öne alındığının açıklanması, bu iddianın doğru olduğunu gösteriyor. Yakın dönemde ise, Gül’ün yeni bir parti kurduğu ve yakında kamuoyuna açıklayacağı söyleniyor (bkz.  ). Gezi’de Cemaatin etkisinin ne olduğu sorusunu soran az sayıda yazar oldu (bkz.  ve  ); şimdi bir kez daha ve güçlü bir biçimde sorma zamanı. Gezi’nin en büyük kazananı, cemaat oldu. AKP yıpranırken, cemaat, her zaman olduğu gibi, (özellikle Ergenekon davalarında olduğu gibi) açık iktidar olmamanın üstünlüğüyle, yara almadan kurtuldu.
Roboskîlilere kaçakçı diyen iktidar, en büyük kaçakçının kendisi olduğunu bir kez daha göstermiş oldu. Bundan sonra, Erdoğan’sız AKP ya da cemaate yakın bir CHP iktidarı dillendiriliyor; belki Gül’ün partisi de yetişir. Fakat yanıttan çok sorulara sahip olduğumuz bir süreç bu... Sorular uzar gider... Günümüzün ileri gelen düşünür ve eylemcilerinden biri olan Noam Chomsky’nin kitaplarından birinin adı, ‘Rızanın İmalatı’. Ders kitabı olarak okutulan kitapta, insanların nasıl şiddet görmeden, tıpış tıpış, medya tarafından oluşturulmuş olan ‘kendi rızaları’yla düzenle bütünleştikleri ve onun sürekliliğini güvence altına aldıkları anlatılıyor. Bu ülkede, Rızalar bitmez ama Geziler de bitmez... Tarihsel diyalektik böyle söylüyor bize...

www.evrensel.net